21 Eylül 2011 Çarşamba

Düşünmekteyim!!!

Hiçbir zaman sabırlı bir insan olmadım. Sanırım olamayacağım da..Herşeyi hep bir anda olsun isterim. Okula başladığımda hemen okumayı öğrenmek istemem, işe başladığımda milletin yıllarca emek verdiği şeyleri bir günde öğrenmeyi istemem, aşık  olduğumda karşılığını hemen istemem gibi..Hiçbir şeye sabrım yok hep herşey bir an önce olsun bitsin isterim. Ya olacak o iş ya da olmayacak..Bu kendimi bildim bileli hep böyle...Malesef ki sabrım olmadığı gibi birşeylere emek harcarken olması gereken biraz zaman istiyorsa sıkılıp bırakmam benim çoğu kez başarısız olmam ile sonuçlanmıştır..Ama işte bu hayat benim için  ya artı olacak ya da eksi ona göre yönümü çizmem gerekli.. Allahın sevgili kulu olduğumu hiç saklamıyorum, bunca şımarıklığa karşın halen daha bana yüzünü güldürüyor. Belki de biliyor bu kulunun huyunu, birşey olmadı mı kendi canından bile vazgeçebileceğini.. Bu aralar yine dellendim, sabırsızlığım tuttu.. Millet deli gibi aylarca iş ararken okulu bitirdiğim günün ertesi günü ilk iş görüşmemde işe kabul edildim. Okuldan geldiğim akşamında da babamdan bir sürü nasihat dinledim, kendini kaptırma bir çok aday olacak ilk iş görüşmende işe alınmayı bekleme diye..Millete alay konusu bile oldum bu sebeple..Sabırsız olsam da hayattan çok fazla  beklemediğim şeyler dışında tüm istediklerim oldu.. İstediğim şeyleri kalpten isterim çünkü. Sevdiğim adam benim olsun, okul okuyayım, işe gireyim.. Oldu ama..Okulla alakalı bir problemim vardı, sınava tabii tutulmam gerekiyordu, çok üzüldüğüm ve beni çok etkileyen bir konuydu kalpetten istedim o da oldu..200 kişilik sınavı 5 kişi kazandı ve kitap açmamama rağmen 1. oldum. Şimdi yine bir isteğim var, acaba çok şey mi isterim? Yoksa çok mu sabırsızım yaaaa....Dün tam da böyle şeyler düşünmekteydim ki garip bir e-mail aldım kim olduğunu bilmediğim birinden..Mail attım sizi çıkaramadım diye,  şahsen beni tanımazsınız ama ben sizi tanıyorum filan ve içimden geldi size atmak istedim bu maili diye bir cevap geldi..Garip çok garip.. Çünkü ben tam da bu aralar birden büyümek ve her istediğim olsun istemekteydim yine....

iki HİKÂYE - ÜÇ DERS - BİR SÖZ 
1.Hikâye-Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.
Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. 
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?-On yılda, demiş kavak.-On yılda mı? 
Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye
, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
 Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için. 
 
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.
Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır.
 
2. Hikâye-En iyi Buğday
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. 
Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. 
Çiftçi:-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? 
Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. 
Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olmasıdemektir.
Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
 
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.
  
3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.
 
'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır. 
Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.
 
'Afrika Atasözü Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. 
Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. 
 KALIN SALICAKLA

15 Eylül 2011 Perşembe

Eylül İşte..


Eylül... Fersude sonbaharların giriş kapısı... İlk yaz rüzgârından alınmış bir hızla savrulan düşüncelerin hoyrat hayallerin ve avare zamanların yorgunluğu kırgınlığı pejmürdeliği içinde yeniden derlenip toparlanması gereken hayatın rengi... Ve yeniden başlamanın yorgun ritmini hatırlatan yağmurlar... Bölük pörçük hatıralar kırık dökük sevinçler... Şiir kılığında gelen acı...

Eylül işte; nâm–ı diğer hüzün...

Eylül... Her şair için ayrı bir Leyla; kurşunî gelinlikler giyinip de gelen... Dilemmaların çıldırtıcı sükunu bir yanda; ve bir yanda sislerin ve buğuların ardından sökün edip yürümüş sancıların ilhamı... Katar katar uzaklaşan kuşların kanatlarına yüklenen son arzular kadar umutsuz ve beklenesi...

Eylül işte; nâm–ı diğer pişmanlık...

Bilmiyorum siz bu yazıyı okurken yağmur yağıyor olacak mı?.. Belki yapraklar savruluyordur şimdi bulunduğunuz şehirde; belki sular kararıyordur yavaş yavaş... Altın kızılı bir gurubun soyunmuş dalında çifte kumruları seyrediyorsunuz belki de... Bir sanatoryum bahçesinde gezinen uzun saçlı zayıf ve genç iki kaderdaştır belki ikindiler ve yağmurlar... Belki sizin kentin huzurludur akşamları belki de alaca düşmüş gecenin bir yüzünde siyah tırnaklarını ruhunuza geçirmeye çalışan ifritler dolaşır...

Eylül işte; nâm–ı diğer melal...

Tenha yollar aşınmış günler hayata dar gelen arzular ve kanadı kırık kuşlar... Tabiatın birden uyanıp gerçeği gören yüzü... Kıymeti bilinmeyen lezzetin çamurlara bulaşmış sarı bir acılık tarafından istilasına karşı şaşkınlık... Acıların beyhude sevinçlerin zavallı mutlulukların fanî olduğunu anlamanın dehşeti...

Eylül işte; nâm–ı diğer ölümün rengi...

Eylül... Yaşanmamış mevsimlerin en gerçeği... Uçuk benizli koşuşturmacalar yeniden kurulan defter–kitap pazarı... Eski okul çantasına kalem yerine ancak gözyaşını koyarak okula giden minik adımlar... Yoksul mahallelerde gitgide çamurlanacak karanlık sokaklar... Camlara mıhlanıp 70 yıllık muhteşem bir sükût ile yolları seyreden kırçıl hatıralar... Ciğer paresini okula eksik kitapla gönderen annenin yüreğindeki çizik... Para etse canını da verir ama...

Eylül işte; nâm–ı diğer acının mührü...

İskender PALA

12 Eylül 2011 Pazartesi

Sırça Fanus/Sylvıa PLATH

 Kitabı almamdaki ilk sebep çok yakın bir arkadaşımın kız arkadaşı intihar girişiminde bulundu bende düşündüm ki intihar eden yazarların kitaplarını okursam insanların neden intihar eğiliminde olduklarını algılayabilirim..Sırça Fanus tam da istediğim şekildeydi. Yazar kitabını yayınladıktan bir ay sonra intihar ediyor. Sanırım intihar eğiliminde olan insanlar çok başarılı olsalar bile özgüvenleri olmadığı için kendilerini sürekli başarısız olarak algılıyorlar. Kitapta birçok eleştirmene göre yazarın hayatından kesitler sunduğunu doğrulamakta ve okuduğunuz süre boyunca da yazarın bariz bir şekilde kendine ne kadar güvensiz olduğu irdelebiliyorsunuz. Bir çok eleştirmene göre intihar etmesindeki sebebin annesiyle arasındaki bağın neden olduğu söyleniyor fakat kitapta annesiyle ilişkilerine çok fazla değinim yapmadığı için bir şey söyleyemeyeceğim . Bence böyle durumlarda intihar girişimine sebep birçok neden olabilir. Ama bunu tetikleyen birşeyler mutlaka vardır. Ailede yaşanan travmalar, okuldaki başarı veya başarısızlıklar, arkadaş ilişkileri, ergenlik döneminde yaşanan ruhsal ikilemler..Bunlar ancak ayrı ayrı ele alındığında bir sonuca varılabilir. Tabii hastanın kapılarını size ne derece açtığıyla da çok alakalı bu sonuç.. Psikolog olmamakla bereber  bu konuyu sadece merak ettiğim için araştırma gereği duydum. Ama sanırım bir insan kafaya koymuşsa siz ne yaparasanız yapın onu kurtaramazsınız. Ancak bizler yol gösterebiliriz. Ve eğer karşımızdaki bunu kabul etmiyorsa yapabileceğimiz birşey yoktur. Onlar kandileri isterse kapılarını bize açar ve gitmek istedikleri yolu yine anca kendileri belirler..

11 Eylül 2011 Pazar

Payıma Düşenler..

Açıkçası ilk defa gittiğim bu sahaf festivali ben gerçekten çok mutlu etti. Bir sürü hikayesi olan bu kitapların arasında sanki başka bir yolculuğa çıktım. Kimbilir bu kitapları kimler okudu ve neler hissetiler diye düşünmeden edemedim. Bu kadar kalabalık oluşu ise beni daha çok şaşırttı diyebilirim. Türkiye'de kitap okuyan sayısı bu kadar düşükken böyle bir kalabalığı beklemediğimi eklemeden edemeyeceğim. Böyle bir kalabalık gerçekten görülmeye değerdi.. Sahafçıların da mutluluğu gözlerinden okunuyordu.

İşte bu festivalden benim de payıma düşenler...



Açıkçası zamanla tekrarlanmayan İngilizce bir zaman sonra hatırlanamaz hale gelebiliyor. Sürekli okunan kitaplarımızın arasına İngilizce olanlardan da eklesek hiç fenana olmaz sanırım.. Bunları inceleyerek ve okuması gayet anlaşılır olduğu için kütüphaneme eklemekte sakınca görmedim..



 2010 yılının en çok okunan kitapları arasında seçilen Shantaram ve Dünya Klasiklerinden okumadığım Jane Eyre kütüphanemde yerlerini aldılar. Aslında listem oldukça kabarıktı fakat bulamadıklarım olduğu gibi yeni çıkan kitapların fiyatları sahaf indirimi olmasına rağmen kitapyurdu fiyatına göre pahalıydı. Öncelikle tavsiyem almak istediğiniz kitapları internette araştırmanız ve karşılaştırarak alışverişinizi yapmanız olacaktır. Gerçi genel bir söylentiye göre kitapyurdunda satışı yapılan kitapların orjinal olmadığı konuşuluyor fakat bugüne kadar aldığım kitaplarda böyle bir sorunla karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Hatta yazar tarafından imzalanmış olanlar bile vardı..  Benim aldığım bu kitapların toplamı 20 TL tuttu ve özellikle ingilzce kitaplar piyasada çok pahalı olduğu için bu alışverişten gayet karlı çıktım:)

Daha sonra ise İstiklal'in kalabalığına karıştım. Niyetim sıcak bir kahve içmekti fakat eşimin de bana eşlik edeceğini öğrendikten sonra vazgeçtim. Onu beklerken bu cicişlere de hayır diyemedim:)



Biten yazın son indirimlerinden faydalanmak gerekli değil mi:)

Daha sonra ise eşimin katılmasıyla birlikte Nevizade'de başbaşa güzel bir akşam geçirdik.. Dolu dolu ve gayet karlı bir gün geçirmenin mutluluğuna diyecek yoktu:)


9 Eylül 2011 Cuma

Yarınki Plan

Ne Öyle Ne Böyle Blog sahibesi sevgili Ceren'in verdiği habere göre 5. Beyoğlu Sahaf  Festivali 6 Eylülden itibaren kapılarını açmış. Tabii benimde yarınki plan belli oladu böylelikle:) Bir sürü kitap arasında ufak bir yolculuğa çıkmak sanırım çok keyifli olacak..Gitmek isteyenlere duyurulur Festival 6 Eylül'den 18 Eylül'e kadar devam edecekmiş..Bu haber beni çok sevdindirdiği gibi sanırım bütün kitapseverleri sevindirecek gibi.. Listemde alınması gereken bir sürü kitap olması nedeniyle umarım bütçemi zedelemeden en ufak hasarla atlatırım bu gezintiyi:) Kitapları görünce nedense kendimi kaybetme durumları yaşarım her seferinde de...


Daha sonra ise uzun zamandır gidilmeyen İstiklal Caddesine yürümek ve sıcak bir kahve içmek bünyeme çok iyi geleceğe benziyor..

Hepinize şimdiden güzel bir haftasonu geçirmenizi dilerim...
Mutlu haftasonları:)

Sevilmek!

Sevilmek güzel şeydir değil mi? Hele de ardınadan birileri gideceğinizi öğrendiğinde sizin için gözyaşı döküyorsa..Sevildiğini bilmek  ise apayrı bir mutluluk yaşatır insana. Herkese nasip olmaz bu ne yazıkki. Bazı insanlarda şeytan tüyü varmışcasına ilk andan itibaren kanınız ısınınıverir ve diğer insanlardan onları ayıran nedir anlayamazsınız hiç. Ama gözlerinde size karşı yaydığı ışık yeterlidir sizin için. Aslında bugün hem üzgün hemde mutluyum; gidene üzüldüğüm fakat bu kadar seveni olduğunu öğrendiğim için de mutluyum. Çok tecrübeli değilim iş hayatında iki yıldır aynı yerde ve ilk çalışmaya başladığım yerdeyim. Fakat bir insan ayrılıyorsa şirketten ben daha önce görmedim arkasından ağlandığını. Kovulanlar için zil takıp oynanır, istifa edenler için ağlanır mı bilmiyorum. Sevdiğim bu hanım istifa etti ama benim için kovulsaydı da fark etmezdi..Sanırım diğerleri için de öyledir durum.. Ne mutlu ona ki bıraktığı yerde birçok seveni var. Herkese nasip olmaz bu durum, darısı bizim başımıza diyelim...Yaptığımız işin ne olduğu önemli değil sanırım önemli olan insan olmak. İnsansan bu durum yüzüne yansıyor galiba.. Öyle mi acaba?

8 Eylül 2011 Perşembe

Karga Korosu/Kamil KARLIDAĞ


Bu kitabı çok merak ettiğimden almıştım fakat ne yazık ki hayal kırıklığını uğradım. Tamam prikoloji güzel, felsefe güzel de nereye kadar? İnsanı resmen depresyona sürükler bu kitap. Kamil Karlıdağı'ın ilk kitabı ve benim de bu yazarın okuduğum ilk kitabı. Sanırım yazar ilk ve son kez bu kitabı yazmış daha sonra çıkan başka bir kitabına rastlamadım çünkü. Kitap yazarın belki de kendi hayatından bir kesintidir. Neyse ne, kitap bir çocuğun çocukluğunda ailesinin sebep olduğu travmadan dolayı içe kapanışnı ve bunlarla baş etme hikayesini anlatmakta. Annesinin psikolojik bunalımı çocuğu aşırı derecede etkilemekte ve bu nedenle üniversite okumak isteğiyle evden ayrılmaya karar verir fakat annesi çocuğun gitmesini istemez. Birgün eve içkili gelerek çocukluğunda babasının içkili bir anında annesinin içine kapanmasını sağlayan olaydan dolayı içki içmesine çok kızar ve  annesi o günden sonra çocukla bir daha konuşmaz. O da üniversite okumaya şehre gider. Birkaç ay üniversiteye devam ettikten sonra da çok başarılı bir öğrenci olmasına rağmen üniversiteyi bırakır ve geçimini sağlamak için  öğrencilere ders vermeye başlar. Fakat bir gün aldığı bir telgrafla annesinin öldüğünü öğrenir ve yaşadığı kasabaya geri döner. Annesinin kimsesizler mezarlığına gömülmesi de acısına acı katmıştır bu genç delikanlının.. Daha sonraları ise annesinin evine yerleşir, bir iş bulur ve tanımadığı fakat yardıma muhtaç birkaç insana bu evin kapılarını açar. İş yerindeki en iyi arkadaşının kızına sırılsıklam aşık olur ve aşk acısı çeker. Evde bir aile gibi yaşayan insanlar dış etkenlerce pek hoş karşılanmaz ve başlarına olmadık ve acımasız işler gelir. Bu arada yine arkadışının kız kardeşine aşık olduğu için arkadışına ve ailesine ihanet ettim duygusu ile kendini yer bitirir. Bu duygularla baş edemeyeceğine karar verir ve arkadışına açılır fakat arkadaşı duruma çok sevinir.  Tam herşey yoluna girmişken kız bu delikanlıyı hep ağabey gibi gördüğünü ve bunun asla olamayacağını belirtir. Evdeki gelişen üzücü olaylar ve kız tarafından reddedilişi içine daha çok kapanmasına neden olur.  En sonunda da delikanlı kafayı yer.... İşte kısaca kitabın özeti böyle.

Kitabın kapağı ise kitabın konusuyla hiç örtüşmemesi bir yana gayet de ürkütücü bir görünümü var. Yine de herkesin görüşü kendine.. Ben okudum çok dramatik buldum ama siz okursanız belki de çok etkilenirsiniz. Ama kendi adıma söyleyebilirim ki piyasada çok daha ilgi çekici ve okunmaya değer bir sürü kitap varken bununla zaman kaybettiğime yanıyorum.


5 Eylül 2011 Pazartesi

Bayram Raporu..


Evet yine yeniden bir pazartesi..Ve yeni bir iş günü. Herkes bu resimdeki gibi  mi hissediyordur bilinmez  ama ben gayet enerjik bir şekilde iş başındayım. Öyleki sabah 6.15 yerine 5.32 de gözlerim faltaşı gibi aydınlıktı. Uyuz bir sivrisinek sağolsun:) Yatmayı çok sevmeme rağmen bu tatil bünyeme fazla bile geldi diyebilirim.. Herkesin bir yerlerde oluşu ve benim sinir bir şekilde evde olmam sebebiyle  bu bende uyuz bir yüz ifadesine sebep oldu. Neyse ki bugün pazaretsi ve allaha şükür gidebileceğim bir iş var:) Hele ki hedeflenen satış oranını aşmamız sebebi ile yarım maaş ikramiyeyi hesabımda görmek bu işi daha da çok sevmeme sebep oldu.. Öğrencilikten sonra ilk defa bu kadar uzun bir süre evde olmam bir şeyi kafama sokmamı iyice sağladı. Anladım ki ben uzun süre bir evde oturacak kadar sabırlı biri  değilim. Gerçi hiçbir zaman sabırlı biri olamadım:) Yani yapacak ne varki? Ev işleri desen bir günde bitiyor, bir saatte de yamek yapıyorsun, ee sonrası? Sonrası hiç, evde eşimle tembel tavuklar gibi yattık:) Hatta bir süre sonra birbirimize dayanamaz hale bile geldik.  Benimle dalga geçen kendisi yaz gribine yakalandı. Ve böylelikle hem alçılı kolu, hem gripli oluşu benim sinirlerimi iyice zorladı. Koca malesef hastalık hastası oldu gitti.. Neyse ki tatile denk geldi de ucuz atlattık.  Bu süre zarfında Dexter sağolusun zamanın çabucak geçmesini sağladı. Bitince de ee şimdi biz ne yapacağız olduk:)  Dokuz günlük tatil sonucunda Dexter bitti. Kocanın hastalığı bayağı bir düzeldi. Bugün kontrolü var bakalım sonuç ne olacak..Ütüler bitti, fakat yerine yenileri eklendi:) İki kitaba başlandı fakat ikisi de yarım:) (Haftasonuna bitmesi umuluyor) İki kitabı aynı anda okuyabilecek kadar sabırsız biriyim işte:) Bol bol uyundu, bol bol tatlı, kahve  tüketildi. Uzun süredir görülmeyen arkadaşlarla görüşüldü, mutlu olundu. Sonuç olarak herşeyin bu kadar bol oluşu bünyeye biraz ağır geldi ve artı 2 kilo olarak bana geri döndü:)

Neyse efendim bugünün pazartesi oluşuna ve gidebileceğim bir işimin oluşuna hiç bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi..

Mutlu bir pazartesi geçirmeniz dileğiyle..


30 Ağustos 2011 Salı

Şeker Bayramı


 Şeker bayramı denilince akla tıka basa o leziz şekerlemeleri mideye indirmek gelirdi ilk aklımıza gelen. Mahalledeki arkadaşlarla yarış yapardık kim daha çok şeker toplayacak diye.. Bir poşet, yetmedi iki poşet, artık bir seneye yetecek kadar şekerlememiz vardı..Ama biz onları nedense üç günde bitirirdik:) Tabii karın ağrsı da cabası.. Artık şeker toplamaya kimse gelmiyor. Gelen çocuklarda şekerlemeleri beğenmeyip bir iki ısırık aldıkları şekerleri merdiven aralıklarına bırakıveriyorlar. Bekledikleri ya da istedikleri şeyler sanırım artık şekerleme değil.. Ne yazık.. Zamane çağı dedikleri bu sanırım, ya da biz böyle yetiştiriyoruz çocukları. Kim bilir..

Bugün eşimle birlikte bütün tanıdıklarımızın bayramını kutlamaya gittik. Ne yazıkki kendimi biraz öksüz gibi hissettim ki kendi ailemden herkes bayram tatili için bir yerlere gitmişlerdi.. Aslında mutlu olmam gerekir onlar adına ama işte insan bazen kalbine söz geçiremiyor:) Annem babam, babaannem,anneannem kimse mi kalmaz ya.. Neyse ki teyzem burdaydı anne yarısı derler ya:) Kendi çocukları da burda olmayınca daha bir sevindi kadıncağız bizi görünce..

Neyse efendim bu bayram benim için biraz buruk da olsa hepinize bu resimdeki gibi mutluluk dilerim..

NİCE MUTLU BAYRAMLARA..

25 Ağustos 2011 Perşembe

Bayram Planları..

 Bu bayram için daha bilmem kaç ay öncesinden şu kadar gün tatil olursa şunu yaparım, bu kadar gün olursa bunu yaparım diye planlar yapan ben denizin malesef ki hayalleri suya düştü:( Bir şeyi kırk kere söylersen olur derlerdi de inanmazdım. Evet istediğim oldu ve bu bayram tatili bizim şirket için de 9 gün tatile kavuştu. Yalnız hesaba katmadığımız başka şeyler de olabiliyormuş bu hayatta.. Sağlık! Sağlınız elden gidince ne yazıkki tüm yaptığınız planların ve kurduğunuz hayellerin hiçbir önemi kalmıyor..Eşimin talihsiz mi diyelim nazar mı diyelim bilemedim ekmek keserken parmağını kestiği için 20 gündür komple kolu alçıdaydı. İnsan nasıl olurda ekmek keserken komple parmağını doğrayabiliyor ben anlayamadım millet nasıl anlasın değil mi? İlk gördüklerinde nedense herkeste bir inanama durumu var çünkü.. Neyse efendim pazartesi günü dikişleri alınacak ve alıçadan çıkacak diye sevinen sevgili eşim 6 haftalık sürecek alçıdan beter (plastik ater dedikleri)bir işkenceye mağruz kalacağını duyunca ne yapacağını bilemedi. Bunun yanında hergün hastanelere gidip fizik tedavi yaptırması da cabası. Nitekim kendisi az biraz hiperaktif olup bu kolu 6 hafta boyunca hiç hareket ettirmeden nası duracağını kara kara düşünmekte.. Düşünmekle kalmayıp kızgın bir boğa gibi burnundan dumanlar çıkarmakta.. Şimdi ben ona mı üzüleyim yoksa kendime mi üzüleyim bilemedim. Meğerse benim koca oğlanın hastalığı çok beter oluyormuş! Neyseki allah daha beterinden korudu..Herşeyin başı sağlık diyerek benim yan gelip yatma hayellerini başka bahara erteledik..

  Şimdi bu 9 günlük bu tatilde böyle bir Termal ve Spa merkezine gidip yan gelip yatma hayalleri kuran ben deniz için bayram tatili şöyle olacak..


Yeni başladığım Dexter Serisinin kalan son 2 sezonunu bitirmek..

Okunması gereken  birikmiş kitaplarımı bitirmek (En azından bitirmeyi umuyorum):))..


 Birikmiş ütülerimi bitirmek.. Allahım bu nası bir eziyettir yaa..Bir peri gelse bir dokunuşla bütün ütüleri bitiriverse,ne güzel birşey olurdu değil mi:))



 Burnundan dumanlar çıkan sinirli ve sabırsız bir koca oğlanı sevimli ve sürekli pozitif bir hasta bakıcı olarak katlanmak..


Bolca uyumak....



Ve umuyorum ki en azından bütün bunları sevimli evimde dış etkenlerin beni rahat bırakması dahilinde gerçekleştirebilirim..



23 Ağustos 2011 Salı

Pencere..

Hayat hep böyle midir yoksa onu biz mi çok fazla ciddiye alıyoruz. İnat ediyorum onu ciddiye almamakla ama karşıma öyle anlar çıkıyor ki dur diyorum sen bu hayatı ne sanıyorsun? Sandığım şu ki ben ona hep kendi penceremden bakmak istiyorum!  Ama o senin penceren ne ki küçücük bir hava deliği benim penceremin yanında diyor..Diretiyor bana onun penceresinden bakmaya.. Ve hayat dediğim şey benimle oyun oynamaya başlıyor.. Beni kendi içine hapsediyor ve artık kendi ufak dünyamda boğulduğumu hissediyorum. Kendi penceremin ne olduğunu bile unutuyorum. Oysa ben onun pembeliği bozulmasın diye pamuklara sarmıştım..

19 Ağustos 2011 Cuma

Mutlu Eden Bir Mail!

Ah sen yok musun her zaman beni şaşırtmayı bildin! Acaba beni senden daha iyi tanıyan var mı bu dünyada? Yok sanırım..Olmasın da zaten..İşte bu yüzden kalbimin anahtarı bir tek sende var!

Sormayın neden bu durgunluğum
Görmeden kuytu yaralarımı
Sormayın neden bu huysuzluğum
Bilmeden saklı duygularımı
Çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakılınca                                   Burası beni
Çok mu kalender sandınız dert anlatmayınca                                  

Gamsız hayat, herkese başka sunar garip oyunlarını
Gamsız hayat, herkese başka kurar kahpe tuzaklarını
Gamsız hayat, herkese başka sorar geçmiş hesaplarını
Gamsız hayat, herkesi başka yorar görmez gözünün yaşını

Sanmayın biter bu durgunluğum
Sarmadan kuytu yaralarımı
Sanmayın biter bu huysuzluğum
Açmadan saklı duygularımı
Çok mu güçsüz duruyorum derdimi paylaş
Çok mu çaresiz dersiniz dertten ağlayınca                                            Bu kısmı da sanki seni anlatıyor                                                
Nakaratlarda buluşuyoruz galiba

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kitapyurdu Siparişim..


Aslında elimde 10 kalemlik bir liste vardı fakat listemi kaybettiğim için en azından aklıma takılan merak ettiğim kitapları alayım dedim..Hem böylelikle bunları bitirdikten sonra tekrar almak için bahanem oldu:)) Normalde bir günde gelen kargo bu sefer iki güne uzayınca merakım daha da arttı. Bu kitapları daha bir heyecan içinde bekledim diyebilirim..Neyse ki geldi de kitaplarıma kavuştum. Fakat merakım bunları okuyup bitirmedikçe dinmeyecek.. "Karga Korosu" kitabın kapağından dolayı beni ürkütse de içlerinde en çok merak ettiklerimden..

16 Ağustos 2011 Salı

Günün Yazısı..


Piril piril ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçlari tarali, disleri firçalanmis adam ya da kadini sevmek kolaydir.

Aslinda ask, ayni insani, sabahin köründe uykudan uyandirdigindaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, ayni tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmis pijamalariyla kanepede yastiklara sarilip sizmisken bile sefkatle oksayabilmektir.

Buna katlanamayanlar zaten âsik degillerdir.

Bu durumda evlilik;
hoslandigin insana karsi olan duygularini öldürüyor denilebilir.
Zira âsiksan, ayni havayi solumak bile zevk verir,
hep beraber olmak istersin, banyodan gelen su sesi bile onun evde oldugunun isaretidir ve huzur verir.

Ütüledigin gömlegin ona ne kadar çok yakisacagini düsünürsün.

Pisirdigin yemegi ne çok sevecegini hayal edersin.

On tane ayakkabisi varken, onbirinciye sahip olmakla mutlu olacak diye, istedigin gömlegi satin almaktan vazgeçersin

Zamanla olmaktan çok bir seyler vermekten mutluluk duydugunu kesfedersin.

Eger kadin evlilikte ikinize yemek pisirecek,
dolabi düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olarak görülüyorsa,
o kadinin saçlarinin hiç yaglanmadigini ve adamin geceleri terlemedigi düsünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüsüp öpüsülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik degil, bir Amerikan filminde karakterlerden biri olmaktir,,

Bu hayallerle yola çikildiginda,

damat ilk gece gelinin saçlarindan onlarca firkete sökmeye çalistiginda, gelin ise damat firketelerini çikaramayip kuaföre söylendiginde zaten evlilik sandiklari sey çatirdamaya baslayacaktir.

Evlilik, sadece ask degildir.

Evlilik; ev arkadasligi, sirdaslik, ortak hesaba sahip mudilik, ayri kökenlerin birlesmesi, basi hatirlanmayan bir akrabalik iliskisidir..

Ask bu iliskide tutkuyu saglar ama tek basina ayakta tutamaz.

Âsiksaniz atesli sevismeler yasarsiniz,
ama kis aksamlari evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz.

Hala caniniz sikildiginda onu degil de annenizi ariyorsaniz, yalan olmustur o evlilik.

Ask evlilikte gider gelir.

Haliya kola döktügünde ask biter. Ama o, haliyi temizleyebilirse gene âsik olunur

O aradaki sinir evresini asabilenler, ellinci yila kadeh kaldiranlardir.

Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artik evliligin yalan olduguna inanacaklardir.

Zafer, direnenlerin olur...
Can DÜNDAR 


11 Ağustos 2011 Perşembe

Sırma'nın Günlüğü/Naşide GÖKBUDAK



İntikam iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. Bilendikçe daha kesici olur. Bir tarafı ile düşmana zarar verirken diğer tarafı ile de muhakkak kendine zarar verirsin. Syf.133


Birincilikle, ikincilik arasında öyle ince bir çizgi vardır ki, çok zaman fark edemeyiz bile. Bu belli belirsiz çizgiler seni bu kadar mutsuz ederse, hayat boyunca mutluluk nedir, tadamazsın. Bugünü yaşamasını bil ki yarına hazır giresin. Syf.153

Nefret küf hastalığı gibidir. İçine düşünce içten içe çürümeye başlarsın. Bir an gelir ki; içi oyulmuş, bir yere dayanması gereken bir çınar ağacı gibi olursun. Ve seninle ilgilenecek birilerini bulmak zorunda kalırısn. İşte o zaman nefret sana sevgisizlik ve ilgisizlik olarak geri döner. Artık yaslanacak hiçbir yerin yoktur. Syf.188

Akıllı insan, kendi hayatında huzuru yakalamayı bilen insandır. Eğer huzurunuz yoksa tüm başarılarınız, tüm kazançlarınız sadece ve sadece dış görünüşünü değiştirir. İçinizde herşeyi yakıp yıkan bir fırtına hep eser. Syf.336


2 Ağustos 2011 Salı

Serenade für Nadia, üstüne İncir Reçeli..


Genelde dolu dolu geçen haftasonlarımız yerine artık daha dingin ve ramazan sofralarının verdiği tadı  mutlulukla hissetmek olacak sanırım..Ramazanın en güzel yanı sanırım büyük, kalabalık ve sevdiklerimizle paylaştığımız sofralar..İster oruçlu olalım ister olmayalım artık diğer aylara nazaran daha az gezmek var..O nedenle haftasonu evde yapılacak en iyi şey ya kitap okumak ya da film izlemektir..Birkaç hafta önce bitirdiğim bir kitap ve geçen hafta izlediğim film size en güzel  hafta sonu tavsiyesi olur..

Zülfü Livaneli'nin Serenad'ı gerçekten okumaya değecek bir kitap..Az çok herkes duymuştur ününü zaten..Ama ister sevin ister sevmeyin kitap bittiğinde bilmediğimiz ne çok şey varmış detirtiyor..Ben kitabın hem edebi, hem bilgilendirici hem de hayata başka bir pencereden bakmamı sağlamasını sevdim..Ayrıca bittiği zaman sizi daha çok şey araştırmaya sevk ediyor diyebilirim..En azından bende öyle oldu:) Size kitap şöyle oldu böyle gelişti demek istemiyorum gereksiz yere bir açıklama olur diye düşünüyorum. Ama az ve öz konuşmak gerekirse okumaya değecek bir kitaptır derim.
Sadece beni etkileyen birkaç cümle anlatır sanırım bütün kitabı..

"...ama bazı ölümlerin acısı hep yeni kalıyordu."

"Yaşlılıkta çoğu durumda beden ve zihin aynı anda çökmüyordu.Genellikle bunlardan biri daha genç kalıyordu.Önce zihin çökerse insan daha mutlu ölür."

"William Reich banyoda sıcak suyun içine gömülmeyi, yorganın altında cenin pozisyonunda kıvrılmak gibi, ana rahmine geri dönme isteği olarak yorumluyordu. Bazen insan dünyadaki kötülükleri görünce gerçekten böyle bir arzuya kapılmıyor mu?"

"Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi oldugunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru."

"Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette, ama mesele sadece mutluluk değildi. Önemli olan yaşadığımı, hayatın bir anlamı , bir değeri olduğunu hissetmekti. Elinde çiçek tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi birşey değildi bu. Daha derin bir varoluş sorunuydu."

"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ak düşünce mi?
Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini. Son nefesini içi arzuyla, heyecanla dolu bir kız olarak verir. Ama değişim yaşar. Hayat o kızı sürekli değiştirir ve bu değişimlerin hiç şaşmayan aktörleri vardır. Bir erkek."

Bazen ne yaparsanız yapın kaderin önüne geçilmiyor bu kitapta öyle bir sonla bitiyor işte..Tavsiye edeceğim "İncir Reçeli" filmi de öyle..


Film basit bir aşk filmi gibi gözüksede Serenad'daki gibi bunun sonunda da kaderin önüne geçilmiyor..Hayat işte herşey bizim sandığımız gibi toz pembe değil sanırım..

"Bana bir şeyi sevme hakkı vermediler, ben de incir reçelini sevdim. İncir Reçeli sendin sevgilim."

"Hiç yadırgamadım yüzünü, inan çok tanıdık… Gönlüme hoş geldin sevdiğim, kusura bakma ortalık biraz dağınık."

"Ben insanları arabanın camına vuran yağmur damlalarına benzetiyorum. Bazen, bir damla aşağı doğru kayarken, başka bir damlaya karışıp, güçlenerek daha hızlı ilerler. Ben de sana karıştım aşkım. İnsanlar acımasız, savurgan. Hiçbir şeyin sonu gelmeyecekmiş gibi davranıyorlar. Bir gün, şoförün camı açabileceğini hiç düşünmüyorlar."

 P.S:Ne okursanız ne de izlerseniz zamanınız boşa harcamış olmazsınız.


29 Temmuz 2011 Cuma

Yardım?

Arkadaşlar bana yazılan yorumlara cevap veremiyorum. Yorumu yazdıktan sonra kimlik seçin diyor, bende google hesabımı seçiyorum fakat benden takrar tekrar online giriş yapmamı istiyor. Bu konuda bir bilgisi olan var mı? Sorunu nasıl halledebilirim?

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Candan Erçetin Konseri...

Most Açık hava konserlerinin bu yılki açılışı Candan Erçetin ile başlamış oldu ve hayranı olduğum bu kadının benim için ilk olan konserine gitme şansı yakaladığım için kendi adıma çok mutlu oldum.. Yıllardır hayranı olduğum bu kadının sesi hem kulaklarımızın pasını sildi hemde ruhuma ilaç gibi geldi diyebilirim.. Candan Erçetin konserde üç farklı kıyafetle çıktı ve üç elbise de bence muhteşemdi..Sesi, duruşu ve kişiliğiyle Türkiye'ye ve biz gençlere örnek  bir sanatçı. İyi ki gitmişim iyi ki yakından canlı performansını dinleme fırsatı bulabilmişim.. Sırada konserden bulanık da olsa çekebildiğim fotoğraflar..Ne yazıkki çok fazla fotoğraf çekebilme şansı yakalayamadım yakalasam da görüntü çok kaliteli değil ne yazıkki:(


Erçetin Konser açılışını siyah, abartıdan uzak ve  bence çok asil olan bu kıyafetle yaptı..


Koser alanı hıca hınç doluydu..İnsanın bu kadar seveni olması kadar güzel bir duygu yoktur sanırım..


İkinci aradan sonra bu açık gri, kendine özgü bir stili yansıtan yine çok hoş olan bu elbiseyle çıktı biz ileyicilerinin karşısına..




Ve kapanışı bu elbiseyle yapan Candan Erçetin.. Tabii totğrafta pek gözükmese de ben en çok bu elbisesini beğendiğimi söyleyebilirim..
Ayrıca kendisi de rumeli kökenli olduğu için sanırım biz rumeli göçmenlerinin çektiği sıkıntılardan azıcık da olsa konserinde bahsetmesi beni daha bir mutlu etti..

Teşekkürler Candan Erçetin..Bize o güzel sesinle yaşattığın güzel o dakilar için...



22 Temmuz 2011 Cuma

Elif Şafak - İskender

Merhabalar Arkadaşlar,uzun zamandır buralarda değildim. Ama bazen insanın canı hiç birşey yapmak istemez sadece o anların tadını çıkarmak ister..Uzunca bir süreden sonra güzel bir tatil yapmak ve insanın en sevdikleri ile birlikte olması gerçekten muhteşem bir duygu..Hayatın normal rutininde zaten teknoloji ile sürekli haşır neşiriz..En azından tatil zamanında sevdiklerimize gerçekten hak ettikleri zamanı ayırmamız gerektiğini düşünüyorum.( No more Pc, no more telephone, no more e-mail, just be relax and make your daydream what you want:)))


Neyse gelelim bahsetmek istediğim konuya..Şu sıralar pek gündemde olan yeni Elif Şafağın kitabı...


Aslında Elif Şafağa karşı ayrı bir sempatim var yazdığı kitapların çoğunu okumam dolayısı ile yazılarını da severim. Fakat açıkçası Firarperest'ten sonra hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Şahsi fikrimce bir kitap tanıtımı iyidir hoştur ama bu kadar reklam kokması da çok sinir bozucudur. Bu kitaba karşı tamamen önyargılıyım!!Eminim kurgusu güzel ve duygularını okuyucuya iyi aktarmıştır..Ama bence bir kitabın reklamını en güzel okuyucu yapar kanısındayım! Bu kitap da Firarperest gibi ticaret amaçlı olduğunu düşündürüyor..Elif Şafağın ilk kitabını okurken yarattığı ilk izlenimleriyle bugünkü izlenimlerimin ne yazıkki aynı olduğunu söyleyemeyeceğim..Karşılaştırma yapmak gerekirse Zülfü Livaneli de çok başarılı ve iyi bir yazar ve son çıkan kitabı Serenad çok ses getirmesine rağmen bu kadar reklamı yapılmadı. Onun reklamını okuyucular gayet güzel yaptılar!Yorumu size bırakıyorum:)
PS: Bu kitabı da elbette okuyacağım çünkü en azından kitap hakkında fikir sahibi olabilmek için..Ama kendim elimle gidip bu kitabı almayacağım!

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Maşukiye'de Bir Köy Evi..

Günlerden sonra ilk kez canlandığımı hissetim:) Havaların düzelmesi bu kadar mı etkisini gösterir anlamadım gitti ama sebep ne olursa olsun yüzümü güldürdü. Bazen şehrin stresinden gürültüsünden uzaklaşmak iyi geliyor insana. Öncesinde Bursa'daki düğün davetini ilk duyduğumda oflayıp puflamıştım zaten bi haftasonumuz var diye.. Ama bazen uzak diyarlardan düğün, nişan vs. davetleri almak da iyi oluyormuş..Ailecek gezmeyi sevdiğimizden Bursa'ya feribotla gitmek yerine gezerek gitmeyi tercih ettik. İlk durağımız da Maşukiye'de güne güzel bir kahvaltıyla başlamak oldu..Ne güzel de oldu:))



Şu çocukların neşesi ve mutlulukları beni benden aldı diyebilirim..Gözleri bile ışıldıyordu..Keşke hepimiz dünyaya onların baktığı pencereden bakabilsek..


Yeşilliklerin içinde ne güzel bir hoşgeldin daveti..




Şu hamakta gün boyu yatmak için neler vermezdim..



Kedi delisi ben bu minnoşu çekemeden duramadı..Koca evde hayvan sevmediği için anca böyle fotoğraflarla, sokakta, kırda vs. yetinmek zorunda kalan bu kulunuza acıyınız:((


25 Mayıs 2011 Çarşamba

Hayal


Bir sabah ellerin cebinde çık evinden!
Ceketin iskemleye asılı kalsın.
Bekliye dursun dostun
Kahvede.
İşe gitmekten de
Bugünlük vazgeç.
Öylece dolaş çiçek kokan sokaklarında
Güzel şehrinin.
Yeniden tat gökyüzünü,
Ağaçlara selam ver!
Apartımanların hatırını sor!
Senden başkaları için değil
Bu güzel gün
Mavi gök için.

                                                                        SABAHATTİN KUDRET AKSAL



      Bir türlü gelmeyen baharı getirme niyetiyle başladığım tabloyu nihayet uzun bir aradan sonra bitirebildim. Keşke şimdi orada olabilsem de kendimi bıraksam çimlerin üstüne ve kuş seslerinden başka bir şey dinlemesem...

Bugünün hatta bu haftanın bitmesini istiyorum yaaa..

6 Mayıs 2011 Cuma

Son İki Hafta..

Çok çalıştım az uyudum..
Yeni ürünü fuara yetiştirdik.
Denetlendik.
İso'dan tebrik aldık.
Finans denetiminden sağlı sollu yumruklandık..
Yumruklar hala devam ediyor...
Fuara katıldık.
Alnımızın akıyla bu işi de başardık.
Çok şükür hala ayaktayız.
Üç günlük dağ havası alıp geldim.
İyi geldi!
Çok mutlu bir haber aldım.
Mutluluktan göz yaşı dökülebileceğini gördüm.
Çok mutsuz bir olay yaşadım.
İçim parçalanırken göz yaşımın boğazıma dizilip akamadığına şahit oldum.
Hayal kırıklığı sizi o kadar şok eder ki acınız size göz yaşı bile döktürmez.
Zamanla alışıyorsunuz.
Hayat işte...
Acı ve tatlı!
Kış ve yaz!
Aşk ve nefret!
Mutluluk ve mutsuzluk!
Başarı ve başarısızlık!
.
..
...
Biri olmadan diğeri olmuyor..
Hepsi bizim için..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...