Derviş ŞENTEKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Derviş ŞENTEKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2012 Perşembe

Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi/ Derviş ŞENTEKİN

Kitabın ismi ne kadar da dikkat çekici değil mi? Aynen bende buna kapıldım ve başka bir kitap okurken dayanamadım buna atladım. Pişman mıyım? Hayır. Sonuçta okuduğumuz her kitap bizi başka diyarlara götürüp, gerçek hayatta olamadığımız ne varsa hayalimizde de olsa onu yaptırmaz mı? Sadece başka bir hayal kurarken diğeri daha cazip geldi ve onu kurmaya başadım.
Dili ve edebi çizgisi basit, konusu ise sıradan polisiye romanlarından çok fazla değişik olmamakla beraber değişik bir uslup buldum anlatımda. Derviş Şentekin'i aslında ilk defa bu kitapla tanıdım. Sonrasında hakkında biraz araştıma yaparak bu açığımı bir nevi ört-bas işine girştim. 20 yıllık gazeteci, sonrasında Radikal Kitap editörü olan Derviş Şentekin'in ilk yazarlık deneyimi bu kitapmış. Ne yazıkki çok daha ilgi çekici polisiye romanları okuduğum için bu bana biraz yavan kaldı. İsmi kadar içeriğini  çekici bulamadım. Derviş Bey sanırım gazetecilikten gelen bir alışkanlığı olsa gerek iyi bir pazarlama taktiği kullanmış... Ama kendi adıma ilkler hep önemli olduğu için yazara tebriklerimi iletirim. İleriki denemelerinde daha iyi olacağından şüphem yok, çünkü yazım uslubu sıkılsanızda beni oku diyor. Hep öyle değil midir zaten, ilkler hep acemilik işi olmaz mı? Kendi işime ilk başladığım gün hala dün gibi aklımdadır... Nasıl zorlanmış, nasıl demoralize olmuştum anlatamam. Şimdi bana sorsanız ilk başlarda yaptığım hataları yapar mıyım? Herşey tecrübe işte, deneyim kazandıkça, öğrendikçe gelişiyoruz.

Kitaptan altını çizdiğim birkaç cümle var ama en güzelini de zaten daha önce şu yazımda paylaşmıştım :)

8 Şubat 2012 Çarşamba

Kahvenizi Nasıl İçersiniz?

Haftasonu yeni bir kitaba başladım; evet blog sayfamda olan kitabı yarım bırakarak hemde... Annem o kadar çok sevmiş ki,  anlata anlata bitiremedi. Zaten başta daha isminden dolayı ben burdayım diyor kitap. Neyse hasta olmasaydım bir solukta bitirebilirdim belki, umuyorum ki çok yakında bitecek:)
Asıl değinmek istediğim konuya gelince: kahve...
Siz sever misiniz bilmiyorum ama ben bayılırım:)
Kitapta altını çizdiğim ve acaba gerçekten böyle midir diye merak ettiğim ve  henüz bitiremesem de sizlerle paylaşmak istediğim bir paragraf var.

''Sade kahve içenler artık evden kopmuş demektir. Daha doğru bir ifadeyle bir eve ihtiyaçları yoktur. Yaşadıkları herhangi bir yeri ev olarak benimseyip mutlu mesut yaşamaya devam ederler. Yıllarca bir otel odasında yaşayabilirler, örneğin. Ama sütlü kahve içenler hep bir ev ararlar. Evlerinden iki gün ayrı kalsalar, hemen bir mutsuza dönüşürler. Yataklarını, ellerini sildikleri havluyu, her gece oturdukları koltuklarını, hatta ne bileyim çorap çekmecelerini bile özlerler.''

Düşününce bana geyet mantıklı geldi. Ben kahvemi çeşidine, o anki ruh halime göre farklı içerim. Mesela türk kahvesini herzaman koyu ve şekersiz, espressoyu ise her zaman sütlü ve yine şekersiz içerim. Öyle süslü kremalı kahveleri ise hiç içemiyorum. Yani ruhum da böyle sanırım zaman zaman kendimi evimde hissedeyim zaman zaman da bırakın beni özgür olayım diyor... Mesela bu aralar fena halde daralmış durumdayım, biyerlere gideyim gezeyim tozayım istiyorum. Bu yüzden  içtiğim kahve de sade ve çok koyu bir türk kahvesi bu aralar:) Ben kendime çok pay biçtim bu ufacık paragraftan, ya siz nasıl içersiniz kahvenizi?

Not: Kitabı birkaç gün içinde yayınlamayı umuyorum:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...