Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2014 Cuma

AA BENIM BIR BLOGUM VARMIS

Ben sanirim basladigi seyi devam ettiremeyenlerdenim... Ne cok istedim yazmayi, paylasmayi ama bir turlu elim varmadi. Ya da kolayima geldi nasilsa bazi arkadaslarla instagramda paylasmaya devam ediyoruz diye... Simdi  nedense ic sesim gece gece buralara itti beni, sanirim yazmayi okumayi yeniden ozledim. Itiraf edeyim bloggera girmeyi bile unutmusum! Usunca bir hamileBebegim  dort ay on iki gunluk oldu ve bu gunlere gelene kadar cok zordu. Bana deseydiler bu kiz bir gun anne olacak hayatta inanmazdim. Ben ki cocuk istemeyen taraftim ama gel gor ki su an bir atmaca misali yavrumun ustune titriyorum. Zaten duygusal olan ben annelik vasifimla daha da guclendi. Nitekim annelik cok ama guzel bir duyguymus. Gulun dikeni gibi hem dikenli hem cok goz alici... Yeniden yazmak istiyorum elim el verdigince nasilsa benim dunyam degil mi hep kitap olmak zorunda degil; biraz da sadece icimden geldigi gibi paylasimlarda bulunmak istiyorum belki sadece kizima yazarim belki de hayat akip giderken icimden sustuklarimi yazarim. Kim bilir, belki de yeniden uzunca bir sure ugramam buralara:((

5 Şubat 2013 Salı

SON ZAMANLARDA BEN..


Uzun zamandır aranızda yokum ne yazıkki, nerelerde olduğuma gelince işten sonra ben bu haldeyim... Hem iş hem okul hem de evlilik canım çıkıyor açıkçası:(


Arada kaldığım boş vakitlerde de kendimi eğitme çabaları içerisindeyim deee hala bi faydasını göremiyorum. Yakında mesleği bırakıp kendime ufak bir butik filan mı açsam diye bi hayallerdeyim. Bazen boşa okuduğumu düşünüyorum...

 
Şans yüzüme gülsün diye karşıma iki seferdir çift gökkuşağı çıkıyor ama hala bir gelişme yok:(
 
Sonra sınavlarım olmasına rağmen uzun zamandır kendimi yanında çok rahat hissettiğim bi arkadaşımın kız arkadaşıyla tanıştım, böyle bi yerde karşılıklı kahve içtik, keşke burda olsa da daha çok vakit geçirebilseydik...
 
Tabii bu yoğunlukta yine kitap okumaya çalışıyorum... Bu cümle beni o kadar etkilemişti ki instagram daki arkadaşlara nazikçe mi gideriz? diye sorarak paylaşımda bulunmuştum. Geçmedi bir kaç gün dedeciğim bizi bırakıp nazikçe uzaklara gitti... (Umuyorum nazikçe gitmiştir...)
 
 
Köyde hava çok soğuk ve karlı olmasına rağmen dedeciğimi çok kalabalık uğurladık... Dedem 1954 yılında 4 gün tutamadığı orucunu kendine iç ederek gitti... Mekanın cennet olsun dedem...
 
Dedemin evi hep bu kadar büyülü görünecek mi , yoksa anneannem de yanımıza gelince bir daha buralara adım atmaz mıyız?
 
 
Köyde, doğal hayatta böyle güzellikler var, biz hergün şehir stresinden ne çok şeyden mahrum kalıyoruz...
 
Hayatta geriye kalan gezip gördüğümüz, yediğimiz içtiğimiz şeyler.
Denemediyseniz Edirne Tava Ciğerini herkese tavsiye ederim. Sevmeyenler bile sever bu ciğeri eminim...
 
 
Ve son olarak instagram da kitapkardeşliği etkinliği sayesinde bu kitaba başladım.. Biraz yavaş gidiyor ama umarım Şubat Ayı içerisinde bitirebilirim..
 
 
 
Etkinliğe katılmak isteyenler için hala geç değil...
Ayrıca @kitapkardeşliği, @kitapkardeşliğisubat tagleri doğrultusunda diğer katılımcıları da takip edebilirler...
 
 
 

26 Kasım 2012 Pazartesi

Ben:)


 
Bazen kendimi çok işler yaparken buluyorum ama bir o kadar da başarısız hissediyorum kendimi. Şimdi eşim okursa yine herşeyden şikayete başladın diyecek. Hoş okumaz zaten de neyse...
Zaman herşeyi değişitirdiği gibi bizleri de değiştiriyor. Önceleri  aşktan gözlerin kör oluyorken artık aşkı gözlerin görmez oluyormuş. Başka anlamlar yükleyip sevgiye, karşındaki insandan başka beklentilere giriyormuşsun.
Son zamanlarda kendim için ilerisi için bi takım adımlar attım ama çok yorgun hissediyorum kendimi. Herşeye yetişemiyorum. En kötüsü de etrafındaki insanların seni anlamaması. Herkes yoruluyomuş, herkes çalışıyormuş...Bıdı bıdı... 
İyi de nasıl ben senin kopyan değilsem herşeyi aynı hissetmemizi nasıl bekleyebilirsin ki?
Bazen o çok işler peşinde koşarken bir bakmışsın sıfırsın. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile araştırmaktan yoruldum.
Başarı neye göre değerlendirilir, okumak mı iyi okumamak mı? Şu bi gerçek ki hayatı yaşayabilmek için para gerekli. Demiyorum ki herşey para ama parasız da yaşanmıyor.  Sen bi yandan kendine birşeyler katmaya çalışıyorsun, ne bileyim kademe atlayıp yükselmek için belki de.. Ama gün geliyor hayatın haksızlıklarla dolu olduğu gerçeği ile tanışıyorsun. Kendi işini yapmıyorsan yükselmek demek başkalarının yalakası olman demek... En azından ben öyle gördüm, başka yerde nasıldır bilmiyorum. Sen hala tırım tırım tırmalarken bir bakmış sen uyurken millet malı götrürüyor.Yükselmek ne için peki? Daha çok para kazanmak için elbette... Es geçelim bunu:)
Ama yine başka bir gün gelip herşeyin boşuna olduğu gerçeğiyle tanışıyorsun bu seferde...
Hayatı doyasıya yaşamak lazım. Elimizdekilerle yetinmeyi ve onlarla mutlu olmayı kabullenmemiz lazım. En çok da benim yapmam lazım bunu. Biliyorum ki bardağın boş tarafına değil de dolu tarafından bakarsam  çok mutlu olacağım... Biliyorum bilmesine de icraat nerede:)





19 Ekim 2012 Cuma

KISA KISA

 
Okuduğum ve evde olan kitaplara burun kıvırarak herkesin elinden düşürmediği bu kitaba başladım.
 
 
Böyle bir yerde tek başıma yürüdüm ve nefes aldığımı hissettim.
 
 
Üçüncü evlilik yıl dönümümü kutladım ve gelecek günlerin bize iyi şeyler getirmesi için dua ettim.
 
 
Yeni başlangıçlar için ufak adımlar attım...
 
 
Her sene aynı ve hiç sonuçlanmayacak proje üstünde çalışmaktan çok sıkıldım.
 
 
Bazı şeyleri değiştirebilmem için çok çalışmam gerektiğini fark ettim.
  
 
Hayat arkadaşımın beni nasıl mutlu edeceğini bilmesini daha da çok sevdim.
 
 
Vee bu yoğunlukta 1Q84'ün anca 3. bölümüne geçebildim.
 
İG:@tullyyss

10 Eylül 2012 Pazartesi

Bu Aralar Ben...

Bu aralar okuma ritüellerimi gerçekleştiremiyorum ve dolayısı ile bloğumu ihmal ediyorum. Okuyamıyıyorum çünkü kafamda milyon tane şey dolaşıyor. Dikkatimi verip odaklanamıyorum.
İçimde bir sürü kırgınlık ve bir sürü hayal kırıklığı var. Duygusal anlamda çok ama çok zayıf bir dönemdeyim. Hoş her zaman çok duygusaldım ya neyse... Bazen pes edesim bazen de herşeye inat edesim var. Bunun sebebi içimdeki hiç büyümeyen küçük asi ruhlu kadın. Ben bu kadını seviyorum da benden başka da kimse sevmiyor:( Neden? Çünkü kimseye uymuyor, herkesin çıkarlarına ters düşüyor.
 
 
 
 

24 Mayıs 2012 Perşembe

KORKU

Korkunun ecele faydası yok değil mi?

Bugün hangi akla hizmet beş yıl sürecek bir borcun altına imza attım.
Mutlu olmam gerekir aslında ama duyduklarımdan sonra içimi kaplayan endişe ile şu anda kalbim pır pır. Ellerim titriyor ve nefes alamıyorum.
Ben ki imzadan sonra kalmış iki buçuk saat koştur koştur işe geldim. Geldiğimde hala hiçbir şey hissetmiyordum.
Taa ki susuzluğumu dindirmek için kola almaya giderken yolda Tully'yi ne yapacaksın cümlesini duyana kadar...
Elimin tersi ile ittiğim tekliften sonra müdürlerle aramızın pek iyi olduğunu söyleyemem tabii ki, şimdi aldı mı beni işten çıkarılma korkusu?
Oysa Allahın vardır bir hikmeti kandil gününde imza atıyorum diye sevinmişitim.

Onca yükün altına kocam sadece beni mutlu etmek için girdi, şimdi onu o yükle nasıl bir başına bırakırım?

3 Nisan 2012 Salı

Masamın Üstündekiler:)

Aslında pazar günümü  yazmak istemiştim  ama ne yazıkki çektiğim fotoğraflar elime geçmeden buraya yazmak kısmet olmayacak:( (Kardeşim sağolsun)
Blogları okurken sevgili Okuyan Kedi'nin masamın üstündekiler yazısı çok hoşuma gitti. Ne yazıkki evimde bir çalışma masam yok evlenip barklanınca böyle oluyormuş demekki:) Şimdilik evim ufak ama birgün benimde bir çalışma odam olacak:)

Sırayla başlayalım o zaman:)

Kocaman dosya olmadan olmaz değil mi:)
Kıştan kalma çantam (içini hiç sormayın..)
Atkım
Baş ağrıtan, saçlarımı yolan iş kulaklığım
Dahili telefonum
Kağıtlar
Peçete
Notluk (üzerinde bir sürü ıvır zıvır ile)
Bilgisayarım ve arkasında bir dünya eşantiyon takvim (Gün saymakla ilgili bir problemim var nedense)
Bilgisayarın önünde başka klasör ( bilgisayarı neden fotoğraflamadım bilmiyorum)


Kalemlik (içi kalemden çok tornavida dolu)
Zımba, delgeç, post-it, silgi vb. ıvırzıvırlar
İki adet el kremi
Ruj
Ayna (Arada kendimizi bayan gibi hissetmek lazım ama di mi:))
Kitabım
Hesap makinesi
İçi boş sürahi
Kağıt bardak
Plastik numune ve içinde gözlüğüm ve dakstil ( niye ikisi bir arada bilmiyorum:))
Kronometre
Giriş kartım
Telefonum (Hala bir iphone'um yok:( )
Ataç


Bende durumlar böyle işte peki sizin masanızın üstünde neler var?

8 Mart 2012 Perşembe

Sonuç...


Kadın olmak zormuş bu hayatta insan çocukken toz pembe baktığı dünyanın kapkara olduğunu görünce fark ediyormuş bunu... O yüzden bizlere ayrılmış bugünün daha ayrı bir önemi var. Hepimizin kadınlar günü kutlu olsun:)



Dünkü duruma gelince en büyük sıkıntı karar verememekmiş anladım. Konuştum ve  üstümden büyük bir yük kalktı. Fırsat bu biri kapanır biri gelir diye düşünüyorum. Herşeyin hayırlısı derler ya benim için de hayırlısı buymuş diyorum. Sanki çocuk kandırıyolar, sordum ne sıfatla gideceğim diye işte biraz deneyeceğiz sonra sende beğenirsen diğer müdür de beğenirse o ünvan olur dendi bu sabah:) Oysa önce başka denmişti. İşte iyi bir tecrübe olur, yöneticilik deneyimin artar falan filan. Kaldı ki 500 TL fazla diye iyi bir fırsat diye kimsenin olmadığı bir yere neden gideyim? Siz burda sıkıldığınızda, bi durum hakkında yardım almak istediğinizde arkadaşlarınızla konuşabiliyorsunuz ben kiminle görüşeceğim dedim? Sıkılırım mı diyorsun yani dedi, evet dedim sanki başka birşey diyecektim:) İnsanın mutlu olması gerek, sırf tecrübe olacak deneyim kazanacağım diye kabul edemedim. Önümde uzun yıllar var, yıllar geçtikçe tecrübe kazanırım illaki. Ve eğer dedim benden memnun değilseniz de, işinize yaramıyorsam çıkartın beni dedim. Ben burda 8 ay sonra denenmeden o pozisyona gelen arkadaşlar gördüm dedim. Sonra bu durum sana özel bişey değil, işte biz burada genç arkadaşların bunu denemesini istiyoruz filan dedi. Yalnız o bölüm için değil diğer bölümler de olacak dedi. O zaman burada deneyelim dedim bişey diyemedi:)

Öyle işte arkadaşlar umarım doğru bir karardır verebilmişimdir, hakkımda hayırlısı diyelim:)

7 Mart 2012 Çarşamba

Yine Dönemeçteyim...

Burada az çok hepimiz birşeyler paylaşıyoruz, kimimiz dertlerini kimimiz mutluluklarını aktarıyor. Belki de herşeyden öte en yakınımızın bile bilmediği sırlarımızı aktarıyoruz. Dünden beri içim daralıyor arkadaşlar çünkü ben ne zaman bi karar vermeye kalksam hayat karşıma hep başka bir seçenekle dikiliveriyor. Pazartesi günkü karamsarlığımı beni takip edenler bilir, tam kafamda birşeyleri oturttum diyorum artık başka bir yoldan devam edeceğim diyorum ama olmuyor. Hayatın cilvesi sanırım bu. Dün kimine göre güzel bir haber kimine göre kötü bir haber ama terfi teklifi ile karşı karşıya kaldım. Ha diyeceksiniz çok güzel bir haber bu, evet ilk başladığım zamanlarda balıklama atlayacağım bir teklif olurdu. Ama gideceğim yer fabrikadan başka bir yer olursa kendimi sürgüne gönderilmiş gibi hissetmekten geri duramıyorum. Birde sen kabul etmezsen başka arkadaşlara teklif götüreceğiz demiyorlar mı hepten sinir oluyorum. Sanki çok giden var oraya da bir ben kalmışım. Bir senedir eleman arıyorlar önce millete fabrikayı gösterip sonra gideceği yer gösterildikten sonra kimse kabul etmiyor teklifi. Sonra bir de benim gibi yeni mezunlara (ki arık 3 sene olacak, karta kaçtım) tecrübe olurmuş. Gidersem bu maaşıma da yanısyacakmış. Ya allah aşkına zaten para için çalışıyoruz, sanki birbirimizin kara kaşı kara gözü için çalışıyoruz. Sanki çocuk kandırıyorlar, bak ödevini yaparsan sana kocaman bir çikolatalı gofret vereceğiz diyorlar. Gideceğim pozisyonun adı güzel, CV'ime büyük artı olacağı kesin. Ama fabrikadaki adı güzellerin aldığı ücretten neden daha az bir ücret teklif ediliyor? Kaldı ki gideceğim yerde konuşacak, dertleşecek adam akıllı kimse olmayacak. Şimdi bizim fabrika biraz köy gibi yerde ya hem şehre daha yakın olursun yakınında da alışveriş merkezi var deniliyor:) Adı şehir merkezi, içi sanayi ufak bir atölye, mavi yakalı 18 işçi ve bir ben?
Bütün bu olanlardan sonra;
Bu durum hayır mı şer mi bilemedim.
Dün geceden beri uykularım kaçtı.
Bugün bir karar verip konuşma yapmam gerek.
Ne konuşmam  gerektiğini bilmiyorum.
Biraz saftirik bir yapım var, kolay kandırılmaktan korkuyorum.
Anlayacağınız bugün rabbimin yanımda olmasına ihtiyacım var.
Dualara ihticacım var.

5 Mart 2012 Pazartesi

Bugün

Pencereden gördüğüm kadarıyla dışarıda güzel bir gün var. Bense sevmediğim bu yerde geçip gidecek olan güzel güne anca camdan bakabilecek güce sahibim.


20 Şubat 2012 Pazartesi

Başlık Koyamadım!

Hani derler ya ateş düştüğü yeri yakar diye dönüp dolaşıp atalarımız nasıl doğru sözler söylemiş diyiyorum. Geçen hafta çok kötü haberler aldık, kötü şeyler gördük. Bir türü karar veremedim yazıp yazmamaya ama sonra içimden gelen sesi dinlemeye karar verdim belki bir nebze olsun hafifletir diye... Geçen hafta eşimin teyzesinin oğlu bir kaza geçirdi, duyduğumuz zaman inanamadık. Böyle şeyler duyduğunuz zaman birisinin size bunun şaka olduğunu söylemesi gerektiğini istersiniz hep. Dün kendi gözlerimle görene kadar nitekim kendimi böyle avuttum. Cumaya kadar yoğun bakımda olduğu için anca dün gidebildik yanına. Gencecik bir üniversite öğrencisi düşünün part-time çalıştığı hastanede alkolü başka bir kaba koyarken alkol elinde patlıyor ve arkadaşı ile birlikte kendisinin de yanmasına sebep oluyor. Güvenlik kameralarında beş dakika önce pür neşe olan  gençleri beş dakika sonra alevler içinde görüyorsunuz. Nasıl bir kazadır bu, nasıl bir kader biri bana anlatsın lütfen. İnsan başına gelmeyince bilmiyormuş böyle şeyleri, ne zor şeymiş insanın sevdiği birine dokunamaması, koklayamaması... Camdan seyrediyorsun anca ama karşındakinin mumyadan farkı olmadığını görünce daha beter kahroluyorsun. Hadi ben böyle üzülüyorum da allah annesine babasına büyük sabır versin... Nasıl güzel yüzlü bir çocuk, nasıl yakışıklıydı anlatamam ya, ama moral  olarak iyiydi  kendini bırakmamış henüz. Canım benim bizim ona teselli vermemiz gerekirken kendi bize teselli veriyordu. Diğer arkadaşının durumu ise daha da kötü o kendini bırakmış hayata küsmüş şimdiden. Kendinen çok ailesini düşünüyormuş, ailede çalışan olmayınca kendini sorumlu hissediyormuş yavrum. Of nasıl olacak, nasıl geçecek bu süreç hiç bilmiyorum. Sanıyoruz ki bu hayat bizim, dünya bizim oysa hepimiz emanetiz bu dünyaya... Bazen kendimizi kaf dağında sanıyoruz bazen bizden başka yok diyoruz. Al işte beş dakikada ne oluyor? Yine atalarımızın önünde saygıyla eğiliyorum; ne oldum dememeli ne olacağım demeli insan... Yaşabildiğimiz her anı kar saymalıyız oysa, yapmak istediklerimizi ertelememeli, bugünse bugünü yaşamalı hayatın değerini bilmeliyiz. Şimdi ben böyle yazıyorum ya sorun bana ben bunu yapabiliyor muyum? Çok canım sıkkın, çok üzgünüm.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Durum bildirmesi-2

Şimdi ben bundan daha kötü havalar da gördüm ama böyle bir rezillik hayatım boyunca hiç ama hiç görmedim...Tamam kar var diye işe gelmemek olmaz, işten kalmak olmaz ama biz İstanbul olarak hatta ülke olarak doğal afetlere hazır değiliz. Bu durumda ne şöförümüz şöför gibi ne de yayalarımız yaya gibi.
Artık alıştığım için olsa gerek sabah kalktığımda havayı görmeme rağmen işe gitmek için hazırlandım. Şöför her zamanki saatinden bir saat sonra aldı beni. Anlamalıydım bir terslik olduğunu da iş işten geçmişti... 8'de işte olmam gerekirken öğle yemeğinde işteydim... Sağ olsun ceo'muz o kadar  ısrarlara rağmen servisleri geri göndermedi... Yolda kaldık, kara saplandık servisteki beyler indi zincir takmaya giriştiler, arabayı iteklediler yani can hıraş uğaştık işe gelmek için... Nasıl bir inada girdiyse beyimiz onca insanı yollarda mağdur etti... Kendi de aynı yollardan bizden bir saat önce gelmesine rağmen, ben karın içinden geçip geldiysem herkes gelecek demiş. Sizin şöferler araba kullanmayı bilmiyor, bu da kar mı diye burun bükmüş bir de... Tonton amca deyip bağrımıza basmıştık ama bügün tontonlarını evde bırakmış galiba:)  En azından bu akşam kulakları çok çınlayacağa benziyor. İş yerimiz ne yazıkki merkezi bir yerde değil, sanki keyfimizden geri dönelim diyoruz. Nihayet işe geldiğimde donmak üzereydim ve şu anda başım çatlayacak gibi ağrıyor. Ne yapmalı da kendimi motive etsem acaba?


Aynen böyle geldik işe hatta daha da kötüydü:(((

30 Ocak 2012 Pazartesi

Durum Bildirmesi

Şimdi ben karı seviyorum ya Allahım bana ahan da sana kar diye yollarıma bir sürü kar serdi. Şimdi çoğunluk herkes gibi ne yazıkki  ben ev yerine bu günü iş yerinde çalışarak geçirmek durumundayum. Sabahta böyle  umutlanarak kalkmıştım hani şehirden uzak ya çalıştığımız yer gitmesi zor gelmesi zor... Ama sizin de CEO'nuz karlar ülkesinden geliyorsa ve bu da kar mı diye burun büküyorsa tıpış tıpış geliyorsunuz o yolu:( Sabah bir saat gecikmeli ve de zorlu bir yolculuktan sonra geldik. Ama nasıl geldik sormayın:) Öncesinde ufak  bir kaza atlattık yolların kaymasından dolayı, sonra çalıştığım yere araba giremez hale gelince başladık yürümeye. Ve ben hangi akla hizmet etek giydisem bugün:) Nihayetinde kavuştuk iş yerime, sormayın bir de büyük aşk yaşıyoruz kendisiyle... Neyse bakalım dönüş yolu nasıl olacak, şimdiden  kara kara düşünmekteyim. Şimdi ben sıcakcık evimde olsaydım, sokaktaki çocuklarla biraz kar topu oynadıktan sonra kendime bir sıcak çikolata yapıp keyifle yudumlaya yudumlaya kitabımı okusaydım fena mı olurdu......


Karnım feci şekilde acıkmışken ve birilerine fena halde canım sıkılmışken şu güzelliği nasıl canım çekti anlatamam..

Ne diyebilirim ki bugün Pazartesi ve tek gerçek bu sanırım:)

23 Aralık 2011 Cuma

Hikaye





Herkesin bir hikayesi var.
Ben de kendi hikayemi yazmaya çalışıyorum.
Ama düşünüyorum üniversiteye ilk başladığım o kızla bugünkü kız aynı kız mı?
Hayatımı ben yazıyorum.
Ama yazmak istediğdiğim bu muydu?
Bugün olmak istediğim yerde miyim?

O inatçı ve kesin kes kıstasları olan kızı arıyorum..
Bundan tam altı yıl önce gözümü karartıp bir sürü risk alıp  uzaklara gittim okumaya.
Bir oda arkadaşı seçtim, daha ilk haftada anlaşamayacağımı anladım.
Yırttım ortalığı bu kızla kalmam diye.
Gittim müdüre böyleyken böyle dedim dilimin döndüğünce.
Yine risk alıp ilk görüşte ; kültürünü, dilini bilmediğim bir yabancı ile kalmayı tercih ettim kendi dilimden konuşan biri yerine..
O zamanki cesaretimle haklı olduğumu birkaç yıl sonra anladım.
Beğenmediğim kız ne olduğu belirsiz yollarda iken ben güzel bir arkadaşlık yaşadım.
Şimdi bugün o günkü cesaretimi arıyorum.
Çalıştığım yerde ilerisi için önümü göremezken neden hala buradayım?

Of yine daraldım. Özellikle sevdiğim insanların ufak oyunları canımı daha da yakıyor.
Yoksa havanın böyle kasvetli olması mı beni bu kadar güçsüzleştiriyor:(

29 Kasım 2011 Salı

Son Zamanlarda Ben...

Birkaç haftadır hiç kitap okuyamadım, malum yüksek yapıcam diye tutturdum sınava girmeye karar verdim ama iğrenç bir sınav geçirdim, sebebi değmez bir an mutluluğu diyelim. Zaten herhalde ya sınavların bana alerjileri var ya da benim sınavlara karşı alerjim var anlayamadım. Nedense artık sınav lafından nefret eder oldum. Yapmak istediklerim var ama sanırım hatayı önce kendimde aramalıyım çünkü yapmak istediklerime yeterince odaklanmıyorum. Ben çok çabuk pes edip; olumsuzluklar karşısında koruyucu zırhımı çok çabuk indiriyorum ve ben en çok kendi canımı kendim acıtıyorum.
Bu aralar keyfim de hiç yok.
Birçok sebebi var aslında bunun; kendimi ne kadar iyileştirmeye çalışsam da bir an geliyor sanki o acı hiç gitmemiş gibi.. Öyle ki en yakınınız bile sanki sizi hiç tanımamış gibi ve sizi canınızı en çok acıtan şeyle karşınızada dikiliveriyor. Boşuna değil yalnızlığı seçişim, belki de kendime kalkan yaptım bunu. Düşündüm ki belki böylece kimse canımı acıtamaz.. Bir süre, tamam uzun bir süre böyle idare ettim. Kendime bir dünya kurdum ve acı da gelse bana ben öyle mutluydum. Ama ne kadar koruyabilirsiniz ki kendinizi? Gün geliyor insan içine çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Bu sanki bir yerde kapalı kaldıktan sonra ciğerlerinize fazla oksijen çekmek gibi... İnsanı sersemleten tökezlemesine sebep olan birşey...
Gerçeklerle yüzleşince sanırım kendi yarattığım dünyamı özledim.. Hele de sonbahar bunu bana daha çok hatırlatıyor...


PS: Sonbaharın bu son gününde Sweet November'ı izlemenizi tavsiye ederim. Fotoğraf filmden alıntıdır. Severek ve bıkmadan defalarca izleyeceğim yegane filmler arasında kendileri..

11 Kasım 2011 Cuma

Hasta


Bayram tatilinde sen fink fink gez sonra da gel böyle hasta ol.. Ah acısı nası çıkıyo anlatamam, evde olmak yatağıma gömülmek ve mümkünse kimseyi görmemek duymamak istiyorum.. Üstüne birde hem alttan hem üstten 20'lik diş çıkması da eklenince burnumdan geldi bu tatil benim. Şu an iş yerinde  pc başında görünsem de ben bu dünyada değilim. Biri allah rızası için beni eve göndersin ve şu diş ağrılarımı geçirsin. Yanağımı hissetmemekle birlikte beynim zonkluyo resmen ya... Dilek perisi neredesin?

31 Ekim 2011 Pazartesi

Yol Ayrımı


Üç sene önce bugün bir yol ayrımında buldum kendimi.
Kendimce karar verdim gideceğim yola..
Bugün geriye dönüp baktığımda,
 yine aynı yolu seçer fakat üç sene önce değil BUGÜN seçerdim!
Üç sene uzun bir zaman...
Zamanla fark ediyor insan o yola hazır olmadığını,
Daha yapmam gerekenler olduğunu, bazı şeylerin eksik kaldığını...
Ve o yola girdiğimde tahmin edemediğim birçok zorluklarla karşılaşacağımı  kim bilebilirdi ki?
Evet zorda olsa çıktım o zorluklardan.
Ama bana kim diyebilir ki hasarsız atlattığımı?
Artık ben burnunun dikine giden,
yola çıkmaya hevesli babasının küçük kızı değil;
Girdiği yoldan yara bere içinde çıkan,
yaralarını sarmaya ve hayata tutunmaya çalışan genç bir kadın oldum.

Ve bir daha o yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir..

19 Ekim 2011 Çarşamba

İzin Sorunsalı



Şimdi sabah sabah yine sinirlerim fırladı.. Giderek bu şirket daha da dayanılmaz bir hal almaya başladı.. Ah ben böyle mi hayal etmiştim mezun olmadan önce? Müdürüm olsun beni sevsin kollasın istedim, bana bütün bildiklerini aktarsın istedim. Ama öyle bir denize girdim ki giderek batıyorum. Değil mi ki yüzmeyi başaran kurtulur ve bir daha da sırtı yere gelmez ama öyle değilmiş.. Ben yüzmeyi başaramıyorum:( Ben burada mutsuzum ve giderek batıyorum. Sorun şu öyle sık sık izin alan biri değilim.. Geçen hafta bizim buraya yakın bir hastaneden öğle arasında göz doktoruna gitmek için  izin istemiştim. (Öğle arası dikkatinizi çekerim.) Evet müdürün de hoşuna gitti bu durum ama ben ne yazıkki randevu alamadım. Neyse kalsın haftaya giderim dedim. Ama bu hafta yüzüm öyle bir sivilcelendi ki en son lisede böyle bir durumla karşılaştım. Hazır ben toptan bir gün izin alayım cildiyeye de gideyim bütün işlerimi toptan halledeyim dedim. Bugün öğlen  yurtdışına çıkacakları için gittim sabahtan izin almaya. Dedim böyleyken böyle, ee sen geçen hafta gitmeyecek miydin?  Bende randevu alamadım dedim. Hımm bizim falancanın orda tanıdığı var o sana randevu alır! Ama aptallık bende şirketi ben kurtaracağım sanki öğle arasında gidip gelirmişim. Millet çok çalışır dinlenmesi gerekir kafa tatiline çıkar, yok arkadaşı gelir  gezdirmeye gider, yok mobilyacısı gelir evde olması gerekir, yokta yok bizim şirtkette.. Ama bize gelince gerçekten yok!
Ee şimdi az önce geldi müdür ben çıkıyorum diye ve izin kağıdını da imzaladı ama bu benim sinirlerimin yatışmasına yetmedi işte!!! İlk iş yerim olduğu için başka yer bilmiyorum, acaba her yer mi böyle? Yoksa ben fazla mı takıyorum herşeyi? İki sene oldu ama hala alışamadım, böyle samiyetsiz ve yüzüne gülüp arkanadan bu da ne salak diyen birilerine alışamayacağım sanırım...

14 Ekim 2011 Cuma

Bazen..

* Bazen neden fazla konuşup boş boğazlık yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden merakıma yenik düştüğümü anlamıyorum?
* Bazen insanların da kendi içlerine kapanabileceklerini düşünemeyip düşüncesizlik yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden bu sıkıcı iş yerinde çalıştığımı anlamıyorum?
* Bazen neden beni mutsuz eden bir ortamda hala kalmaya devam ettiğimi anlamıyorum?
* Bazen neden bu kadar uyuz biri olduğumu anlamıyorum?
* Bazen bu dünyanın neden bana dar geldiğini anlamıyorum?

Bazen kendimden nefret ediyorum!!!

10 Ekim 2011 Pazartesi

Yağmurlu Bir Gün ve Sınav Gerçeği..


Yağmuru severim ve yağmurun yarattığı rehaveti daha çok severim ama dün nefret ettim.  İnsan pazar günü ve yağmurlu bir sabahta ne yapar? Tabii ki miskin kediler gibi uyur. Ama ben ne yaptım? Kariyer uğruna yollarda perişan oldum. Yüksek lisans uğruna girmek zorunda olduğum yabancı dil sınavına gittim. Ve Türkiye'nin hala çözülememiş eğitim ve sınav sistemiyle karşı karşıya kaldım. Bu ne rezilliktir anlatamam! Tamam telefonla girilemez anladıkta; küpe, yüzük, tel toka, bozuk para, getirdiğin kalem silgiye  ne olur? Kalemlerimle silgilerimi zaten attılar biz veriyoruz diye.. Küpeler ve yüzük çıkacak dediler.. Eee peki ben bunları nereye koyacağım?  Bizi ilgilendirmez! Cevaba bak? Sonra erkek güvenlik görevlisi emanetçi var oraya bırakabilirsiniz dedi. Herşeyi ticarete dökmüşsünüz oraya bırakmaktansa sınava girmem daha iyi dedim. Sonra telefonla az önce gönderdiğin kocanı gerisin geri ararsın, yağmur altında biraz daha ıslanırsın küpe yüzük ve bozuk paralarını vermek için ve sonra da sınava geç kalırısın. Geç girdiğin sınava yanlış yerden başlarsın yarım saat sonra fark ettiğin gerçeği düzeltmeye uğraşırken moralin bozulur ve sınavdan kalacağını fark edersin..

Teşekkürler Türkiye!!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...