30 Aralık 2011 Cuma

2011 Kitapları

Daha önce aklımda vardı ama sevgili Serrose benden önce davranıp 2011'de okuduğu kitapların lisetesini yayınlamış bile.. Ne yazık ki ben onun kadar okuyamadım:(








Benimki işte böyle, hedeflediğim kadar olmasa da geçen yıldan çok ama çok iyi..

28 Aralık 2011 Çarşamba

2011 Bilançosu

Geçen yıl tam bu zamanlarda kendime 2011 için kendime hedefler belirledim. Bunun bana bir uçak yolculuğu sırasında bir beyefendiden yadigar kalma bir özellik olduğunu söylemeden edemeyeceğim. 2009 yılında tam bu zamanlarda yılbaşı öncesi bir uçuş yapım, niyetim kitabıma gömülmekken bu beyle sohbet etmeye başladık. Meslek, iş güç diyerek sohbet derinleşti. Sonra yeni yıl geliyor bu yıl için isteklerinden ziyede hedeflerin var mı dedi? O ana kadar hiç böyle bakmamıştım olaya. Herkesin yeni yıl için beklentileri olur ama bu beklentileri karşılamak için hedefleri olmaz. Hedef koymazsan varacağın yere ulaşman çok zor olur dedi. Nitekim haklıydı... 2010'a girerken hedeflerim kesin olmadığı için çoğu gerçekleşmedi... Bir nevi Secret diyebiliriz aslında, yani evrene iyi mesajlar gönderemedim:)






Şimdi gelelim ajandamın arkasına yazdığım 2011 için hedeflerime ve hangilerinin gerçekleştiğine..


1-) Araba satın almak.- Aldık hemde yılın ikinci yarısında satıp bir üst modeli ile yeniledik.
2-) Araba kullanmayı öğrenmek.- Öğrendim:) Ama tek başıma yola çıktığımda kayboluyorum; bütün İstanbul'u dolaşıyorum, Edirne'ye gitsem daha iyi:)
3-) Kilo vermek ve kilomu sabit tutmak- 9 kilo verdim ama sabit tutmaya gelince yazdan sonra 3 kilo aldım. Ama gerçekleştiğini söyleyebilirim:)
4-) İngilizceyi ilerletmek.- Bu konuda şansım yaver gitti, kursa gitmeyi düşünürken kurs ayağıma geldi.(Şirket sağ olsun)
5-) Denklik sınavını kazanmak.- Yurtdışında okuduğum için denklik belgem yoktu, sınavı ise çok zor. Ama kazandım ve hatta birinci oldum:)
6-) Araba satın almak için çekilen kredimizi hakkıyla ödemek ve bir miktar para birikimi yapmak.- Kredimizi ödedik ve hedeflediğim kadar olmasa da bir mikar biriktirebildim:)
7-) ALES'i kazanmak.- Sınavı geçtim fakat istediğim puanı alamadığım için yeniden gireceğim.
8-) Kendime eğlenebileceğim bir hobi edinmek.- Resim yapmaya ve blog yazmaya başladım:)
9-) Terfi almak.- Alamadım:(
10-) Yıl sonuna kadar her hafta bir kitap okumak.- Ne yazıkki 52 kitap okuyamadım, yıl sonunu  şu anda okuduğum kitabı da sayarsak 32 kitap ile bitiriyorum...


Yani diyeceğim o ki 2011 kendi adıma umut verici ve başarılı geçtiğini söyleyebilirim...Aslında herşey bir araç bence. Bu iş tamamen insanın kendi kendini motive etmesi ve kendine inanması ile alakalı.Yapılamayack hiçbir şey yoktur yeterki istediğimiz şeyi yürekten isteyelim...


O zaman diyorum ki tavana 100 bin $'lık banknot asmasam da benim SECRET'ım da bu sene için gerçek oldu:)


Darısı 2012'ye...

23 Aralık 2011 Cuma

Hikaye





Herkesin bir hikayesi var.
Ben de kendi hikayemi yazmaya çalışıyorum.
Ama düşünüyorum üniversiteye ilk başladığım o kızla bugünkü kız aynı kız mı?
Hayatımı ben yazıyorum.
Ama yazmak istediğdiğim bu muydu?
Bugün olmak istediğim yerde miyim?

O inatçı ve kesin kes kıstasları olan kızı arıyorum..
Bundan tam altı yıl önce gözümü karartıp bir sürü risk alıp  uzaklara gittim okumaya.
Bir oda arkadaşı seçtim, daha ilk haftada anlaşamayacağımı anladım.
Yırttım ortalığı bu kızla kalmam diye.
Gittim müdüre böyleyken böyle dedim dilimin döndüğünce.
Yine risk alıp ilk görüşte ; kültürünü, dilini bilmediğim bir yabancı ile kalmayı tercih ettim kendi dilimden konuşan biri yerine..
O zamanki cesaretimle haklı olduğumu birkaç yıl sonra anladım.
Beğenmediğim kız ne olduğu belirsiz yollarda iken ben güzel bir arkadaşlık yaşadım.
Şimdi bugün o günkü cesaretimi arıyorum.
Çalıştığım yerde ilerisi için önümü göremezken neden hala buradayım?

Of yine daraldım. Özellikle sevdiğim insanların ufak oyunları canımı daha da yakıyor.
Yoksa havanın böyle kasvetli olması mı beni bu kadar güçsüzleştiriyor:(

12 Aralık 2011 Pazartesi

Ölümsüzler/İmmortals






Bir pazar akşamı sıcacık evinizde otururken elektrikler kesilirse sonuç ne olur?
Önce tam bir yağ deposu olan KFC yenir, ardından da bir sinema...
Bu sefer filmi ben seçmedim, hep benim dediğim olacak değil ya:)
Ne yazıkki film benim için tam bir felaketti. Zaten aksiyon, korku vb. filmleri oldum olası sevmedim, bu bir de 3D olunca siz düşünün halimi. Filmin tek albenili yanı görsellik ama benim için o da berbattı. Konu ise tam bir hayal kırıklığı...300 Spartalı andırması. Ama yanından geçmediğini söyleyebilirim. Tam bir hayal kırıklığı! Tek çekici yanına  3D'sine aldanıp gitmeyi düşünenler varsa paranızı boşa harcamayın derim.



9 Aralık 2011 Cuma

Dedemin İnsanları!!!


Şimdi öncelikle bu film hakkında ne Çağan Irmak hakkında ne de Çetin Tekindor hakkında konuşmak istiyorum. Çoğu kişi ne yönetmeni ne de filmi beğenmiş. Ben filmi özellikle çok beğendim. Çünkü bu filmde anlatılanları benim ailem de yaşadı. Tek fark 1923 yılında değil de 1989'da olması. Evet bende bir göçmen çocuğuyum 1989'da sınırdışı edildiğimizde ben sadece üç yaşındaydım. Çok fazla hatırlamamakla birlikte nedense bütün acıtan şeyleri hatırlıyorum. Sınır dışı edildiğimizde annem öğretmen olduğundan dolayı yaz için çocuk kampındaydık. Teyzemler geldi ve bizi apar topar kamptan aldılar, annemin yol boyunca ağladığını hatırlıyorum. Sonra yeni aldıkları evde bir gün dahi oturamadan apar topar Bulgaristan'dan çıkarıldık. Günlerce Edirne (Kapıkule) sınırında bekledik. Nihayet geldiğimizde bir sürü akraba ile ufacık bir evde aylarca yaşadık.  Bir çikolata için ağladığımı bilirim... Annemin ve babamın bana alamadığı çikolata için ağladığını bilirim. Şimdi derler göçmenler çok çalışkandır diye, derler tabii çünkü bizim göçmenlerin hepsi yokluk gördü, hepsi belli başlı acılardan geçti. Aynı şey bizim için de geçerli Bulgaristan'da Türk olmak ve Türkiye'de Bulgar olmak. Hala bile bu düşünce değişmedi.. Bulgaristan göçmeniyim demek yeterli değil; onların gözünde Bulgarsın işte. Oysa sınırdışı edilmemizin tek sebebi dedemin bir Bulgar vatandaşına ona pis Türk dediği için küfür etmesiydi. İnsanlar önce birine Bulgar, Rum, Yunan, Gavur demeden önce tarihlerini araştımaları lazım. Bulgaristan 600 yıl boyunca Osmanlı'nın himayesinde kaldı. Balkan savaşlarından sonra bağımsızlığını kazandı. Şimdi orada yaşan herkese Bulgar diyebilir miyiz? Bağımsızlığını kazandıktan sonra aynen bu filmde olduğu gibi Bulgarlar Türklere zulm yapmaya başladılar. Bunu da en güzel anlatan Nejat İşlerin oynadığı Çalıntı Gözler'dir. Türkçe konuşmayı yasaklayıp, türk isimlerimize Bulgar ismi koydular, direnenleri kamplara topladılar.  Benim anneannem hala bilmez Bulgarca dilini. Zavallım 17 yaşında iken dedemden başkası ile nişanlıymış ama dedemin Türk Pasaport'u olduğunu duyunca nişanı atıp dedeme kaçmış. Kader işte hala gelemedi Türkiye'ye. Babaannemin babası gönüllü olarak çanakkale savaşında savaşmış. Şimdi kim bana diyebilir gavur yahut Bulgar? Bu film benim damarıma bastı, teknik konular beni ilgilendirmiyor helal olsun Çağan Irmak, helal olsun Çetin Tekindor...


6 Aralık 2011 Salı

Leyla/Alexandra CAVELIUS

Uzun zaman önce okumuştum Leyla'yı hazır eşim spora gitmişken  sıcacık tarçınlı yeşil çayımı aldım ve kitaplarıma göz atayım dedim. Bu kitap bende şu anda bile evimde sıcacık çayımı yudumlayabildiğim için ne kadar şanslı olduğumu hatırlatıyor. Bu kitap bana hayatın koşuşturmacasında ne kadar boş şeylere üzüldüğümüzü hatırlatıyor. Düşündürüyor, utandırıyor, acıtıyor ve hüngür hüngür ağlatıyor. Aranızda okuyup sevmeyenleriniz olabilir ama Leyla'nın yaşadıkları içime işledi benim. Öyle acı, öyle tarifsiz bir duygu ki bu hangi kelime ile anlatabileceğimi bulamıyorum bile. Biz insanlar nasıl böyle acımasız olabiliriz, nasıl başka bir insana bu derece vahşi olabiliriz? Okuduğum kitapların konularını çok fazla açıklamayı sevmiyorum amacım burada kitapların bana hisettirdiği duyguları aktarmak. Artık herkes heryerde de bulabilir zaten konu metnini. Ben daha bugün bile ne kadar boş şeylere kafa yorduğumu düşününce  kendimden utanasım geliyor. 
Kısacası Leyla acıdır, çok ağlatır ama okuyun acı olsa bile ruhunuza iyi gelecektir. Hayatın değerini, aldığınız nefesi, sevdiklerinizin yanında olduğunu ve sevdiğiniz şeyleri yapabildiğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzu fark edeceksiniz.

29 Kasım 2011 Salı

Son Zamanlarda Ben...

Birkaç haftadır hiç kitap okuyamadım, malum yüksek yapıcam diye tutturdum sınava girmeye karar verdim ama iğrenç bir sınav geçirdim, sebebi değmez bir an mutluluğu diyelim. Zaten herhalde ya sınavların bana alerjileri var ya da benim sınavlara karşı alerjim var anlayamadım. Nedense artık sınav lafından nefret eder oldum. Yapmak istediklerim var ama sanırım hatayı önce kendimde aramalıyım çünkü yapmak istediklerime yeterince odaklanmıyorum. Ben çok çabuk pes edip; olumsuzluklar karşısında koruyucu zırhımı çok çabuk indiriyorum ve ben en çok kendi canımı kendim acıtıyorum.
Bu aralar keyfim de hiç yok.
Birçok sebebi var aslında bunun; kendimi ne kadar iyileştirmeye çalışsam da bir an geliyor sanki o acı hiç gitmemiş gibi.. Öyle ki en yakınınız bile sanki sizi hiç tanımamış gibi ve sizi canınızı en çok acıtan şeyle karşınızada dikiliveriyor. Boşuna değil yalnızlığı seçişim, belki de kendime kalkan yaptım bunu. Düşündüm ki belki böylece kimse canımı acıtamaz.. Bir süre, tamam uzun bir süre böyle idare ettim. Kendime bir dünya kurdum ve acı da gelse bana ben öyle mutluydum. Ama ne kadar koruyabilirsiniz ki kendinizi? Gün geliyor insan içine çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Bu sanki bir yerde kapalı kaldıktan sonra ciğerlerinize fazla oksijen çekmek gibi... İnsanı sersemleten tökezlemesine sebep olan birşey...
Gerçeklerle yüzleşince sanırım kendi yarattığım dünyamı özledim.. Hele de sonbahar bunu bana daha çok hatırlatıyor...


PS: Sonbaharın bu son gününde Sweet November'ı izlemenizi tavsiye ederim. Fotoğraf filmden alıntıdır. Severek ve bıkmadan defalarca izleyeceğim yegane filmler arasında kendileri..

24 Kasım 2011 Perşembe

Öğretmenler Günü



 Bizleri yetiştiren bugünlere getiren anne babalarımızın dışında en çok emeği geçen kişiler öğretmenlerimizdir. Ne yazıkki hak ettikleri değeri yeterince göremeseler de bizim kalplerimizde hala en değerli varlıklar..
Büyüsek de iş güç sahibi olsak da sizleri unutmadık.
Başta Canım Annem olmak üzere bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun..


21 Kasım 2011 Pazartesi

Beni Unutma

    Bu haftaki önerim kitaptan yana değil de filmlerden yana olacak. Nitekim şu aralar kitap okumak için vaktim pek kısıtlı. Sanırım herkes film izlemeyi kitap okumakdan daha çok sever:) Kış sezonu ile bizim de sinema sezonumuz açılmış durumda. Malesef ki Türkye'de sosyalleşmek adına çok az seçenek bulunuyor. Gerek maddi gerekse trafik sorunsalı bütün bunların ana nedeni olabiliyor. Ama film izlemek hem herkesin bütçesine uygun hem de artık hemen hemen bütün AVM'lerde sinema salonları mevcut.  Bu nedenle soğuk kış günlerinde tercih edilebilir bir alternatif olabilir.

      Beni Unutma 'nın konsunu çok fazla açıklamak istemiyorum ki konusunu söyledikten sonra filmi izlemeseniz de olur. Puanına bakılacak olursa çok fazla puan alan bir film olmamasına rağmen ben filmi sevdim. O kadar ki film bittiğinde hala gözyaşlarımı tutamıyordum. Aslında son zamanların çok gözde trendi olan dram, aşk ve biraz da yeşil çam melodilerini andıran klasik romantik türk filmlerinden. Yani giderken çok fazla beklentiye girmemek gerek. Biz genel itibari ile eşimle ikimizde hangi filme gideceğimize son anda karar verir ve konusuna hiç bakmayız ki daha heyecanlı olsun ve daha çok merak uyandırsın. Böyle yaparak  çok fazla beklentiye girmiyoruz ve sonucunda da hayal kırıklığına uğrama riski ortadan kalkıyor. Herşeyde de böyle değil midir zaten? Ne kadar az beklentiye girersek o kadar az hayal kırıklığına uğramış oluruz.. Son olarak kendi adıma filmeden keyif aldım, etkilendim ve en önemlisi empati kurdum. Çünkü hayat bu; hiç kimse bu benim başıma asla gelmez demesin.. Gelebilir ve birgün bir anda bütün hayatınız alt üst olabilir..

14 Kasım 2011 Pazartesi

Güllerin Duvağı/Laura FITZGERALD

Aslında bu kitabı bayram tatilinden önce bitirmiştim ama yorumlamak bu güne kısmetmiş. Tesadüfen annemde rastladığım  Güllerin Duvağı anlatımı itibari ile basit bir kitap aslında. Ama konusunu nedense sevdim. Bir bayanın özgürlük arayışı.. Yapı itibari ile özgürlüğüme çok düşkünümür. Öyle sıkıya; gittiğime giydiğime karışılmasından nefret ederim. Allahtan sevgili eşim bu tür konulara hiç girmez. Aklı başında bir bayan zaten nereye gideceğini, ne giyeceğini, kimlerle arkadaşlık etmesi gerektiğini zaten bilir. Ben şanslı bayanlar arasına giriyorum. Ama bu kitap ne yazıkki İran'da yaşan zavallı hemcislerimizin baskı altında nasıl zorluklarla karşılaştıklarını gözler önüne seriyor. Şeriat kanunları yüzünden sırf kadın oldukları için dışarı çıkmaları, flört etmeleri, gülmeleri herşey suç. İşte bu nedenle bu baskıdan sıkılan İran'lı Tamila'nın özgürlüğü için Amerika'ya gitmesiyle hikayesi başlıyor. Güllerin Duvağı basit chicklit tarzı kitaplar arasında olabilecek bir kitap ama ben konusunu gerçekten çok  sevdim. İran'a karşı yazılan cesaret isteyen bir kitap. Hangi kanun ya da hangi din insanın dilediği gibi yaşamasına engel koyabilir ki? Ben İslam'ın böyle bir yasaklama koyduğuna inanmıyorum. Bizim dinimiz hoşgörü dini; sana öneriler getirir ama asla bir zorlama dayatmaz. İstersen uygularsın istemezsen uygulamazsın ve uygulamadığının cezasını hiç bir kul veremez. Bunun cezasını kesecek kişi yalnızca Allah'tır. Ve din de yalnızca ve yalnızca Allah ve kul arasındadır... Bu konu ile ilgili aslında daha çok konuşabilirim ama herhangi bir tartışma konusu yaratmak istemiyorum. Bunlar sadece benim yorumlarım ve herkes istediği gibi düşünmekte ve yaşamakta özgür. İyi ki sevgili Mustafa Kemal Atatürk'ümüz Cumhuriyet'i kurdu ve iyi ki bir Cumhuriyet Ülkesiyiz... Biz gençlere düşen görev de Cumhuriyetimiz'e sahip çıkmak olmalıdır.  

11 Kasım 2011 Cuma

Hasta


Bayram tatilinde sen fink fink gez sonra da gel böyle hasta ol.. Ah acısı nası çıkıyo anlatamam, evde olmak yatağıma gömülmek ve mümkünse kimseyi görmemek duymamak istiyorum.. Üstüne birde hem alttan hem üstten 20'lik diş çıkması da eklenince burnumdan geldi bu tatil benim. Şu an iş yerinde  pc başında görünsem de ben bu dünyada değilim. Biri allah rızası için beni eve göndersin ve şu diş ağrılarımı geçirsin. Yanağımı hissetmemekle birlikte beynim zonkluyo resmen ya... Dilek perisi neredesin?

10 Kasım 2011 Perşembe

İzindeyiz ATA'M!!!


Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet'e sahip çıkmak, Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan  ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

4 Kasım 2011 Cuma

Kış Bahçesi/Kristın HANNAH


Süper.Süper.Süper. Tek kelime ile harika bir kitaptı..Bittiğinde sanki rüyadaydım da rüyadan uyanmışım gibi afalladım. Öyle merakla, öyle ilgiyle okudum ki bitmesini istemediğim sayısı az olan kitaplarımın arasına girmeyi başarıdı. Bu Krisitin okuyucuyu kendisine bağlamayı kesinlikle biliyor. Bir önceki kitabı Ateş Böceği Yolu'da çok güzeldi. Ama bu öyle derin etkilediki beni, nasıl anlatılır hiç bilmiyorum.
Bu hikeye beni yer yer güldürdü, yer yer ağlattı ama en çok da düşündürdü. İki kız ve bir anne ve çok gözde bir baba...Güzel bir aşk.. Peki kitap nasıl devam ediyor? Sonunu kesinle tahmin edemediğiniz, güzel bir kurgu..
Hiç sevmem tabaklarda yarım bırakılan yiyecekleri, hiç sevmem gereksiz şımarıklıkları. Ama artık daha da dikkatli olacağım bir şeyi yemeyip bırakırken. Daha dikkatli olacağım insanlara ve sevdiklerime karşı. Çünkü onlar bugün yanımızda ama yarın sabah kalktığımızda yanımızda olmayabilirler de. Sevdiğim insana daha sıkı sarılacağım, daha çok sevgimi göstereceğim. Bu kitap öyle bir kitap ki, bana ne kadar şanslı olduğumu ve hayatın ne kadar  kısa olduğunu yüzüme tokat gibi çarptı.. Okudum, okudukça içim titredi ve hiç bitsin istemedim.
 Bu güzel sonbahar da hazır bayram için tatil  yaklaşırken alın bu kitabı ve kendinizi kaybedin. İçinizin ısınacağına ve huzurlu bir yolculuğa çıkacağınızı söyleyebilirim.

Bayramda buralarda olamayacağımdan şimdiden herkesin bayramını en içten dileklerimle kutlarım.
Sevdiklerinizle sıcacık bir bayram geçirmeniz dileğiyle..


1 Kasım 2011 Salı

Ölüm Üstadı/Arıana FRANKLIN

Son zamanlarda soluk soluğa okuduğum ve hikayenin bitmesini istemediğim bir kitaptı.. Genelde bu tarz kitaplar çok nadiren okurum ama bundan önce okuduğum sıkıcı kitapların etkisinden sıyrılıp beni heyecanlandırması gereken bir kitap arayışına girmiştim. Annemde eski kitaplığıma göz atarken son zamanlarda annemin tarzının da değiştini fark ederek bu kitap gözüme çarptı. İlk başta kitabın kapağına aldanıp gelirim ve çok kanlı bir korku romanı olduğunu düşünmüştüm. Ama tam tersi sevdiğim polisiye tarzı ve hikayenin  gerçek hayattan uyarlanması da heyecanımın artmasına sebep oldu. Hikaye 1170'li yıllarda üç küçük çocuğun kaçırılması ve daha sonra korkunç bir şekilde ölü bulunmalarıyla başlıyor.. Halk ve dindar hristiyan rahipleri tarafından Yahudiler suçlu olarak ilan edilir. Bu nedenle Yahudiler bir kaleye hapsedilir. Fakat Yahudiler kalede olduğuna göre ve ilk çocuktan sonra iki tane daha ölü çocuk bulduklarına göre gerçek katil acaba kimdi? Kral 2. Henry ise Yahudileri büyük gelir kaynağı olarak gördüğünden ve kalede olduklarından dolayı gerekli finansmanı kesilir. Bu nedenle  olay yerine cinayetleri çözmesi için  uzman bir ekip gönderir.. Ve heyecan başlar:)
Bir kaç aydır okuduğum ve beni heyecanlandıran hoş bir kitaptı..

PS: Demekki neymiş annemin tarzını değiştirmesinin bir sebebi varmiş:)

31 Ekim 2011 Pazartesi

Yol Ayrımı


Üç sene önce bugün bir yol ayrımında buldum kendimi.
Kendimce karar verdim gideceğim yola..
Bugün geriye dönüp baktığımda,
 yine aynı yolu seçer fakat üç sene önce değil BUGÜN seçerdim!
Üç sene uzun bir zaman...
Zamanla fark ediyor insan o yola hazır olmadığını,
Daha yapmam gerekenler olduğunu, bazı şeylerin eksik kaldığını...
Ve o yola girdiğimde tahmin edemediğim birçok zorluklarla karşılaşacağımı  kim bilebilirdi ki?
Evet zorda olsa çıktım o zorluklardan.
Ama bana kim diyebilir ki hasarsız atlattığımı?
Artık ben burnunun dikine giden,
yola çıkmaya hevesli babasının küçük kızı değil;
Girdiği yoldan yara bere içinde çıkan,
yaralarını sarmaya ve hayata tutunmaya çalışan genç bir kadın oldum.

Ve bir daha o yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir..

20 Ekim 2011 Perşembe

Sessizlik...


Şimdi o gencecik şehitlerimizin ailelerine kim hesap verecek?

Bütün blog arkadaşlarıma katılarak bir süre yayın yapmıyorum.

Hepimizin başı sağ olsun...


19 Ekim 2011 Çarşamba

İzin Sorunsalı



Şimdi sabah sabah yine sinirlerim fırladı.. Giderek bu şirket daha da dayanılmaz bir hal almaya başladı.. Ah ben böyle mi hayal etmiştim mezun olmadan önce? Müdürüm olsun beni sevsin kollasın istedim, bana bütün bildiklerini aktarsın istedim. Ama öyle bir denize girdim ki giderek batıyorum. Değil mi ki yüzmeyi başaran kurtulur ve bir daha da sırtı yere gelmez ama öyle değilmiş.. Ben yüzmeyi başaramıyorum:( Ben burada mutsuzum ve giderek batıyorum. Sorun şu öyle sık sık izin alan biri değilim.. Geçen hafta bizim buraya yakın bir hastaneden öğle arasında göz doktoruna gitmek için  izin istemiştim. (Öğle arası dikkatinizi çekerim.) Evet müdürün de hoşuna gitti bu durum ama ben ne yazıkki randevu alamadım. Neyse kalsın haftaya giderim dedim. Ama bu hafta yüzüm öyle bir sivilcelendi ki en son lisede böyle bir durumla karşılaştım. Hazır ben toptan bir gün izin alayım cildiyeye de gideyim bütün işlerimi toptan halledeyim dedim. Bugün öğlen  yurtdışına çıkacakları için gittim sabahtan izin almaya. Dedim böyleyken böyle, ee sen geçen hafta gitmeyecek miydin?  Bende randevu alamadım dedim. Hımm bizim falancanın orda tanıdığı var o sana randevu alır! Ama aptallık bende şirketi ben kurtaracağım sanki öğle arasında gidip gelirmişim. Millet çok çalışır dinlenmesi gerekir kafa tatiline çıkar, yok arkadaşı gelir  gezdirmeye gider, yok mobilyacısı gelir evde olması gerekir, yokta yok bizim şirtkette.. Ama bize gelince gerçekten yok!
Ee şimdi az önce geldi müdür ben çıkıyorum diye ve izin kağıdını da imzaladı ama bu benim sinirlerimin yatışmasına yetmedi işte!!! İlk iş yerim olduğu için başka yer bilmiyorum, acaba her yer mi böyle? Yoksa ben fazla mı takıyorum herşeyi? İki sene oldu ama hala alışamadım, böyle samiyetsiz ve yüzüne gülüp arkanadan bu da ne salak diyen birilerine alışamayacağım sanırım...

17 Ekim 2011 Pazartesi

Elif/Paulo COELHO

Üzülerek söylüyorum bu kitap beni çok baydı ve daha fazla devam edemeyeceğime karar vererek kitabın sonunu getiremedim. (Ve bunu kendi adıma utanç ilan ediyorum.) Belki ilerleyen zamanlarda tekrar okuma gafletinde bulunabilirim. Bu kitap için hem çok güzel hem de çok kötü yorumlarda bulunulmuştu. Benim yorumum da ne yazıkki kötülere eklenecek. Özellikle ön yargı ile yaklaşmamaya dikkat ettim ama Paulo Coelho yine beni hayal kırıklığına uğrattı. Beğenenler mutlaka yorumuma kızacaktır fakat ben bu kitaptan kendim için bir mesaj alamadığımı söylebilirim. Ne yazıkki bir daha Paulo Coelho kitabı kütüphaneme eklenmeyecek. Sanırım mistizm ya da içsel yolculuk bana göre değil ya da ben yakın değilim bu tür konulara.. Benim gibi düşünenler varsa derim ki bu kitapla hiç boşa zaman kaybetmeyin.. Yok bi bakmış Elif olmuş yok karısını hem severmiş ama Hilal'le yaşadığı Elif'in etksinden kurtulamamış da.. Hadi be koca adam gencecik kızın büyüsünden kurtulama sonra da git adına Elif de... Kitabın içinde altı çizilesi cümleler de sizi kandırmasın. Malesef konusu ofsayt......

Not: Belki ben bu kitap için doğru zamanlama yapamadım ama çok sıkıldığım belli. O yüzden bir sonraki kitabım bana biraz heyecan katması açısından gerilim romanı olacak..

14 Ekim 2011 Cuma

Bazen..

* Bazen neden fazla konuşup boş boğazlık yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden merakıma yenik düştüğümü anlamıyorum?
* Bazen insanların da kendi içlerine kapanabileceklerini düşünemeyip düşüncesizlik yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden bu sıkıcı iş yerinde çalıştığımı anlamıyorum?
* Bazen neden beni mutsuz eden bir ortamda hala kalmaya devam ettiğimi anlamıyorum?
* Bazen neden bu kadar uyuz biri olduğumu anlamıyorum?
* Bazen bu dünyanın neden bana dar geldiğini anlamıyorum?

Bazen kendimden nefret ediyorum!!!

Geçmişe Yolculuk..



Günlerden Cuma ve hava da dışarıda fink atılamayacak kadar puslu.. Böyle bir günün akşamında alın sevdiceğinizi yanınıza ve geçmişe bir yolculuk yapın... Ben dün akşam yaptım ve filmin sonunda gülümsüyordum. Evet kabul etmeliyim ki imdb'den 8.0 puan alacak kadar iyi olduğunu söyleyemem, sizi çok etkisinde kalacak kadar çarpmıyor da..
Ama kendine bağlayan farklı bir büyüsü olduğunu söyleyebilirim.

Ah! Lâcivert bir yağmur yağıyor Paris'e.
Ve lâcivert bir tango dudaklarımda.
Seine nehri, hüzünlü kızım benim.
Tül bir perde sermişler toprağa, Paris olmuş...

                                                       ''Özkan Mert''

12 Ekim 2011 Çarşamba

Herşey Bizde..



Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musun?
Çünkü kimseden birşey ummam. Beklentiler daima yaralar.
Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin..
Sadece kendiniz için yaşayın ve;
Konuşmadan önce dinleyin,
Yazmadan önce düşünün,
Harcamadan önce kazanın,
Dua etmeden önce bağışlayın,
İncitmeden önce hissedin,
Nefret etmeden önce sevin,
Vazgeçmeden önce çabalayın,
Ölmeden önce yaşayın..
                                                                                                                             
 '' Shakespeare ''

10 Ekim 2011 Pazartesi

Yağmurlu Bir Gün ve Sınav Gerçeği..


Yağmuru severim ve yağmurun yarattığı rehaveti daha çok severim ama dün nefret ettim.  İnsan pazar günü ve yağmurlu bir sabahta ne yapar? Tabii ki miskin kediler gibi uyur. Ama ben ne yaptım? Kariyer uğruna yollarda perişan oldum. Yüksek lisans uğruna girmek zorunda olduğum yabancı dil sınavına gittim. Ve Türkiye'nin hala çözülememiş eğitim ve sınav sistemiyle karşı karşıya kaldım. Bu ne rezilliktir anlatamam! Tamam telefonla girilemez anladıkta; küpe, yüzük, tel toka, bozuk para, getirdiğin kalem silgiye  ne olur? Kalemlerimle silgilerimi zaten attılar biz veriyoruz diye.. Küpeler ve yüzük çıkacak dediler.. Eee peki ben bunları nereye koyacağım?  Bizi ilgilendirmez! Cevaba bak? Sonra erkek güvenlik görevlisi emanetçi var oraya bırakabilirsiniz dedi. Herşeyi ticarete dökmüşsünüz oraya bırakmaktansa sınava girmem daha iyi dedim. Sonra telefonla az önce gönderdiğin kocanı gerisin geri ararsın, yağmur altında biraz daha ıslanırsın küpe yüzük ve bozuk paralarını vermek için ve sonra da sınava geç kalırısın. Geç girdiğin sınava yanlış yerden başlarsın yarım saat sonra fark ettiğin gerçeği düzeltmeye uğraşırken moralin bozulur ve sınavdan kalacağını fark edersin..

Teşekkürler Türkiye!!!

7 Ekim 2011 Cuma

Görünmeyen/Paul AUSTER

Paul Auster... Bu yazarla tanışmam geçen yıl Sunset Park ile oldu..Yazarın anlatım biçimini çok beğendiğimi özellikle söylemeden edemeyeceğim. Daha önce hiç bir yazarda görmediğim değişik bir tınısı var..Görünmeyen'i kurgu olarak iç içe karakterlerin anlatımı olarak beğendim. Benim tek takıldığım ve hayal krıklığına uğradığım  nokta ise kitap bittiğinde hadi ya böyle mi bitti şimdi bu kitabın sonu  oldu. Ve bence bu da kitaba ve yazara hiç yakışmadı.. Kitabın konusuna gelecek olursak Adam Walker adında bir gencin karmaşık hayat hikayesi diyebiliriz. Gerçek olup olmadığını ya da gerçekte de böyle şeylerin olup olmadığını merak ettim doğrusu. Ama kitabı okuyacak varsa özellikle on sekiz yaş üstü bir kitap diyebilirim . Ya da ensest ilişkileri kaldırabilecek karakterde kişiler okusun diye öneride bulanabilirim. Çünkü herkesin kaldırabileceği bir kitap değil. Yine ya da biz türk halkının diyebilirim.. Söylemlere göre Görünmeyen yazarın en iyi kitabı. Sadece iki kitabını okumama rağmen bence Sunset Park bundan çok daha güzeldi. Ama konu ve kurgu olarak çarpıcı olduğu için eleştirmenler tarafından böyle bir yorumda bulunulmuş olabilir. Özellikle kitap bittiğinde sizi düşündürüyor. Okursanız kitabın sonunun havada kalmasına rağmen pişman olmayacağınızı söyleyebilirim. Tek kelime ile sevdim ben bu kitabı:)

İp ucu vermeyi sevmiyorum ama altını çizdiğim bir kaç cümle ekleyebilirim:)

Hayat, oyalanmakla vakit kaybedilemeyecek kadar kısa. Syf/22
Birinin sizi  sevdiğini öğrendiğiniz zaman sizin de ilk tepkiniz onu sevmek olur. Syf/44 Acaba öyle mi?
Gerçek aşk, diyor, zevk almaktan olduğu kadar zevk vermekten de haz duymaktır... Syf/113
Ve aklı ve deliliği ve aptallığı öğrenmek için ömrü verdim...Syf/156
Dünya yıkıldı, dünya yeniden topralandı, ben de kör topal yoluma devam ettim. Syf/193

6 Ekim 2011 Perşembe

Yeni Kitaplar



Mesleki eğitim kitaplarının fiyatları genelde pahalıdır, bende de huy bunların fotokopisi yada korsanları bende olmamalı. Kitapyurdu'nda indirime girdiğini görünce ki girmese de almam gerekliydi bana çok iyi geldi.


Babalar ve Oğullar'dan sonra neden Babalar ve Kızlar yokki diye düşünürken bu kitapla karşılaştım. Bir çok kişiden babalarına yazmış oldukları mektuplardan oluşmakta kitap ve merak içindeyim ama okumam gereken kitapları düşündükçe moralim bozuluyor:(

Elif'in methini ise çok duydum , birçok blogda da olumlu yorumlar görünce dayanamadığımı itiraf etmeliyim:)


Bin Muhteşem Güneş ve Yüz Yıllık Yalnızlık benim okumakta geç kaldığım kitaplar.. Bir an önce bunları okumam gerektiğini düşünüyorum.


Ve kişisel gelişim.. Gerçi oldum olası kişisel gelişim kitaplarından hoşlanmadım. Bana tamamen yapmacık geliyor. Şöyle yaparsanız şöyle mutlu olursunuz, böyle yaparsanız şöyle zengin olursunuz.. Ama bu NLP'nin  biraz farklı bir yöntem olduğunu duyunca merakıma yenik düştüm sanırım:(





Bunlarda daha önce almış olduğum kitaplar... Şu anda Görünmeyen'i okumaktayım. Demekki bunlardan birini eksiltebiliriz:)



Ve öncekilerle yenileri birleşince de okumam gereken kitaplar bu kadar oldu.. Fotoğrafını çekemediğim ve henüz okumadığım birkaç tane annemde ve birkaç tane de arkadaşımda olan kitaplarım daha var..Ve aklımda kalan birçok kitap daha olduğunu söylemeliyim:( Peki tüm bunları acaba ben ne zaman okuyabileceğim? Neden daha çok zaman yok ki?

4 Ekim 2011 Salı

Bitirdim:)


En sonunda diyorum en sonunda bitti..O yüzden bunu kendi adıma başarı olarak ilan ediyorum.. Bu puzzle'ın sağ olsun hikayesi nihayet son buldu.. Çok gezdi zavallım.. Daha okuldayken almıştım kendilerini başladım sıkıldım bıraktım. Sonra sevgili eşim (o zamanlar sevgilim:)) ziyeretime geldiğinde tekrar başladık o gitti yine yarım kaldı. Sonra okul bitti kendileri yarım kalamayacağına göre (o zamanlar puzzle halısı yoktu) söküldü benimle eve geldi. Sonra araya başka puzzlelar girdi bunun boynu bükük kaldı, yine bitirilemedi:( Sonra evlendim, benimle birlikte yine taşındı zavallım.. En nihayetinde evlendikten iki sene sonra bitebildi kendileri:) Boş odada tozlanmaya yüz tutmaya ramak kalmışken önceki haftalarda kendilerini fark etmemle birlikte şu gördüğünüz hale gelmiştir kendileri:))) Ama çaktırmayın siz o karışıklıkta 2 taşı kaybolmuş, kenarında olduğu için onu fotoğrafa almadım ne yazıkki. Şimdi postadan eksik taşları beklemekteyiz kendisiyle birlikte daha sonraları ise kendisi bir kraliçe gibi duvarımı süsleyecek:) Şimdi sırada başka bir kraliçe var..Bakalım bunun hikayesi ne zaman son bulacak?

İlk Mim

Sevgili Darla sayesinde ilk Mim'imi almış bulunuyorum.. Madem sormuş bize de yanıtlamak düşer:) Mim konusu Lüsklerimiz olunca bir türlü karar veremedim ne yazsam diye..Malum biz bayanların birçok lüksü var:))

Öncelikle kahveye hiç hayır diyemiyorum. Sade türk kahvesini hiçbir şeye değişmem. Hatta bu konuda o kadar da katıyım sakın olaki bana biryerde yanlışlıkla şekerli kahve getirmesinler:)

Sonra da ayakkabılar.. Ayakkabı düşkünlüğüm hiç azımsanmayacak derecede. Gerçi günlük olarak giydiğim ayakkabı sayısı bellidir ama yine de alırım yeterki o güzellikler benim olsun:)

Kitaplar..Annemin bana kattığı çok güzel bir lüks. Gerçi buna lüks diyemem çünkü bu benim için artık bir alışkanlık..Çantamda mutlaka bir kitap olur. Otobüste, serviste, cafe de heryerde kitap okuyabilirim...

Çikolata..Eğer şanslıysam şöyle gerçek bitter çikolataysa isterse diyette olayım bozarım. Bu gerçek bir lüks işte:)

Ve günün yorgunluğunu atmaya bire bir gelen sıcak bir banyo.. Suyun sakinleştirici özelliği olduğuna inanırım..Saatlerce suyun altında kalabilirim, ne yazıkki zaman yetersiz olduğundan herşeye işte bu benim için tam bir lüks..

Şimdi birilerini mimlemek gerek sanırım:)

1- Aysstyle
2-Eleni'nin arka bahçesi
3-Evcilik
4-Baykuş Gözüyle

3 Ekim 2011 Pazartesi

Babalar ve Oğullar/TURGENYEV


 Ne güzeldir baba ve oğul, baba ve kız olmak olmak.. Hayatlarımızda ne de güzel yerleri vardır.. Her zaman annelerimiz ön planda olmuştur  ama babaların yeri ap ayrıdır. Turgenyev'in 1862'de kaleme aldığı Babalar ve Oğullar'ın en önemli özelliği nihilizm ve kuşaklar arası çatışmayı ele almasıdır. Kitabın bendeki versiyonu eski olmasından ve belki çevirisinden dolayı okurken zaman zaman bunaldım ama kesinlikle okunacaklar arasına girmeli bu kitap.. Belki kitap severlerin çoğu okumuşur ama ne yazıkki ben biraz geç kalmışım diyorum kendi kendime.. Baba ve oğul olmak güzel bir tablo olmuştur hep gözümde. Ama zamana yenik düşen de var bu tablo da zamana karşı duran da.. Zaman dediğimiz olay ne yazıkki bizleri kuşak çatışmasıyla tanıştırıyor.  Herkes de mi böyledir bilinmez ama Turgenyev yıllar öncesi bunu fark edip çok da güzel kaleme almış.
Ben babamın oğlu değil kızıyım, oğlu da var gerçi ama :)
 Babayla oğul olmak güzel de babayla kız olmak daha da güzel bence....

29 Eylül 2011 Perşembe

Yükselmek?

Şimdi mezun olduktan sonra kariyer hayatıma başlayalı tam tamına iki yıl altmış iki gün oluyor. Geldiğimden beri masa üstü takvimimin üstünü geçen hergün için çiziktiririm. Neden böyle yaptığımı da hala çözebilmiş değilim. Ama sanırım kendimi burada hapsolmuş gibi hissettiğimden olabilir. Tamam mesleğim güzel, geleceği  de var ama gel gör ki geçen günler, aylar, yıllar bana şimdiki bu canlılığımı hissetirebilecek mi? Geldiğimden bu yana bir çok şey değişti, gelen de oldu giden de... Çoğu kişiler geldikleri yere yağcılıkla geldiler (yani halen daha görmüş değilim bilek gücü ile gelenini..) Gidenlerin çoğu da burada kendilerine bir gelecek göremedikleri için gitti.. Şimdi bu iki yılın sonunda ben anlamış oluyorum ki ne becerebilirim birilerine yağcılık yapmayı ne de hayatıma bu kelimeyi sokabilirim.  Sizce halen daha bu şirkette bana bir gelecek var mıdır? Ben böyle düşüne dururken demekki birilerine kendimi sevdirmişim. Bahsetmek istediğim yükselmek değil de birilerinin kalbine yükselmişim diyebilirim. Aramıza katılması çokda eski olmamakla beraber yine ayrılma kararı veren kariyer hayatında çok tecrübeli birinden bugün ufak ama içimi ısıtacak kadar şeker bir hediye aldım. Bazen hediye almak, sevildiğini hissetmek ne kadar da mutlu edermiş meğerse insanı...Sanırım bu iki yılın sonunda anlamış oluyorum ki herşey kariyer değil, önemli olan adını yıllar sonra da hatırlayabilecek birilerine sahip olmakmış.. Ama yine de ben hala gün saymaya devam edeceğim sanırım.. Kariyerimde  söz sahibi olmak için biraz daha buna katlanmak gerektiği hissediliyor...

27 Eylül 2011 Salı

Sana..


Yazdıklarımı hiç okumadın ya da bana belli etmedin. Zaten hep öyle değil misin şımarırım diye bana çoğu duygunu göstermezsin.  Ama bilirim ki seversin beni değil mi? Hala şaşırım biz iki zıt karakter bunca yıldır nasıl  birlikteyiz diye.. Sen deli dolu yerinde duramayan, bense huysuz bir cadı oldum hep.. Zaten hep bu huysuzluğum yüzümden herkes hep seni daha çok sevmedi mi? Sevdi ama kimse seni benim kadar çok sevmedi, sevemezde!! Ama o liseli kızken bu kadar huysuz değildim sanırım? Hayat mı yordu da ben bu kadar huysuzlaştım?  Bilinmez.. Ama bildiğim birşey var o da karlar altında elini tuttuğum ilk gün biliryordum seninle aynı yolda yürüyeceğimi... Acı tatlı ne çok şeyi paylaştık birlikte.. Birlikte çocuk olduk, birlikte büyüdük biz.. Hayata birlikte adım attık! Sen benim hep ilklerim oldun. On yıl oldu birlikteyiz, bugün de tam iki yıl oldu aynı yastığa baş koyuyoruz.. Umarım saçlarımıza ak düştüğünde de birbimize bu denli bağlı oluruz.. Aynı bu resimdeki gibi yaşlanmak dileğiyle bitanem..

26 Eylül 2011 Pazartesi

Fazla Söze Gerek Yok:)

Havanın bu kadar iç bunaltıcı olmasının aksine bugün tüm ruhumla pozitifim dünyaya. Bunda sebep sabah eşimle birlikte kalkmış olmam olabilir mi acaba? Her sabah sinir edici bir kıskançlıkla onu hala uyurken bırakmak ve benim daha gün aydınlanmadan yollara düşmem ne büyük bir talihsizlik:) Hele onu gözleri kapalı giyinirken görmek tam bir şenlikti doğrusu.. Ne yazıkki öğrenciyken kurduğum tüm hayaller ters yüz olmuş durumda. Erkek dediğin önce çıkar bir kere evden, sen kahvaltı hazırlarsın keyifçe kahveni yudumlarsın onun arkasından. Ama bizde bırak onun önce çıkmasını koskoca apartmanda ben çıkıyorum önceden..Sokaklarda in cin top oynar.. Kahve keyfi ise pembe hayallerden morlaşmaya yüz tutmakta artık:) Ben bir yandan servise yetişme telaşı bir yandan da kendimi fazla ayıltmama gayretindeyim her sabah. Nitekim servise binince bölünmüş uykuma devam etme niyetindeyim:) Çok pozitifsem bu sabah olduğu gibi birkaç satır da okuyabilirim.. Tabii milletin sanki deli dana görmüş gibi bakışlarını yok sayarsak hala pozitifsinizdir:) Bugün kahve keyfini yine sabah yapamadım ama az önce içtiğim kahvenin telvesi hala damaklarımda:) Vesselam hayatın tüm olumsuzluklarına bugün kapalıyım..Fazla  söze gerek yok bugün çokkkk pozitifim....
İki tık tık yapalım ki nazar değmesin:)





22 Eylül 2011 Perşembe

Cariyenin Kızı Mihrimah/Demet ALTINYELEKLİOĞLU


Nihayet kitabı bitirebildim...Nihayet diyorum çünkü bu kitapta özellikle çok sıkıldım. Bunun bir önceki kitabı Moskof Cariye Hürrem'i okumuştum, onun devamı şeklinde olacağını düşünerek alıp okudum. Ama  ne yazık ki bir öncekinden çok farklı değildi..Özellikle kitaptaki gereksiz ayrıntılar beni zaman zaman sinir krizleri geçirtecek kadar sıktı. İlk kitabında yazarı sevmiştim,anlatımı uslubu, kurgusu güzeldi..Şimdi üçüncü kitabı ''Valide Sultan Nurbanu'' çıktı, bir yanım okumak istese de bir yanım acaba yine sıkıcı mıdır  diye düşünmeden edemiyorum. Gereksiz ayrıntıların dışında konu olarak sevdiğimden dolayı yine de okunabilir bir kitaptı. Bu konu ile alakalı farklı kalemlerden ele alınarak yazılmış birkaç kitap daha okumuştum. Fakat Demet Altınyeleklioğlu kitabında en azından kendi adıma diyebilirim ki bilmediğimiz farklı konulara da değinmiş. Bence bu tarz kitaplar yani roman tarzı yazılmış tarihi kitaplar daha cezbedici..Arada sıkılsanızda en azından sizi araştırmaya itiyor diyebilirim.Yine tarihimi merak ettim gerçekten öğrenmek istiyorum diyorsanız farklı yazarlardan yazılmış aynı konuları ele alan kitapları okumalısınız. Bir kaynak  gerçekleri yansıtmak adına hiçbir zaman yeterli olmaz.

Kendi adıma diyebilirm ki ne Sultan olmak isterdim ne de Prenses..Gayet zor bir hayatları olduğu kesin. Hele ki özgürlüğüme bunca düşkünken kendimi saraylar içinde hapsolmuş  ipekler içinde hayal edemiyorum:)

Son olarak;

''Al yeşil bayraklı gemilerle kanatlanmak isterim. Yelkenlerin rüzgarla dolmasını görmek...Rüzgarda saçlarımı uçurmak...Ak kuşlarla yarışmak...Küreklerin şıpırtısını duymak isterim. Sıçrayan köpükler yüzümü yıkasın isterim.''  Syf/152

diyerek böyle bir özgürlüğe herkesin sahip olmasını dilerim...



21 Eylül 2011 Çarşamba

Düşünmekteyim!!!

Hiçbir zaman sabırlı bir insan olmadım. Sanırım olamayacağım da..Herşeyi hep bir anda olsun isterim. Okula başladığımda hemen okumayı öğrenmek istemem, işe başladığımda milletin yıllarca emek verdiği şeyleri bir günde öğrenmeyi istemem, aşık  olduğumda karşılığını hemen istemem gibi..Hiçbir şeye sabrım yok hep herşey bir an önce olsun bitsin isterim. Ya olacak o iş ya da olmayacak..Bu kendimi bildim bileli hep böyle...Malesef ki sabrım olmadığı gibi birşeylere emek harcarken olması gereken biraz zaman istiyorsa sıkılıp bırakmam benim çoğu kez başarısız olmam ile sonuçlanmıştır..Ama işte bu hayat benim için  ya artı olacak ya da eksi ona göre yönümü çizmem gerekli.. Allahın sevgili kulu olduğumu hiç saklamıyorum, bunca şımarıklığa karşın halen daha bana yüzünü güldürüyor. Belki de biliyor bu kulunun huyunu, birşey olmadı mı kendi canından bile vazgeçebileceğini.. Bu aralar yine dellendim, sabırsızlığım tuttu.. Millet deli gibi aylarca iş ararken okulu bitirdiğim günün ertesi günü ilk iş görüşmemde işe kabul edildim. Okuldan geldiğim akşamında da babamdan bir sürü nasihat dinledim, kendini kaptırma bir çok aday olacak ilk iş görüşmende işe alınmayı bekleme diye..Millete alay konusu bile oldum bu sebeple..Sabırsız olsam da hayattan çok fazla  beklemediğim şeyler dışında tüm istediklerim oldu.. İstediğim şeyleri kalpten isterim çünkü. Sevdiğim adam benim olsun, okul okuyayım, işe gireyim.. Oldu ama..Okulla alakalı bir problemim vardı, sınava tabii tutulmam gerekiyordu, çok üzüldüğüm ve beni çok etkileyen bir konuydu kalpetten istedim o da oldu..200 kişilik sınavı 5 kişi kazandı ve kitap açmamama rağmen 1. oldum. Şimdi yine bir isteğim var, acaba çok şey mi isterim? Yoksa çok mu sabırsızım yaaaa....Dün tam da böyle şeyler düşünmekteydim ki garip bir e-mail aldım kim olduğunu bilmediğim birinden..Mail attım sizi çıkaramadım diye,  şahsen beni tanımazsınız ama ben sizi tanıyorum filan ve içimden geldi size atmak istedim bu maili diye bir cevap geldi..Garip çok garip.. Çünkü ben tam da bu aralar birden büyümek ve her istediğim olsun istemekteydim yine....

iki HİKÂYE - ÜÇ DERS - BİR SÖZ 
1.Hikâye-Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.
Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. 
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?-On yılda, demiş kavak.-On yılda mı? 
Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye
, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
 Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için. 
 
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.
Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır.
 
2. Hikâye-En iyi Buğday
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. 
Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. 
Çiftçi:-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? 
Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. 
Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olmasıdemektir.
Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
 
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.
  
3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.
 
'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır. 
Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.
 
'Afrika Atasözü Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. 
Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. 
 KALIN SALICAKLA
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...