Hande ALTAYLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hande ALTAYLI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Haziran 2012 Salı
15 Haziran 2012 Cuma
Aşka Şeytan Karışır/ Hande ALTAYLI
Aşka Şeytan Karışır bir solukta okunacak sade fakat bir o kadar da derin bir kitap. İnsan ilişkileri üzerine düşündürücü; aşk üzerinden insanları tanımayı, insanların neler yapabileceklerini, sınırlarını anlatıyor. Dostluk, aşk, nefret, aldamak, aldatılmak hepsini bulabilirsiniz bu kitapta...
* Günah ve sabah... Bu gerçekten de kötü bir ikilidir. Sabahlar, genellikle akşam yenilen herzeyle yüzyüze gelmenin ve hesaplaşmanın vaktidir. O yüzden vicdan azabıyla gelirler. Daha gözlerinizi açmadan önce utanç gelip çöreklerinir içinize, uyanmak istemezsiniz. Adından Allah ne verdiyse, kendinden nefret etme, kahrolma, kendini suçlama, hepsi teker teker kurulurlar yerlerine... Syf/ 49
* Hepimiz ortak bir ruhu kullanıyorduk. İyilik aynı iyilik, kötülük de aynı kötülüktü; sadece oranlar insandan insana değişiyordu. Birimiz öldürebiliyorsak, hepimiz öldürebilirdik; birimiz yalancıysa, hepimiz yalancıydık; birimiz aldatabiliyorsak, hepimiz aldatırdık. Rahibe Teresa'yla Karındeşen Jack'i ayıran çizgi aslında hiç de kalın değildi. Sonuçta özümüz aynıydı, içimizde her duygunun tohumları vardı, iyiliğin mi yoksa kötülüğün mü tohumlarının sulanacağına ise şartlar ve talih karar veriyordu. Birimizin günahı hepimizin günahıydı. Syf/ 181
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Kahperengi/ Hande ALTAYLI
''Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek... Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanı geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka işe yaramaz. Durumu sükunetle kabullendiğin ve savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ''çat kapı'' yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatını tamamlamaz ve bunun karşılığı olarak da kimse onun hayatını bütünlemez. Kimileri böyle olmasını tercih ettikleri için, kimileri de kimse onları tercih etmediği için yalnızdır. Yalnız biri sadece bir aksesuardır. Süslü bir toka, zarif bir kolye, boktan bir kemer ya da bir çift güzel küpe... O kadar. Yoklukları üzüntü verici olsa da kimseyi öldürmez.''
Bu kitap aslında alınacaklar listemdeydi ama daha vakti vardı alınması için... Cuma gecesi face'te takılırken bir arkadaşımın yayınlaması üzerine iyice meraka kapıldım, sağolsun arkadaş öyle bir heyecanlandırdı ki Cumartesi günü soluğu kitapçıda aldım. Henüz bitmemiş kitabım beni beklerken şöyle birkaç sayfa karıştırayım diğeri bitince buna başlarım demiştim. Sabah ezanıyla kendime geldiğimde karıştırarak başladığım bu kitabın neredeyse sonuna gelmişim:) Ertesi günde de bir çırpıda bitti zaten... Uzun zamandır acaba diğer sayfada ne olacak diye meraklandıran bir kitapla karşılaşmamıştım. O kadar beğendim ki keşke bu kadar hızlı okumasaymışım diye hayıflanıyorum şu anda. Konu olarak yıllar önce okuduğum Gülten Dayıoğlu'nun Yeşil Kiraz'ını anımsattı. Küçük bir kasabada zorlukla geçen çocukluk yılları ve daha sonra büyük şehirde başarılı bir avukat... Ama Hande Altaylı'nın espirili bulduğum dilini konunun kasvetli havasını dağıtmayı başarmış. Ve itiraf ediyorum okuduğum kitapta güzeldi ama sanırım yazık ettim kendisine bakalım sonunu sıkılmadan nasıl getireceğim şimdi:((
Bazı insanlar ve onlara ait anıların mazide kalması daha iyiydi. Hiç değişmeden, değiştirilmeden, yeniden yazılmadan, sessizce unutuluşa bırakılmalıydılar ve bu anılar albümüne yeni kareler eklenmemeliydi. Syf/ 49
Zamanın kıvamı insanı daima şaşırtır, akıcılığı andan ana değişiklik gösterirdi. Bazen boza kadar koyu, bazen su gibi seyreltilmiş olurdu. Tüy gibi hafifleyebilir, taş gibi ağırlaşabilirdi. Göl kadar durgunlaşabilir ya da grizu gibi patlayabilirdi. Hatta canı isterse durabilirdi bile. Syf/ 158
Kimsenin hayatı kolay değildi. Şanslı doğmak diye bir şey yoktu. Doğan her insan şanssızdı ve sabırla bunu öğreneceği günü bekliyordu. Syf/180
Bu kitap aslında alınacaklar listemdeydi ama daha vakti vardı alınması için... Cuma gecesi face'te takılırken bir arkadaşımın yayınlaması üzerine iyice meraka kapıldım, sağolsun arkadaş öyle bir heyecanlandırdı ki Cumartesi günü soluğu kitapçıda aldım. Henüz bitmemiş kitabım beni beklerken şöyle birkaç sayfa karıştırayım diğeri bitince buna başlarım demiştim. Sabah ezanıyla kendime geldiğimde karıştırarak başladığım bu kitabın neredeyse sonuna gelmişim:) Ertesi günde de bir çırpıda bitti zaten... Uzun zamandır acaba diğer sayfada ne olacak diye meraklandıran bir kitapla karşılaşmamıştım. O kadar beğendim ki keşke bu kadar hızlı okumasaymışım diye hayıflanıyorum şu anda. Konu olarak yıllar önce okuduğum Gülten Dayıoğlu'nun Yeşil Kiraz'ını anımsattı. Küçük bir kasabada zorlukla geçen çocukluk yılları ve daha sonra büyük şehirde başarılı bir avukat... Ama Hande Altaylı'nın espirili bulduğum dilini konunun kasvetli havasını dağıtmayı başarmış. Ve itiraf ediyorum okuduğum kitapta güzeldi ama sanırım yazık ettim kendisine bakalım sonunu sıkılmadan nasıl getireceğim şimdi:((
Bazı insanlar ve onlara ait anıların mazide kalması daha iyiydi. Hiç değişmeden, değiştirilmeden, yeniden yazılmadan, sessizce unutuluşa bırakılmalıydılar ve bu anılar albümüne yeni kareler eklenmemeliydi. Syf/ 49
Zamanın kıvamı insanı daima şaşırtır, akıcılığı andan ana değişiklik gösterirdi. Bazen boza kadar koyu, bazen su gibi seyreltilmiş olurdu. Tüy gibi hafifleyebilir, taş gibi ağırlaşabilirdi. Göl kadar durgunlaşabilir ya da grizu gibi patlayabilirdi. Hatta canı isterse durabilirdi bile. Syf/ 158
Kimsenin hayatı kolay değildi. Şanslı doğmak diye bir şey yoktu. Doğan her insan şanssızdı ve sabırla bunu öğreneceği günü bekliyordu. Syf/180
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)