30 Ocak 2012 Pazartesi

Durum Bildirmesi

Şimdi ben karı seviyorum ya Allahım bana ahan da sana kar diye yollarıma bir sürü kar serdi. Şimdi çoğunluk herkes gibi ne yazıkki  ben ev yerine bu günü iş yerinde çalışarak geçirmek durumundayum. Sabahta böyle  umutlanarak kalkmıştım hani şehirden uzak ya çalıştığımız yer gitmesi zor gelmesi zor... Ama sizin de CEO'nuz karlar ülkesinden geliyorsa ve bu da kar mı diye burun büküyorsa tıpış tıpış geliyorsunuz o yolu:( Sabah bir saat gecikmeli ve de zorlu bir yolculuktan sonra geldik. Ama nasıl geldik sormayın:) Öncesinde ufak  bir kaza atlattık yolların kaymasından dolayı, sonra çalıştığım yere araba giremez hale gelince başladık yürümeye. Ve ben hangi akla hizmet etek giydisem bugün:) Nihayetinde kavuştuk iş yerime, sormayın bir de büyük aşk yaşıyoruz kendisiyle... Neyse bakalım dönüş yolu nasıl olacak, şimdiden  kara kara düşünmekteyim. Şimdi ben sıcakcık evimde olsaydım, sokaktaki çocuklarla biraz kar topu oynadıktan sonra kendime bir sıcak çikolata yapıp keyifle yudumlaya yudumlaya kitabımı okusaydım fena mı olurdu......


Karnım feci şekilde acıkmışken ve birilerine fena halde canım sıkılmışken şu güzelliği nasıl canım çekti anlatamam..

Ne diyebilirim ki bugün Pazartesi ve tek gerçek bu sanırım:)

27 Ocak 2012 Cuma

Beyaz Görüntüler...

Bugün sanki dünyanın en güzel hediyesini almış gibiyim. Bu karı ne zamandan beri bekleyen ben öğle arasında artan kalan zamanda bu görüntüleri çekebildim anca. Şu anda burada bunun iki katı kadar kar var, bakalım eve nasıl gideceğiz:) Ama değmez mi ya bu güzelliğe...  Ben seviyorum doğanın bütün güzelliklerini yaşamayı... Bana kafayı mı yedin diyen arkadaşlara selam olsun, çok geçmez acaba bizim çocuklarımız dört mevsimi yaşabilecek mi diye sorarım kendilerine... Ne şanslıyız ki dört mevsimi de yaşayabildiğimiz bir ülkemiz var.
Yazın denize girmeyi, sonbahar da rüzgarın yüzümü okşamasını, ilkbaharda ağaç dallarının tomurcuklanmasını, kışın da bu bembeyaz güzelliği seviyorum. Hayatın enerjisini hissetmeli insan diyorum, içimizdeki çocuğu öldürürsek yaşamanın ne anlamı varki...

 Ayrıca bugün Cuma, haftanın en güzel günü:)








20 Ocak 2012 Cuma

Gerçek Renkler/Kristin HANNAH

Şimdi bu kitabı nasıl anlatsam bilemedim; Kristin Hannah  Önce Ateş Böceği Yolu, sonra Kış Bahçesi, şimdi de Gerçek Renkler'le çıktı karşıma... Hepsinde de özellikle kadınların birbirlerine kimi zaman dostlukları ve bağlılıklarının, kimi zamanda nefretlerinin ortak paydada buluşmalarını konu alan bu kitaplar bana nedense çok hayatın içinden geldi. Ama özellikle beni benden alan Kış Bahçesi oldu bunların içinden... Gerçek Renkler ise bana biraz özellikle Kış Bahçesi'nden sonra; hani tadı unutulmasın da okurlarıma o sevdiği kekten bir tane daha pişireyim tadında olmuş. Ama o çok sevdiğiniz taze pişmiş keki ikinci kere yediğinizde  midenizde bir ağırlık oluşur ve üstünüze rehavet çöker... Gerçek Renkler'in de tadı güzel olmasına rağmen ben  pek sevemedim. Konu olarak, derinlik olarak  hiçbir kusuru olmamasına rağmen konunun ana temasına gelene kadar gereksiz sıkıldım. Bildiğim bir tattı çünkü... Doymanıza rağmen yemeniz için ısrar eden ev sahibesinin  gereksiz ısrarı gibiydi...



19 Ocak 2012 Perşembe

Beyazın Büyüsü...


İstanbul gibi bir yerde kendimi iş yerim konusunda ne kadar şanssız hissetsem de bazen güzel tarafları da yok değil... Mesela yağan karın hemen erimesi buraya biraz daha uzun sürede ulaşıyor... Yapılacak çok fazla alternatif yok; kendimi avutabildiğim tek manzaram görünen çardak. Kışın penceremden böyle güzel görüntüler yakaladıkça mutlu oluyorum. Yazın da hem çardağın yemyeşil olması hemde yeni doğmuş kuzuların çobanlar tarafından otlatılması bana hala nefes alabildiğimi hatırlatıyor...


Bu da binanın öbürkü tarafından görünen başka bir güzellik. Sigara içmesem de adı sigara odası olan balkoncuk bazen böyle güzelliklere şahit oluyor işte...


Bu kadar beyaza biraz da renk getirmek lazım değil mi:) Siz siz olun bu kış günlerinde bol bol meyve sebze tüketin...


Karın yeniden yağması ve sokakta kar topu oynayan çocukların şen kahkahalarını daha çok duymak dileğiyle...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Sherlock Holmes: A Game of Shadows


Ah o ne güzel bir filmdi öyle ya.  İzlemeye doyamadım desem yeridir... Geçen yıl ilkini sinemada izlemeye fırsat bulamayan ben bunu kaçıramazdım. Geç olsada muradıma erdim:) Jude Law'dan ziyade Robert Downey Jr'ye bittim, harikaydı bence. Ayrıca Ejderha Dövmeli Kız'ın İsveç yapımı filminde oynayan Noomi Rapace, yani bildiğimiz Lisbeth Salender beni bu filmde oldukça şaşırttı diyebilirim.  Böyle değişik rollerde karşıma çıkan oyunculara bayılıyorum. Hatun hakkını vermiş. Ve şunu da söylemeden edemeyeceğim Ejderha Dövmeli Kız'ın zaten İsveçliler tarafından yapılmış bir filmi var, hatta bütün millenium serisinin var. Amerikalı'ların neden ikinci bir film yapma gereği duyduklarını anlamadım. Bu konuda biz daha iyiyiz imajını vermek istiyorlarsa bence  fena halde çuvalladılar. Tamam film çekmede iyisiniz, yeterince teknolojik güçleriniz var, maddi imkanlarınız da var ama artık yaratıcılık bitmiş  demek oluyor bu. Hele ki hem okuyucu olarak hem de izleyici olarak bu bende fena halde antipati oluşturdu.  Ayrıca kitaplarını okuduğum ve daha sonra sinemaya uyarlanan filmleri genelde beğenmememe rağmen İsveçliler gayet de iyiydi Millenium Serisinde...


Hollywood yapımı desemde bence ÇAKMA olanı belki sinemaya gidip izlemem ama aradaki farkı görmek amacıyla DVD'sini bulursam izleyeceğim.


Sherlock Holmes içinse  çok fazla ayrıntıya gerek yok izleyin, izleyin ve yine izleyin diyorum:) Son zamanlarda izlediğim en eğlenceli filmdi...

11 Ocak 2012 Çarşamba

Labirent

Labirent son zamanlarda Türkiye'de çıkan aksiyon ve polisiye filmlerinden en iyisi diyebilirim. Yine de bu konuda hala Amerika'lıların eline su dökemeyiz. Kabul etmek lazım onlar bu konuda çok ama çok iyiler. Labirent için de kötünün iyisi diyelim hadi biz:)  Filmin konusuna gelince; İstanbul'da büyük bir eylem hazırlığındaki terosist  grubu ortaya çıkartıp engellemeye çalışan istihbarat görevlilerinin öyküsünü anlatan bir polisiye filmi. Oyuncular iyi ama özellikle Meltem Cumbul'u böyle bir rolde görmek beni şaşırttı ama rolün de hakkını vermiş hatun yani:) Timuçin Esen'e ise sözüm yok, oyuncuların hepsi kendilerinden üstün bir performansla filmin hakkını vermişler. Büyük bir beklentiye girip hayal kırıklığına uğramak yerine az beklentiyle daha çok keyif almak lazım. Sonuçta bütçe belli, yönetmen belli oyuncular belli... Özellikle kendi kendimizi taşlamak yerine tadir edip türk oyuncularımızın ve yönetmenlerimizin motivasyonunu  arttırmamaz gerektiğini düşünüyorum.


PS: İzlenebilir bir film. En azından şöyle diyeyim İmmortals'dan kat be kat iyi:)

9 Ocak 2012 Pazartesi

Kadın Dedektif/Alexander McCell Smith

2011'i de geri bıraktık, çoğu insan gibi bende ne değişti ki şimdi diyenlerdenim.. Sanırım herkesin büyük bir heyecanla sarılacağı bir umuda ihitiyacı var. O yüzden gelen yeni yıla bunca anlamlar yüklüyoruz, sanki biri gelip sihirli bir değneği ile tüm hayatımızı değiştiriverecekmiş gibi... Ben herşeyin sende bittiğine inananlardanım, eğer sen hiçbir çaba göstermiyorsan olduğu gibi sayıyorsundur..


2012'nin ilk kitabı Kadın Dedektif'i huzurlarınıza takdim ederim:) Yazar sanırım çok fena bir Agatha hayranıymış..O kadar çok ilham almış ki neredeyse bire bir kopyasını yapacakmış. Kitap Afrika'da bir kadının dedektifik bürosunu kurmasıyla başlıyor. İçinde ufak ufak dedektiflik hikayeleri ile sizi çok sıkmamakla bereber ben çok da iç açıcı bulmadım diyebilirim. Okunacak kitap kalmayınca annemin kütüphanesine daldım ve elime bu denk geldi. Ama biraz araştırınca aslında bu kitap bir dedektiflik serisinin ilk kitabıymış. Ama ben devamını getirmeyi düşünmüyorum. Agatha severlerin belki ilgisini çekebilir, ama Agatha'dan sonra da pek haz alınır mı bilmiyorum:)

30 Aralık 2011 Cuma

2011 Kitapları

Daha önce aklımda vardı ama sevgili Serrose benden önce davranıp 2011'de okuduğu kitapların lisetesini yayınlamış bile.. Ne yazık ki ben onun kadar okuyamadım:(








Benimki işte böyle, hedeflediğim kadar olmasa da geçen yıldan çok ama çok iyi..

28 Aralık 2011 Çarşamba

2011 Bilançosu

Geçen yıl tam bu zamanlarda kendime 2011 için kendime hedefler belirledim. Bunun bana bir uçak yolculuğu sırasında bir beyefendiden yadigar kalma bir özellik olduğunu söylemeden edemeyeceğim. 2009 yılında tam bu zamanlarda yılbaşı öncesi bir uçuş yapım, niyetim kitabıma gömülmekken bu beyle sohbet etmeye başladık. Meslek, iş güç diyerek sohbet derinleşti. Sonra yeni yıl geliyor bu yıl için isteklerinden ziyede hedeflerin var mı dedi? O ana kadar hiç böyle bakmamıştım olaya. Herkesin yeni yıl için beklentileri olur ama bu beklentileri karşılamak için hedefleri olmaz. Hedef koymazsan varacağın yere ulaşman çok zor olur dedi. Nitekim haklıydı... 2010'a girerken hedeflerim kesin olmadığı için çoğu gerçekleşmedi... Bir nevi Secret diyebiliriz aslında, yani evrene iyi mesajlar gönderemedim:)






Şimdi gelelim ajandamın arkasına yazdığım 2011 için hedeflerime ve hangilerinin gerçekleştiğine..


1-) Araba satın almak.- Aldık hemde yılın ikinci yarısında satıp bir üst modeli ile yeniledik.
2-) Araba kullanmayı öğrenmek.- Öğrendim:) Ama tek başıma yola çıktığımda kayboluyorum; bütün İstanbul'u dolaşıyorum, Edirne'ye gitsem daha iyi:)
3-) Kilo vermek ve kilomu sabit tutmak- 9 kilo verdim ama sabit tutmaya gelince yazdan sonra 3 kilo aldım. Ama gerçekleştiğini söyleyebilirim:)
4-) İngilizceyi ilerletmek.- Bu konuda şansım yaver gitti, kursa gitmeyi düşünürken kurs ayağıma geldi.(Şirket sağ olsun)
5-) Denklik sınavını kazanmak.- Yurtdışında okuduğum için denklik belgem yoktu, sınavı ise çok zor. Ama kazandım ve hatta birinci oldum:)
6-) Araba satın almak için çekilen kredimizi hakkıyla ödemek ve bir miktar para birikimi yapmak.- Kredimizi ödedik ve hedeflediğim kadar olmasa da bir mikar biriktirebildim:)
7-) ALES'i kazanmak.- Sınavı geçtim fakat istediğim puanı alamadığım için yeniden gireceğim.
8-) Kendime eğlenebileceğim bir hobi edinmek.- Resim yapmaya ve blog yazmaya başladım:)
9-) Terfi almak.- Alamadım:(
10-) Yıl sonuna kadar her hafta bir kitap okumak.- Ne yazıkki 52 kitap okuyamadım, yıl sonunu  şu anda okuduğum kitabı da sayarsak 32 kitap ile bitiriyorum...


Yani diyeceğim o ki 2011 kendi adıma umut verici ve başarılı geçtiğini söyleyebilirim...Aslında herşey bir araç bence. Bu iş tamamen insanın kendi kendini motive etmesi ve kendine inanması ile alakalı.Yapılamayack hiçbir şey yoktur yeterki istediğimiz şeyi yürekten isteyelim...


O zaman diyorum ki tavana 100 bin $'lık banknot asmasam da benim SECRET'ım da bu sene için gerçek oldu:)


Darısı 2012'ye...

23 Aralık 2011 Cuma

Hikaye





Herkesin bir hikayesi var.
Ben de kendi hikayemi yazmaya çalışıyorum.
Ama düşünüyorum üniversiteye ilk başladığım o kızla bugünkü kız aynı kız mı?
Hayatımı ben yazıyorum.
Ama yazmak istediğdiğim bu muydu?
Bugün olmak istediğim yerde miyim?

O inatçı ve kesin kes kıstasları olan kızı arıyorum..
Bundan tam altı yıl önce gözümü karartıp bir sürü risk alıp  uzaklara gittim okumaya.
Bir oda arkadaşı seçtim, daha ilk haftada anlaşamayacağımı anladım.
Yırttım ortalığı bu kızla kalmam diye.
Gittim müdüre böyleyken böyle dedim dilimin döndüğünce.
Yine risk alıp ilk görüşte ; kültürünü, dilini bilmediğim bir yabancı ile kalmayı tercih ettim kendi dilimden konuşan biri yerine..
O zamanki cesaretimle haklı olduğumu birkaç yıl sonra anladım.
Beğenmediğim kız ne olduğu belirsiz yollarda iken ben güzel bir arkadaşlık yaşadım.
Şimdi bugün o günkü cesaretimi arıyorum.
Çalıştığım yerde ilerisi için önümü göremezken neden hala buradayım?

Of yine daraldım. Özellikle sevdiğim insanların ufak oyunları canımı daha da yakıyor.
Yoksa havanın böyle kasvetli olması mı beni bu kadar güçsüzleştiriyor:(

12 Aralık 2011 Pazartesi

Ölümsüzler/İmmortals






Bir pazar akşamı sıcacık evinizde otururken elektrikler kesilirse sonuç ne olur?
Önce tam bir yağ deposu olan KFC yenir, ardından da bir sinema...
Bu sefer filmi ben seçmedim, hep benim dediğim olacak değil ya:)
Ne yazıkki film benim için tam bir felaketti. Zaten aksiyon, korku vb. filmleri oldum olası sevmedim, bu bir de 3D olunca siz düşünün halimi. Filmin tek albenili yanı görsellik ama benim için o da berbattı. Konu ise tam bir hayal kırıklığı...300 Spartalı andırması. Ama yanından geçmediğini söyleyebilirim. Tam bir hayal kırıklığı! Tek çekici yanına  3D'sine aldanıp gitmeyi düşünenler varsa paranızı boşa harcamayın derim.



9 Aralık 2011 Cuma

Dedemin İnsanları!!!


Şimdi öncelikle bu film hakkında ne Çağan Irmak hakkında ne de Çetin Tekindor hakkında konuşmak istiyorum. Çoğu kişi ne yönetmeni ne de filmi beğenmiş. Ben filmi özellikle çok beğendim. Çünkü bu filmde anlatılanları benim ailem de yaşadı. Tek fark 1923 yılında değil de 1989'da olması. Evet bende bir göçmen çocuğuyum 1989'da sınırdışı edildiğimizde ben sadece üç yaşındaydım. Çok fazla hatırlamamakla birlikte nedense bütün acıtan şeyleri hatırlıyorum. Sınır dışı edildiğimizde annem öğretmen olduğundan dolayı yaz için çocuk kampındaydık. Teyzemler geldi ve bizi apar topar kamptan aldılar, annemin yol boyunca ağladığını hatırlıyorum. Sonra yeni aldıkları evde bir gün dahi oturamadan apar topar Bulgaristan'dan çıkarıldık. Günlerce Edirne (Kapıkule) sınırında bekledik. Nihayet geldiğimizde bir sürü akraba ile ufacık bir evde aylarca yaşadık.  Bir çikolata için ağladığımı bilirim... Annemin ve babamın bana alamadığı çikolata için ağladığını bilirim. Şimdi derler göçmenler çok çalışkandır diye, derler tabii çünkü bizim göçmenlerin hepsi yokluk gördü, hepsi belli başlı acılardan geçti. Aynı şey bizim için de geçerli Bulgaristan'da Türk olmak ve Türkiye'de Bulgar olmak. Hala bile bu düşünce değişmedi.. Bulgaristan göçmeniyim demek yeterli değil; onların gözünde Bulgarsın işte. Oysa sınırdışı edilmemizin tek sebebi dedemin bir Bulgar vatandaşına ona pis Türk dediği için küfür etmesiydi. İnsanlar önce birine Bulgar, Rum, Yunan, Gavur demeden önce tarihlerini araştımaları lazım. Bulgaristan 600 yıl boyunca Osmanlı'nın himayesinde kaldı. Balkan savaşlarından sonra bağımsızlığını kazandı. Şimdi orada yaşan herkese Bulgar diyebilir miyiz? Bağımsızlığını kazandıktan sonra aynen bu filmde olduğu gibi Bulgarlar Türklere zulm yapmaya başladılar. Bunu da en güzel anlatan Nejat İşlerin oynadığı Çalıntı Gözler'dir. Türkçe konuşmayı yasaklayıp, türk isimlerimize Bulgar ismi koydular, direnenleri kamplara topladılar.  Benim anneannem hala bilmez Bulgarca dilini. Zavallım 17 yaşında iken dedemden başkası ile nişanlıymış ama dedemin Türk Pasaport'u olduğunu duyunca nişanı atıp dedeme kaçmış. Kader işte hala gelemedi Türkiye'ye. Babaannemin babası gönüllü olarak çanakkale savaşında savaşmış. Şimdi kim bana diyebilir gavur yahut Bulgar? Bu film benim damarıma bastı, teknik konular beni ilgilendirmiyor helal olsun Çağan Irmak, helal olsun Çetin Tekindor...


6 Aralık 2011 Salı

Leyla/Alexandra CAVELIUS

Uzun zaman önce okumuştum Leyla'yı hazır eşim spora gitmişken  sıcacık tarçınlı yeşil çayımı aldım ve kitaplarıma göz atayım dedim. Bu kitap bende şu anda bile evimde sıcacık çayımı yudumlayabildiğim için ne kadar şanslı olduğumu hatırlatıyor. Bu kitap bana hayatın koşuşturmacasında ne kadar boş şeylere üzüldüğümüzü hatırlatıyor. Düşündürüyor, utandırıyor, acıtıyor ve hüngür hüngür ağlatıyor. Aranızda okuyup sevmeyenleriniz olabilir ama Leyla'nın yaşadıkları içime işledi benim. Öyle acı, öyle tarifsiz bir duygu ki bu hangi kelime ile anlatabileceğimi bulamıyorum bile. Biz insanlar nasıl böyle acımasız olabiliriz, nasıl başka bir insana bu derece vahşi olabiliriz? Okuduğum kitapların konularını çok fazla açıklamayı sevmiyorum amacım burada kitapların bana hisettirdiği duyguları aktarmak. Artık herkes heryerde de bulabilir zaten konu metnini. Ben daha bugün bile ne kadar boş şeylere kafa yorduğumu düşününce  kendimden utanasım geliyor. 
Kısacası Leyla acıdır, çok ağlatır ama okuyun acı olsa bile ruhunuza iyi gelecektir. Hayatın değerini, aldığınız nefesi, sevdiklerinizin yanında olduğunu ve sevdiğiniz şeyleri yapabildiğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzu fark edeceksiniz.

29 Kasım 2011 Salı

Son Zamanlarda Ben...

Birkaç haftadır hiç kitap okuyamadım, malum yüksek yapıcam diye tutturdum sınava girmeye karar verdim ama iğrenç bir sınav geçirdim, sebebi değmez bir an mutluluğu diyelim. Zaten herhalde ya sınavların bana alerjileri var ya da benim sınavlara karşı alerjim var anlayamadım. Nedense artık sınav lafından nefret eder oldum. Yapmak istediklerim var ama sanırım hatayı önce kendimde aramalıyım çünkü yapmak istediklerime yeterince odaklanmıyorum. Ben çok çabuk pes edip; olumsuzluklar karşısında koruyucu zırhımı çok çabuk indiriyorum ve ben en çok kendi canımı kendim acıtıyorum.
Bu aralar keyfim de hiç yok.
Birçok sebebi var aslında bunun; kendimi ne kadar iyileştirmeye çalışsam da bir an geliyor sanki o acı hiç gitmemiş gibi.. Öyle ki en yakınınız bile sanki sizi hiç tanımamış gibi ve sizi canınızı en çok acıtan şeyle karşınızada dikiliveriyor. Boşuna değil yalnızlığı seçişim, belki de kendime kalkan yaptım bunu. Düşündüm ki belki böylece kimse canımı acıtamaz.. Bir süre, tamam uzun bir süre böyle idare ettim. Kendime bir dünya kurdum ve acı da gelse bana ben öyle mutluydum. Ama ne kadar koruyabilirsiniz ki kendinizi? Gün geliyor insan içine çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Bu sanki bir yerde kapalı kaldıktan sonra ciğerlerinize fazla oksijen çekmek gibi... İnsanı sersemleten tökezlemesine sebep olan birşey...
Gerçeklerle yüzleşince sanırım kendi yarattığım dünyamı özledim.. Hele de sonbahar bunu bana daha çok hatırlatıyor...


PS: Sonbaharın bu son gününde Sweet November'ı izlemenizi tavsiye ederim. Fotoğraf filmden alıntıdır. Severek ve bıkmadan defalarca izleyeceğim yegane filmler arasında kendileri..

24 Kasım 2011 Perşembe

Öğretmenler Günü



 Bizleri yetiştiren bugünlere getiren anne babalarımızın dışında en çok emeği geçen kişiler öğretmenlerimizdir. Ne yazıkki hak ettikleri değeri yeterince göremeseler de bizim kalplerimizde hala en değerli varlıklar..
Büyüsek de iş güç sahibi olsak da sizleri unutmadık.
Başta Canım Annem olmak üzere bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun..


21 Kasım 2011 Pazartesi

Beni Unutma

    Bu haftaki önerim kitaptan yana değil de filmlerden yana olacak. Nitekim şu aralar kitap okumak için vaktim pek kısıtlı. Sanırım herkes film izlemeyi kitap okumakdan daha çok sever:) Kış sezonu ile bizim de sinema sezonumuz açılmış durumda. Malesef ki Türkye'de sosyalleşmek adına çok az seçenek bulunuyor. Gerek maddi gerekse trafik sorunsalı bütün bunların ana nedeni olabiliyor. Ama film izlemek hem herkesin bütçesine uygun hem de artık hemen hemen bütün AVM'lerde sinema salonları mevcut.  Bu nedenle soğuk kış günlerinde tercih edilebilir bir alternatif olabilir.

      Beni Unutma 'nın konsunu çok fazla açıklamak istemiyorum ki konusunu söyledikten sonra filmi izlemeseniz de olur. Puanına bakılacak olursa çok fazla puan alan bir film olmamasına rağmen ben filmi sevdim. O kadar ki film bittiğinde hala gözyaşlarımı tutamıyordum. Aslında son zamanların çok gözde trendi olan dram, aşk ve biraz da yeşil çam melodilerini andıran klasik romantik türk filmlerinden. Yani giderken çok fazla beklentiye girmemek gerek. Biz genel itibari ile eşimle ikimizde hangi filme gideceğimize son anda karar verir ve konusuna hiç bakmayız ki daha heyecanlı olsun ve daha çok merak uyandırsın. Böyle yaparak  çok fazla beklentiye girmiyoruz ve sonucunda da hayal kırıklığına uğrama riski ortadan kalkıyor. Herşeyde de böyle değil midir zaten? Ne kadar az beklentiye girersek o kadar az hayal kırıklığına uğramış oluruz.. Son olarak kendi adıma filmeden keyif aldım, etkilendim ve en önemlisi empati kurdum. Çünkü hayat bu; hiç kimse bu benim başıma asla gelmez demesin.. Gelebilir ve birgün bir anda bütün hayatınız alt üst olabilir..

14 Kasım 2011 Pazartesi

Güllerin Duvağı/Laura FITZGERALD

Aslında bu kitabı bayram tatilinden önce bitirmiştim ama yorumlamak bu güne kısmetmiş. Tesadüfen annemde rastladığım  Güllerin Duvağı anlatımı itibari ile basit bir kitap aslında. Ama konusunu nedense sevdim. Bir bayanın özgürlük arayışı.. Yapı itibari ile özgürlüğüme çok düşkünümür. Öyle sıkıya; gittiğime giydiğime karışılmasından nefret ederim. Allahtan sevgili eşim bu tür konulara hiç girmez. Aklı başında bir bayan zaten nereye gideceğini, ne giyeceğini, kimlerle arkadaşlık etmesi gerektiğini zaten bilir. Ben şanslı bayanlar arasına giriyorum. Ama bu kitap ne yazıkki İran'da yaşan zavallı hemcislerimizin baskı altında nasıl zorluklarla karşılaştıklarını gözler önüne seriyor. Şeriat kanunları yüzünden sırf kadın oldukları için dışarı çıkmaları, flört etmeleri, gülmeleri herşey suç. İşte bu nedenle bu baskıdan sıkılan İran'lı Tamila'nın özgürlüğü için Amerika'ya gitmesiyle hikayesi başlıyor. Güllerin Duvağı basit chicklit tarzı kitaplar arasında olabilecek bir kitap ama ben konusunu gerçekten çok  sevdim. İran'a karşı yazılan cesaret isteyen bir kitap. Hangi kanun ya da hangi din insanın dilediği gibi yaşamasına engel koyabilir ki? Ben İslam'ın böyle bir yasaklama koyduğuna inanmıyorum. Bizim dinimiz hoşgörü dini; sana öneriler getirir ama asla bir zorlama dayatmaz. İstersen uygularsın istemezsen uygulamazsın ve uygulamadığının cezasını hiç bir kul veremez. Bunun cezasını kesecek kişi yalnızca Allah'tır. Ve din de yalnızca ve yalnızca Allah ve kul arasındadır... Bu konu ile ilgili aslında daha çok konuşabilirim ama herhangi bir tartışma konusu yaratmak istemiyorum. Bunlar sadece benim yorumlarım ve herkes istediği gibi düşünmekte ve yaşamakta özgür. İyi ki sevgili Mustafa Kemal Atatürk'ümüz Cumhuriyet'i kurdu ve iyi ki bir Cumhuriyet Ülkesiyiz... Biz gençlere düşen görev de Cumhuriyetimiz'e sahip çıkmak olmalıdır.  

11 Kasım 2011 Cuma

Hasta


Bayram tatilinde sen fink fink gez sonra da gel böyle hasta ol.. Ah acısı nası çıkıyo anlatamam, evde olmak yatağıma gömülmek ve mümkünse kimseyi görmemek duymamak istiyorum.. Üstüne birde hem alttan hem üstten 20'lik diş çıkması da eklenince burnumdan geldi bu tatil benim. Şu an iş yerinde  pc başında görünsem de ben bu dünyada değilim. Biri allah rızası için beni eve göndersin ve şu diş ağrılarımı geçirsin. Yanağımı hissetmemekle birlikte beynim zonkluyo resmen ya... Dilek perisi neredesin?

10 Kasım 2011 Perşembe

İzindeyiz ATA'M!!!


Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet'e sahip çıkmak, Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan  ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

4 Kasım 2011 Cuma

Kış Bahçesi/Kristın HANNAH


Süper.Süper.Süper. Tek kelime ile harika bir kitaptı..Bittiğinde sanki rüyadaydım da rüyadan uyanmışım gibi afalladım. Öyle merakla, öyle ilgiyle okudum ki bitmesini istemediğim sayısı az olan kitaplarımın arasına girmeyi başarıdı. Bu Krisitin okuyucuyu kendisine bağlamayı kesinlikle biliyor. Bir önceki kitabı Ateş Böceği Yolu'da çok güzeldi. Ama bu öyle derin etkilediki beni, nasıl anlatılır hiç bilmiyorum.
Bu hikeye beni yer yer güldürdü, yer yer ağlattı ama en çok da düşündürdü. İki kız ve bir anne ve çok gözde bir baba...Güzel bir aşk.. Peki kitap nasıl devam ediyor? Sonunu kesinle tahmin edemediğiniz, güzel bir kurgu..
Hiç sevmem tabaklarda yarım bırakılan yiyecekleri, hiç sevmem gereksiz şımarıklıkları. Ama artık daha da dikkatli olacağım bir şeyi yemeyip bırakırken. Daha dikkatli olacağım insanlara ve sevdiklerime karşı. Çünkü onlar bugün yanımızda ama yarın sabah kalktığımızda yanımızda olmayabilirler de. Sevdiğim insana daha sıkı sarılacağım, daha çok sevgimi göstereceğim. Bu kitap öyle bir kitap ki, bana ne kadar şanslı olduğumu ve hayatın ne kadar  kısa olduğunu yüzüme tokat gibi çarptı.. Okudum, okudukça içim titredi ve hiç bitsin istemedim.
 Bu güzel sonbahar da hazır bayram için tatil  yaklaşırken alın bu kitabı ve kendinizi kaybedin. İçinizin ısınacağına ve huzurlu bir yolculuğa çıkacağınızı söyleyebilirim.

Bayramda buralarda olamayacağımdan şimdiden herkesin bayramını en içten dileklerimle kutlarım.
Sevdiklerinizle sıcacık bir bayram geçirmeniz dileğiyle..


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...