Karnım feci şekilde acıkmışken ve birilerine fena halde canım sıkılmışken şu güzelliği nasıl canım çekti anlatamam..
Ne diyebilirim ki bugün Pazartesi ve tek gerçek bu sanırım:)
Şimdi öncelikle bu film hakkında ne Çağan Irmak hakkında ne de Çetin Tekindor hakkında konuşmak istiyorum. Çoğu kişi ne yönetmeni ne de filmi beğenmiş. Ben filmi özellikle çok beğendim. Çünkü bu filmde anlatılanları benim ailem de yaşadı. Tek fark 1923 yılında değil de 1989'da olması. Evet bende bir göçmen çocuğuyum 1989'da sınırdışı edildiğimizde ben sadece üç yaşındaydım. Çok fazla hatırlamamakla birlikte nedense bütün acıtan şeyleri hatırlıyorum. Sınır dışı edildiğimizde annem öğretmen olduğundan dolayı yaz için çocuk kampındaydık. Teyzemler geldi ve bizi apar topar kamptan aldılar, annemin yol boyunca ağladığını hatırlıyorum. Sonra yeni aldıkları evde bir gün dahi oturamadan apar topar Bulgaristan'dan çıkarıldık. Günlerce Edirne (Kapıkule) sınırında bekledik. Nihayet geldiğimizde bir sürü akraba ile ufacık bir evde aylarca yaşadık. Bir çikolata için ağladığımı bilirim... Annemin ve babamın bana alamadığı çikolata için ağladığını bilirim. Şimdi derler göçmenler çok çalışkandır diye, derler tabii çünkü bizim göçmenlerin hepsi yokluk gördü, hepsi belli başlı acılardan geçti. Aynı şey bizim için de geçerli Bulgaristan'da Türk olmak ve Türkiye'de Bulgar olmak. Hala bile bu düşünce değişmedi.. Bulgaristan göçmeniyim demek yeterli değil; onların gözünde Bulgarsın işte. Oysa sınırdışı edilmemizin tek sebebi dedemin bir Bulgar vatandaşına ona pis Türk dediği için küfür etmesiydi. İnsanlar önce birine Bulgar, Rum, Yunan, Gavur demeden önce tarihlerini araştımaları lazım. Bulgaristan 600 yıl boyunca Osmanlı'nın himayesinde kaldı. Balkan savaşlarından sonra bağımsızlığını kazandı. Şimdi orada yaşan herkese Bulgar diyebilir miyiz? Bağımsızlığını kazandıktan sonra aynen bu filmde olduğu gibi Bulgarlar Türklere zulm yapmaya başladılar. Bunu da en güzel anlatan Nejat İşlerin oynadığı Çalıntı Gözler'dir. Türkçe konuşmayı yasaklayıp, türk isimlerimize Bulgar ismi koydular, direnenleri kamplara topladılar. Benim anneannem hala bilmez Bulgarca dilini. Zavallım 17 yaşında iken dedemden başkası ile nişanlıymış ama dedemin Türk Pasaport'u olduğunu duyunca nişanı atıp dedeme kaçmış. Kader işte hala gelemedi Türkiye'ye. Babaannemin babası gönüllü olarak çanakkale savaşında savaşmış. Şimdi kim bana diyebilir gavur yahut Bulgar? Bu film benim damarıma bastı, teknik konular beni ilgilendirmiyor helal olsun Çağan Irmak, helal olsun Çetin Tekindor...
Bu haftaki önerim kitaptan yana değil de filmlerden yana olacak. Nitekim şu aralar kitap okumak için vaktim pek kısıtlı. Sanırım herkes film izlemeyi kitap okumakdan daha çok sever:) Kış sezonu ile bizim de sinema sezonumuz açılmış durumda. Malesef ki Türkye'de sosyalleşmek adına çok az seçenek bulunuyor. Gerek maddi gerekse trafik sorunsalı bütün bunların ana nedeni olabiliyor. Ama film izlemek hem herkesin bütçesine uygun hem de artık hemen hemen bütün AVM'lerde sinema salonları mevcut. Bu nedenle soğuk kış günlerinde tercih edilebilir bir alternatif olabilir.