30 Ağustos 2011 Salı

Şeker Bayramı


 Şeker bayramı denilince akla tıka basa o leziz şekerlemeleri mideye indirmek gelirdi ilk aklımıza gelen. Mahalledeki arkadaşlarla yarış yapardık kim daha çok şeker toplayacak diye.. Bir poşet, yetmedi iki poşet, artık bir seneye yetecek kadar şekerlememiz vardı..Ama biz onları nedense üç günde bitirirdik:) Tabii karın ağrsı da cabası.. Artık şeker toplamaya kimse gelmiyor. Gelen çocuklarda şekerlemeleri beğenmeyip bir iki ısırık aldıkları şekerleri merdiven aralıklarına bırakıveriyorlar. Bekledikleri ya da istedikleri şeyler sanırım artık şekerleme değil.. Ne yazık.. Zamane çağı dedikleri bu sanırım, ya da biz böyle yetiştiriyoruz çocukları. Kim bilir..

Bugün eşimle birlikte bütün tanıdıklarımızın bayramını kutlamaya gittik. Ne yazıkki kendimi biraz öksüz gibi hissettim ki kendi ailemden herkes bayram tatili için bir yerlere gitmişlerdi.. Aslında mutlu olmam gerekir onlar adına ama işte insan bazen kalbine söz geçiremiyor:) Annem babam, babaannem,anneannem kimse mi kalmaz ya.. Neyse ki teyzem burdaydı anne yarısı derler ya:) Kendi çocukları da burda olmayınca daha bir sevindi kadıncağız bizi görünce..

Neyse efendim bu bayram benim için biraz buruk da olsa hepinize bu resimdeki gibi mutluluk dilerim..

NİCE MUTLU BAYRAMLARA..

25 Ağustos 2011 Perşembe

Bayram Planları..

 Bu bayram için daha bilmem kaç ay öncesinden şu kadar gün tatil olursa şunu yaparım, bu kadar gün olursa bunu yaparım diye planlar yapan ben denizin malesef ki hayalleri suya düştü:( Bir şeyi kırk kere söylersen olur derlerdi de inanmazdım. Evet istediğim oldu ve bu bayram tatili bizim şirket için de 9 gün tatile kavuştu. Yalnız hesaba katmadığımız başka şeyler de olabiliyormuş bu hayatta.. Sağlık! Sağlınız elden gidince ne yazıkki tüm yaptığınız planların ve kurduğunuz hayellerin hiçbir önemi kalmıyor..Eşimin talihsiz mi diyelim nazar mı diyelim bilemedim ekmek keserken parmağını kestiği için 20 gündür komple kolu alçıdaydı. İnsan nasıl olurda ekmek keserken komple parmağını doğrayabiliyor ben anlayamadım millet nasıl anlasın değil mi? İlk gördüklerinde nedense herkeste bir inanama durumu var çünkü.. Neyse efendim pazartesi günü dikişleri alınacak ve alıçadan çıkacak diye sevinen sevgili eşim 6 haftalık sürecek alçıdan beter (plastik ater dedikleri)bir işkenceye mağruz kalacağını duyunca ne yapacağını bilemedi. Bunun yanında hergün hastanelere gidip fizik tedavi yaptırması da cabası. Nitekim kendisi az biraz hiperaktif olup bu kolu 6 hafta boyunca hiç hareket ettirmeden nası duracağını kara kara düşünmekte.. Düşünmekle kalmayıp kızgın bir boğa gibi burnundan dumanlar çıkarmakta.. Şimdi ben ona mı üzüleyim yoksa kendime mi üzüleyim bilemedim. Meğerse benim koca oğlanın hastalığı çok beter oluyormuş! Neyseki allah daha beterinden korudu..Herşeyin başı sağlık diyerek benim yan gelip yatma hayellerini başka bahara erteledik..

  Şimdi bu 9 günlük bu tatilde böyle bir Termal ve Spa merkezine gidip yan gelip yatma hayalleri kuran ben deniz için bayram tatili şöyle olacak..


Yeni başladığım Dexter Serisinin kalan son 2 sezonunu bitirmek..

Okunması gereken  birikmiş kitaplarımı bitirmek (En azından bitirmeyi umuyorum):))..


 Birikmiş ütülerimi bitirmek.. Allahım bu nası bir eziyettir yaa..Bir peri gelse bir dokunuşla bütün ütüleri bitiriverse,ne güzel birşey olurdu değil mi:))



 Burnundan dumanlar çıkan sinirli ve sabırsız bir koca oğlanı sevimli ve sürekli pozitif bir hasta bakıcı olarak katlanmak..


Bolca uyumak....



Ve umuyorum ki en azından bütün bunları sevimli evimde dış etkenlerin beni rahat bırakması dahilinde gerçekleştirebilirim..



23 Ağustos 2011 Salı

Pencere..

Hayat hep böyle midir yoksa onu biz mi çok fazla ciddiye alıyoruz. İnat ediyorum onu ciddiye almamakla ama karşıma öyle anlar çıkıyor ki dur diyorum sen bu hayatı ne sanıyorsun? Sandığım şu ki ben ona hep kendi penceremden bakmak istiyorum!  Ama o senin penceren ne ki küçücük bir hava deliği benim penceremin yanında diyor..Diretiyor bana onun penceresinden bakmaya.. Ve hayat dediğim şey benimle oyun oynamaya başlıyor.. Beni kendi içine hapsediyor ve artık kendi ufak dünyamda boğulduğumu hissediyorum. Kendi penceremin ne olduğunu bile unutuyorum. Oysa ben onun pembeliği bozulmasın diye pamuklara sarmıştım..

19 Ağustos 2011 Cuma

Mutlu Eden Bir Mail!

Ah sen yok musun her zaman beni şaşırtmayı bildin! Acaba beni senden daha iyi tanıyan var mı bu dünyada? Yok sanırım..Olmasın da zaten..İşte bu yüzden kalbimin anahtarı bir tek sende var!

Sormayın neden bu durgunluğum
Görmeden kuytu yaralarımı
Sormayın neden bu huysuzluğum
Bilmeden saklı duygularımı
Çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakılınca                                   Burası beni
Çok mu kalender sandınız dert anlatmayınca                                  

Gamsız hayat, herkese başka sunar garip oyunlarını
Gamsız hayat, herkese başka kurar kahpe tuzaklarını
Gamsız hayat, herkese başka sorar geçmiş hesaplarını
Gamsız hayat, herkesi başka yorar görmez gözünün yaşını

Sanmayın biter bu durgunluğum
Sarmadan kuytu yaralarımı
Sanmayın biter bu huysuzluğum
Açmadan saklı duygularımı
Çok mu güçsüz duruyorum derdimi paylaş
Çok mu çaresiz dersiniz dertten ağlayınca                                            Bu kısmı da sanki seni anlatıyor                                                
Nakaratlarda buluşuyoruz galiba

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kitapyurdu Siparişim..


Aslında elimde 10 kalemlik bir liste vardı fakat listemi kaybettiğim için en azından aklıma takılan merak ettiğim kitapları alayım dedim..Hem böylelikle bunları bitirdikten sonra tekrar almak için bahanem oldu:)) Normalde bir günde gelen kargo bu sefer iki güne uzayınca merakım daha da arttı. Bu kitapları daha bir heyecan içinde bekledim diyebilirim..Neyse ki geldi de kitaplarıma kavuştum. Fakat merakım bunları okuyup bitirmedikçe dinmeyecek.. "Karga Korosu" kitabın kapağından dolayı beni ürkütse de içlerinde en çok merak ettiklerimden..

16 Ağustos 2011 Salı

Günün Yazısı..


Piril piril ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçlari tarali, disleri firçalanmis adam ya da kadini sevmek kolaydir.

Aslinda ask, ayni insani, sabahin köründe uykudan uyandirdigindaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, ayni tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmis pijamalariyla kanepede yastiklara sarilip sizmisken bile sefkatle oksayabilmektir.

Buna katlanamayanlar zaten âsik degillerdir.

Bu durumda evlilik;
hoslandigin insana karsi olan duygularini öldürüyor denilebilir.
Zira âsiksan, ayni havayi solumak bile zevk verir,
hep beraber olmak istersin, banyodan gelen su sesi bile onun evde oldugunun isaretidir ve huzur verir.

Ütüledigin gömlegin ona ne kadar çok yakisacagini düsünürsün.

Pisirdigin yemegi ne çok sevecegini hayal edersin.

On tane ayakkabisi varken, onbirinciye sahip olmakla mutlu olacak diye, istedigin gömlegi satin almaktan vazgeçersin

Zamanla olmaktan çok bir seyler vermekten mutluluk duydugunu kesfedersin.

Eger kadin evlilikte ikinize yemek pisirecek,
dolabi düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olarak görülüyorsa,
o kadinin saçlarinin hiç yaglanmadigini ve adamin geceleri terlemedigi düsünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüsüp öpüsülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik degil, bir Amerikan filminde karakterlerden biri olmaktir,,

Bu hayallerle yola çikildiginda,

damat ilk gece gelinin saçlarindan onlarca firkete sökmeye çalistiginda, gelin ise damat firketelerini çikaramayip kuaföre söylendiginde zaten evlilik sandiklari sey çatirdamaya baslayacaktir.

Evlilik, sadece ask degildir.

Evlilik; ev arkadasligi, sirdaslik, ortak hesaba sahip mudilik, ayri kökenlerin birlesmesi, basi hatirlanmayan bir akrabalik iliskisidir..

Ask bu iliskide tutkuyu saglar ama tek basina ayakta tutamaz.

Âsiksaniz atesli sevismeler yasarsiniz,
ama kis aksamlari evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz.

Hala caniniz sikildiginda onu degil de annenizi ariyorsaniz, yalan olmustur o evlilik.

Ask evlilikte gider gelir.

Haliya kola döktügünde ask biter. Ama o, haliyi temizleyebilirse gene âsik olunur

O aradaki sinir evresini asabilenler, ellinci yila kadeh kaldiranlardir.

Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artik evliligin yalan olduguna inanacaklardir.

Zafer, direnenlerin olur...
Can DÜNDAR 


11 Ağustos 2011 Perşembe

Sırma'nın Günlüğü/Naşide GÖKBUDAK



İntikam iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. Bilendikçe daha kesici olur. Bir tarafı ile düşmana zarar verirken diğer tarafı ile de muhakkak kendine zarar verirsin. Syf.133


Birincilikle, ikincilik arasında öyle ince bir çizgi vardır ki, çok zaman fark edemeyiz bile. Bu belli belirsiz çizgiler seni bu kadar mutsuz ederse, hayat boyunca mutluluk nedir, tadamazsın. Bugünü yaşamasını bil ki yarına hazır giresin. Syf.153

Nefret küf hastalığı gibidir. İçine düşünce içten içe çürümeye başlarsın. Bir an gelir ki; içi oyulmuş, bir yere dayanması gereken bir çınar ağacı gibi olursun. Ve seninle ilgilenecek birilerini bulmak zorunda kalırısn. İşte o zaman nefret sana sevgisizlik ve ilgisizlik olarak geri döner. Artık yaslanacak hiçbir yerin yoktur. Syf.188

Akıllı insan, kendi hayatında huzuru yakalamayı bilen insandır. Eğer huzurunuz yoksa tüm başarılarınız, tüm kazançlarınız sadece ve sadece dış görünüşünü değiştirir. İçinizde herşeyi yakıp yıkan bir fırtına hep eser. Syf.336


2 Ağustos 2011 Salı

Serenade für Nadia, üstüne İncir Reçeli..


Genelde dolu dolu geçen haftasonlarımız yerine artık daha dingin ve ramazan sofralarının verdiği tadı  mutlulukla hissetmek olacak sanırım..Ramazanın en güzel yanı sanırım büyük, kalabalık ve sevdiklerimizle paylaştığımız sofralar..İster oruçlu olalım ister olmayalım artık diğer aylara nazaran daha az gezmek var..O nedenle haftasonu evde yapılacak en iyi şey ya kitap okumak ya da film izlemektir..Birkaç hafta önce bitirdiğim bir kitap ve geçen hafta izlediğim film size en güzel  hafta sonu tavsiyesi olur..

Zülfü Livaneli'nin Serenad'ı gerçekten okumaya değecek bir kitap..Az çok herkes duymuştur ününü zaten..Ama ister sevin ister sevmeyin kitap bittiğinde bilmediğimiz ne çok şey varmış detirtiyor..Ben kitabın hem edebi, hem bilgilendirici hem de hayata başka bir pencereden bakmamı sağlamasını sevdim..Ayrıca bittiği zaman sizi daha çok şey araştırmaya sevk ediyor diyebilirim..En azından bende öyle oldu:) Size kitap şöyle oldu böyle gelişti demek istemiyorum gereksiz yere bir açıklama olur diye düşünüyorum. Ama az ve öz konuşmak gerekirse okumaya değecek bir kitaptır derim.
Sadece beni etkileyen birkaç cümle anlatır sanırım bütün kitabı..

"...ama bazı ölümlerin acısı hep yeni kalıyordu."

"Yaşlılıkta çoğu durumda beden ve zihin aynı anda çökmüyordu.Genellikle bunlardan biri daha genç kalıyordu.Önce zihin çökerse insan daha mutlu ölür."

"William Reich banyoda sıcak suyun içine gömülmeyi, yorganın altında cenin pozisyonunda kıvrılmak gibi, ana rahmine geri dönme isteği olarak yorumluyordu. Bazen insan dünyadaki kötülükleri görünce gerçekten böyle bir arzuya kapılmıyor mu?"

"Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi oldugunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru."

"Hayatımda mutlu günlerim olmuştu elbette, ama mesele sadece mutluluk değildi. Önemli olan yaşadığımı, hayatın bir anlamı , bir değeri olduğunu hissetmekti. Elinde çiçek tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi birşey değildi bu. Daha derin bir varoluş sorunuydu."

"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ak düşünce mi?
Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini. Son nefesini içi arzuyla, heyecanla dolu bir kız olarak verir. Ama değişim yaşar. Hayat o kızı sürekli değiştirir ve bu değişimlerin hiç şaşmayan aktörleri vardır. Bir erkek."

Bazen ne yaparsanız yapın kaderin önüne geçilmiyor bu kitapta öyle bir sonla bitiyor işte..Tavsiye edeceğim "İncir Reçeli" filmi de öyle..


Film basit bir aşk filmi gibi gözüksede Serenad'daki gibi bunun sonunda da kaderin önüne geçilmiyor..Hayat işte herşey bizim sandığımız gibi toz pembe değil sanırım..

"Bana bir şeyi sevme hakkı vermediler, ben de incir reçelini sevdim. İncir Reçeli sendin sevgilim."

"Hiç yadırgamadım yüzünü, inan çok tanıdık… Gönlüme hoş geldin sevdiğim, kusura bakma ortalık biraz dağınık."

"Ben insanları arabanın camına vuran yağmur damlalarına benzetiyorum. Bazen, bir damla aşağı doğru kayarken, başka bir damlaya karışıp, güçlenerek daha hızlı ilerler. Ben de sana karıştım aşkım. İnsanlar acımasız, savurgan. Hiçbir şeyin sonu gelmeyecekmiş gibi davranıyorlar. Bir gün, şoförün camı açabileceğini hiç düşünmüyorlar."

 P.S:Ne okursanız ne de izlerseniz zamanınız boşa harcamış olmazsınız.


29 Temmuz 2011 Cuma

Yardım?

Arkadaşlar bana yazılan yorumlara cevap veremiyorum. Yorumu yazdıktan sonra kimlik seçin diyor, bende google hesabımı seçiyorum fakat benden takrar tekrar online giriş yapmamı istiyor. Bu konuda bir bilgisi olan var mı? Sorunu nasıl halledebilirim?

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Candan Erçetin Konseri...

Most Açık hava konserlerinin bu yılki açılışı Candan Erçetin ile başlamış oldu ve hayranı olduğum bu kadının benim için ilk olan konserine gitme şansı yakaladığım için kendi adıma çok mutlu oldum.. Yıllardır hayranı olduğum bu kadının sesi hem kulaklarımızın pasını sildi hemde ruhuma ilaç gibi geldi diyebilirim.. Candan Erçetin konserde üç farklı kıyafetle çıktı ve üç elbise de bence muhteşemdi..Sesi, duruşu ve kişiliğiyle Türkiye'ye ve biz gençlere örnek  bir sanatçı. İyi ki gitmişim iyi ki yakından canlı performansını dinleme fırsatı bulabilmişim.. Sırada konserden bulanık da olsa çekebildiğim fotoğraflar..Ne yazıkki çok fazla fotoğraf çekebilme şansı yakalayamadım yakalasam da görüntü çok kaliteli değil ne yazıkki:(


Erçetin Konser açılışını siyah, abartıdan uzak ve  bence çok asil olan bu kıyafetle yaptı..


Koser alanı hıca hınç doluydu..İnsanın bu kadar seveni olması kadar güzel bir duygu yoktur sanırım..


İkinci aradan sonra bu açık gri, kendine özgü bir stili yansıtan yine çok hoş olan bu elbiseyle çıktı biz ileyicilerinin karşısına..




Ve kapanışı bu elbiseyle yapan Candan Erçetin.. Tabii totğrafta pek gözükmese de ben en çok bu elbisesini beğendiğimi söyleyebilirim..
Ayrıca kendisi de rumeli kökenli olduğu için sanırım biz rumeli göçmenlerinin çektiği sıkıntılardan azıcık da olsa konserinde bahsetmesi beni daha bir mutlu etti..

Teşekkürler Candan Erçetin..Bize o güzel sesinle yaşattığın güzel o dakilar için...



22 Temmuz 2011 Cuma

Elif Şafak - İskender

Merhabalar Arkadaşlar,uzun zamandır buralarda değildim. Ama bazen insanın canı hiç birşey yapmak istemez sadece o anların tadını çıkarmak ister..Uzunca bir süreden sonra güzel bir tatil yapmak ve insanın en sevdikleri ile birlikte olması gerçekten muhteşem bir duygu..Hayatın normal rutininde zaten teknoloji ile sürekli haşır neşiriz..En azından tatil zamanında sevdiklerimize gerçekten hak ettikleri zamanı ayırmamız gerektiğini düşünüyorum.( No more Pc, no more telephone, no more e-mail, just be relax and make your daydream what you want:)))


Neyse gelelim bahsetmek istediğim konuya..Şu sıralar pek gündemde olan yeni Elif Şafağın kitabı...


Aslında Elif Şafağa karşı ayrı bir sempatim var yazdığı kitapların çoğunu okumam dolayısı ile yazılarını da severim. Fakat açıkçası Firarperest'ten sonra hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Şahsi fikrimce bir kitap tanıtımı iyidir hoştur ama bu kadar reklam kokması da çok sinir bozucudur. Bu kitaba karşı tamamen önyargılıyım!!Eminim kurgusu güzel ve duygularını okuyucuya iyi aktarmıştır..Ama bence bir kitabın reklamını en güzel okuyucu yapar kanısındayım! Bu kitap da Firarperest gibi ticaret amaçlı olduğunu düşündürüyor..Elif Şafağın ilk kitabını okurken yarattığı ilk izlenimleriyle bugünkü izlenimlerimin ne yazıkki aynı olduğunu söyleyemeyeceğim..Karşılaştırma yapmak gerekirse Zülfü Livaneli de çok başarılı ve iyi bir yazar ve son çıkan kitabı Serenad çok ses getirmesine rağmen bu kadar reklamı yapılmadı. Onun reklamını okuyucular gayet güzel yaptılar!Yorumu size bırakıyorum:)
PS: Bu kitabı da elbette okuyacağım çünkü en azından kitap hakkında fikir sahibi olabilmek için..Ama kendim elimle gidip bu kitabı almayacağım!

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Maşukiye'de Bir Köy Evi..

Günlerden sonra ilk kez canlandığımı hissetim:) Havaların düzelmesi bu kadar mı etkisini gösterir anlamadım gitti ama sebep ne olursa olsun yüzümü güldürdü. Bazen şehrin stresinden gürültüsünden uzaklaşmak iyi geliyor insana. Öncesinde Bursa'daki düğün davetini ilk duyduğumda oflayıp puflamıştım zaten bi haftasonumuz var diye.. Ama bazen uzak diyarlardan düğün, nişan vs. davetleri almak da iyi oluyormuş..Ailecek gezmeyi sevdiğimizden Bursa'ya feribotla gitmek yerine gezerek gitmeyi tercih ettik. İlk durağımız da Maşukiye'de güne güzel bir kahvaltıyla başlamak oldu..Ne güzel de oldu:))



Şu çocukların neşesi ve mutlulukları beni benden aldı diyebilirim..Gözleri bile ışıldıyordu..Keşke hepimiz dünyaya onların baktığı pencereden bakabilsek..


Yeşilliklerin içinde ne güzel bir hoşgeldin daveti..




Şu hamakta gün boyu yatmak için neler vermezdim..



Kedi delisi ben bu minnoşu çekemeden duramadı..Koca evde hayvan sevmediği için anca böyle fotoğraflarla, sokakta, kırda vs. yetinmek zorunda kalan bu kulunuza acıyınız:((


25 Mayıs 2011 Çarşamba

Hayal


Bir sabah ellerin cebinde çık evinden!
Ceketin iskemleye asılı kalsın.
Bekliye dursun dostun
Kahvede.
İşe gitmekten de
Bugünlük vazgeç.
Öylece dolaş çiçek kokan sokaklarında
Güzel şehrinin.
Yeniden tat gökyüzünü,
Ağaçlara selam ver!
Apartımanların hatırını sor!
Senden başkaları için değil
Bu güzel gün
Mavi gök için.

                                                                        SABAHATTİN KUDRET AKSAL



      Bir türlü gelmeyen baharı getirme niyetiyle başladığım tabloyu nihayet uzun bir aradan sonra bitirebildim. Keşke şimdi orada olabilsem de kendimi bıraksam çimlerin üstüne ve kuş seslerinden başka bir şey dinlemesem...

Bugünün hatta bu haftanın bitmesini istiyorum yaaa..

6 Mayıs 2011 Cuma

Son İki Hafta..

Çok çalıştım az uyudum..
Yeni ürünü fuara yetiştirdik.
Denetlendik.
İso'dan tebrik aldık.
Finans denetiminden sağlı sollu yumruklandık..
Yumruklar hala devam ediyor...
Fuara katıldık.
Alnımızın akıyla bu işi de başardık.
Çok şükür hala ayaktayız.
Üç günlük dağ havası alıp geldim.
İyi geldi!
Çok mutlu bir haber aldım.
Mutluluktan göz yaşı dökülebileceğini gördüm.
Çok mutsuz bir olay yaşadım.
İçim parçalanırken göz yaşımın boğazıma dizilip akamadığına şahit oldum.
Hayal kırıklığı sizi o kadar şok eder ki acınız size göz yaşı bile döktürmez.
Zamanla alışıyorsunuz.
Hayat işte...
Acı ve tatlı!
Kış ve yaz!
Aşk ve nefret!
Mutluluk ve mutsuzluk!
Başarı ve başarısızlık!
.
..
...
Biri olmadan diğeri olmuyor..
Hepsi bizim için..

21 Nisan 2011 Perşembe

Büyümek!!!




Büyümenin en güzel olduğu dönem sanırım hala çocuk olduğumuz zamanlardır. Yıllar geçiyor ve biz büyüdükçe çocukluğumuzda ellerimizden kayıp gidiyor. Önce ergen oluyoruz, etrafımızda neler olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz. Sonra hayatın başka tatları da olduğunu  keşfediyoruz, heyecanlanıyoruz. İlk aşkımız bize kavak yelleri esintisi yaşatıyor. Arkadaşlıkların en özel ve en saf hallerini yaşıyoruz. Sonra biraz daha büyüyoruz..Alışık olmadığımız başka bir telaşla tanışıyoruz. Bir koşuşturma sarıyor hepimizi. Daha o yaşta arkadaşlarımızla rekabete başlıyoruz Öss denen yarışta..


Hayat mücadelesinin ilk etabıyla tanışıyoruz. Kimimiz kazanıyor bu yarışı kimimiz kendilerince başka yollarda bu yarışa devam ediyor. Ama artık eskisi kadar çocuk değilizdir..Sonra üniversiteyle birlikte genç olmayı da öğreniyoruz. Mücadele etmeyi, içimizde kalabilen kadarıyla saf dostluklar kurmayı, rakı sofrası adabını, eğlenceyi tadında bırakabilmeyi, kendimizi keşfetmeyi ve artık bir birey ve söz hakkımız olduğunu öğreniyoruz..Çarçabuk geçiyor bu yıllar ve en tatlı yerinde bitiveriyor.


Zor da olsa geçen yıllara özlemle bakıyoruz, ağzımızda bıraktığı o mayhoş tadla birlikte..İşte asıl kavga ve mücadeleyele ondan sonra tanışıyoruz. Hayat kavgası denen şey dörtbir yanımızı sarmıştır artık..İş bulma süreci, birşeyler başarma isteği ve kendi ayaklarımızın üzerinde durma isteği başlamıştır. Şanslıysak ya ailemizin yürüttüğü işe devam ederiz (ki bu en şanslı olanı), ya da bir şekilde bir işe başlamışızdır. Önce sanırız ki onca yıl yarışmakta olduğumuz bu mücadele bitti ve artık kendi ayaklarımızın üzerinde durabiliriz. Tabii bu bulutların üzerinde gezdiğimiz rüya çok sürmez ve gerçek dünya bize gülle etkisi yaratarak hoşgeldin der!


HOŞBULDUK...

10 Nisan 2011 Pazar

Anlamlaştırmak..

Bazen herşey griye giderken renklere boyamak isteriz. İsteriz ki griliğin içinde bir anlam canlı bir ışık  olsun. Aslında hepimiz az çok hayatımıza anlam katmak için bir şeyler yapmıyor muyuz?  Amaç sadece kendimizi biraz daha mutlu hissetmek değil midir? Severek yaptığımız bir işten sonra yüzümüz nasıl da gülüyor..
İşte bu da beni gülümseterek yaptığım şeylerden biri.
İlk yağlı boya tablomu dün akşam bitirdim.  Kendimi pek yetenekli görmesem de haftada bir gün katıldığım  resim atölyesinde bir kaç saat de olsa kendimi hayatın stresinden uzaklaştırabiliyorum. Yoksa çok çekilmez olmazmıydı bu hayat?



8 Nisan 2011 Cuma

Hüzün ve Sabır


Dert etme Can! Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan, ne multlu sana!
Elinde olmayanları söyleme bana. Elinde olanlardan söz et Can!
Üzülme gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğini, her ne ise bir bakarsın yağmurlu bir gecede veya bir bahar sabahında karşına çıkmış..
Bil ki güzellikler de var bu hayatta. Gel-gitlerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?
Hüzün olgunlaşıtırır. Kaybetmek sabrı öğretir unutma..
"Mevlana"


Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.
Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir..

 "Şems-i Tebrizi"

5 Nisan 2011 Salı

Hayat/Ayşe KULİN

Herkesin vardır yeni yılın gelmesiyle kafasında kurduğu ve gerçeğe dönüştürmek istediği hedefleri...Bu seneki hedeflerimin biri de  her hafta bir kitap bitirmekti. Şimdiye kadar bu hedeften çok şükür ki bir sapma görülmedi, aman nazar değmesin diyelim:) Nitekim başarıyla uygulayabildiğim tek hedef diyebilirim:) Gelelim ne okuduğuma..Aslında şu sıralar gündemdekinden çok farklı değil, eminim birçok kitap severin kütüphanesinde mevcuttur..
Önce Ayşe Kulin'in HAYAT-HÜZÜN Dürbünümde Kırk Sene'den başlayayım..Yazar aslında kitabı tek bir kitap olarak yazmış fakat 700 syf. olunca yayınevi mecburen ikiye bölmüş kitabı.


Okuyanlar bilir bu kitap Veda ve Umut kitaplarının bir devamıdır. Ayşe Kulin'in neredeyse bütün kitaplarını okudum. Bunu da yazarın zaten beklediğim bir kitabı olduğundan hemen alınacaklar listesine eklemiş oldum. Ben kitaplarımı genelde kitapyurdu.com'dan toplu olarak alırım ki elimin altında hep okunacak bir kitap olsun.Yazar bu kitaplarında ailesini ve kendi hayat hikayesini de anlatarak hem geçmiş dönemi hemde başından geçmiş acıları bize açık yüreklilikle sunuyor. Kadınların hayatları nedense erkeklere oranla hep daha zor..İster zengin olsun ister fakir, kadınların çilesi hiç bitmiyor.Yazarın da o döneme göre ne kadar güçlü bir kadın olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Yazar zaten gurur duyduğum bir Cumhuriyet kadınıydı, bu kitapla hayranlığım daha da artmış oldu. Babasına düşkünlüğü ise beni ayrıca etkiliyor. Babasından her bahsedişinde kendi babacığımın benim için yaptıkları aklıma düştü. İçimi nasıl yaktı anlatamam. Evlendim ama babamla ilişkim uzakta olsak hala çok özel.. İşi gereği Rusya'da da olsa çoğu zaman bilirim ki başım sıkışsa iki eli kanda da olsa bana koşar..Otobiyografi severlere hiç düşünmeden alın okuyun derim.

Gelelim ikinci kitaba..

“Bir öykünün ön koşullarını yerine getirmeden yola çıkanlar, öykülerinin neden yollarda kaldığını anlamakta güçlük çekerler.
Bir öykünün ön koşullarını yerine getirmeden yola çıkanların öykülerinin neden yollarda kaldığını anlamakta da güçlükler yok mudur?
Yolda kalmış öyküler, yol almış öyküler, yoldan geçen öyküler, yolda geçen öyküler, yarı yoldan dönmüş öyküler, yoldan çıkmış öyküler, yolsuz kalmış öyküler, yolunu kaybetmiş öyküler, yolumuza çıkan öyküler, yolumuzu kesen öyküler,
Anlamak, anlatmak için yolumuzu beklerler..."

Fazla söze gerek yok hangi kitaptan bahsettiğimi sanırım anladınız:)


Murathan Mungan'ın yazdığı ufak hikayeleri bu kitapta toplayan yazar size keyifli  anlar yaşatacak. Alın kahvenizi elinize ve keyifli kısa bir yolculuğa çıkın:) İş yerindeyseniz eğer öğle araları için ideal! Elinizin altında hep bulundurmak ara ara dönüp bakmak isteyeceksiniz. Köpük bardakta türk kahvesi pek iç açıcı gibi görünmese de iyidir o iyi:))

3 Nisan 2011 Pazar

Uykulu Bir Pazar



Hafta sonları hiçbir zaman hani o erkenden kendiliğinden kalkan insanlardan olamadım..Nisanın ilk pazarında durgun ve bulutlu bir güne uyanmaksa beni daha bir mahmur yapıyor..Yataktan kalkıp salondaki koltuğa yatmak da ne oluyor, sanırsın bütün gece beşik sallamış ve hiç uyumamışım. Böyle acayip bir neşeyle kalkan insanlara nasılda gıptayla bakarım anlatamam. Şöyle ekenden kalsam yağmurlu da olsa çıksam şu temiz bahar havasını koklaya koklaya yürüsem, sonra dönüşte pazara uğrasam mevsimlik meyvelerden alsam ve meyvelerle dolu güzel bir kahvaltı hazırlasam, ne güzel olurdu değil mi?Ama ben hala yatmakta olduğum koltuktan popomu kaldırmış durumda değilim. Hani kendim neyse de allahtan koca bu duruma ses çıkarmıyor. Baktı gördü benden bir hayır yok gitti sessiz sedasız bir makarna yaptı kendine ve usul usul yedi.. Allahtan her şeyi önüne bekleyen bir kocam yok:)) Şimdi düşünüyorum da saat kaç olmuş ve yapılacak bir dünya iş beni bekliyor ama bende tabii ki o niyet yok. En azından şöyle yürüye yürüye pazara gitsek biraz açılsak o sırada bomboş olan buzdolabını dolduracak bir şeyler alsak iyi olacak..Sonra ılık bir duşla yarım kalmış kitabıma gömülsem..Havalar düzelsin artık ya, olmuyor böyle..

1 Nisan 2011 Cuma

N'aber?Standart..Senden N'aber?


                                                                 Bazen izlediğimiz bir film, okuduğumuz bir kitap, gezdiğimiz gördüğümüz yerler bizi öyle bir çekimin içine çeker ki etkisinden kurtulamayız. Bu film de bende öyle etki bıraktı.Film  1990'lı yıllarda  iki gencin kendilerine özgü bir tarzla radyo programı sunmasını konu alıyor..Aslında hayatı olabildiğince ti'ye alıp içlerinden geldiği gibi yaşamayı amaç edinmişler.. Belli bir yolları yok, hayat nereye sürüklerse artık..Bu da sizi düşündürmeden edemiyor bir insan nasıl amaçsız yaşar ki? Ama izledikçe görüyorsunuz ki derin bir melankolinin içindeler..Bu iki genç aslında bu koca dünyada kendilerini bir yere ait hissetmiyorlar..Herkes gibi olmak umurlarında bile değil, bir yarış, bir hırs peşinde koşmuyorlar. Bu da zaten onları farklı yapıyor..Dikkat çekiyor farklılıkları ve dinleyenler zamanla bu iki gençten kendilerinden birşeyler buluyor..
    Bu film beni bazen güldürdü, bazen hüzünlendirdi, bazen kızdırdı, bazen düşündürdü, bazen de kıskandırdı..Her ne olursa olsun ben de kendimden birşeyler buduğum kesin..Bir şeye kesin olarak katılıyorum "Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki?"Ama nedense (kendim de dahil) neden bu hayatı bu kadar çok ciddiye alıyoruz ki? Hep bir yarış halindeyiz, kazanma hırsı bürümüş her yanımızı..Bunun için karşımızdakini kırıp kırmadığımız umrumuzda bile olmayabiliyor..Amaç ne peki? Tamam amaçsız yaşanmasına da karşıyım ama bu amaç doğrultusunda geride pek çok canı acıtıyorsak kazanmak da ne oluyor ki? Bu da aslında " Kendinden ne kadar uzaksan, o kadar yakınsın yok oluşa" cevap oluyor..İnsan kazanma peşinde koşarken yok olmamalı da.. Kendimizi ne kadar da yalnız hissetsek kendimizden, özümüzden uzaklaşmamalıyız..Herkese oluyordur eminim onca kalabalığın içinde yalnızlığı hissetmek. Aslında gerçekte öyleyiz de, bence her insan tek başına bu dünyada..Ama önemli olan hissederek, duyarak, gülümseyerek, paylaşarak yaşamalıyız..Kazanacaksak da hissetme duygularımızla kazanmalıyız..Kazanmayacaksak da varsın olsun kazanmayalım.Yeterki hissedebilelim..Gülmeyi, ağlamayı, sevişmeyi, görmeyi, duymayı, koklamayı..Çünkü bizi var eden duygularımız..

P.S: Başlık film de beni güldüren bir kaç sözden biri.Yazıya neşe katsın istedim..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...