25 Eylül 2012 Salı

ARAF


Eylül'ün gelmesiyle yavaş yavaş bizim için de film sezonu açılmış oldu.  Sezonun ilk açılışını bir Türk Filmiyle yapalım dedik ama Araf beni hayal kırıklığına uğrattı. Oysaki Venedik Film Festivaline katılmış olması beni çok heyecanlandırmıştı...

Konu olarak bildiğimiz sıradan ''Türk Filmi''. Sevgilisi olan kız gider koca adama aşık olur , ondan hamile kalır filan... Bizim oralarda buna da ''Kız aklı kaz aklı'' diye bir tabirde bulunulur. Filmin kamera çekimlerine, görsel sunumlarına hayran kaldım orası ayrı da izlemek isteyen olursa yazık boşuna paranızı harcamayın.

Kısacası hiç beğenmedim.
Zaten film esnasında millet o kadar sıkıldı ki en sonunda eşimle ben ve bir başka çift kaldı koskoca salonda.

21 Eylül 2012 Cuma

3 İDİOTS

Aslında biraz oldu bu filmi izleyeli ama hava böyle kasvetliyken ve Cuma akşamı için herhangi bir planı olmayanlar için güzel bir alternatif olabilir diye düşündüm.  Uzun zamandır keyifle izlediğim yegane filmdir kendisi. Aslında Bollywood filmleri genelde eğlenceli olur ama bunda hem eğlence hem de güzel mesajlar var. İletmek istediği mesajı o kadar güzel anlatıyor ki filmde, izlerken kendinizden geçmemeniz mümkün değil.

Üç farklı genç Hindistan'ın en ünlü mühendislik okuluna kabul edilir ve hikaye de böylelikle başlar. Arkadaşlığa, dostluğa, aşka ve iş dünyasına dair o kadar güzel mesajlar verir ki ister istemez aynayı  kendinize çevirerek kendinizle yüzleşmek zorunda kalırsınız. Para mı, aşk mı? Kariyer mi, arkadaşlık mı? Bu soruların cevaplarını o kadar güzel anlatıyor ki film, izlemeye doyamadım desem yeridir.



 Mükemmeli yakalamak için çalışırsan başarı zaten seninle olur. Ol iz well!!!

17 Eylül 2012 Pazartesi

Sinek Isırıklarının Müellifi/ Barış BIÇAKÇI

Ağaç rüzgârla sallanır, bulut bir şeye benzer sonra benzemez, at asfaltta kayıp düştüğünde ne acıdır hayat ve günler geçer...
 
Hayat; kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka bir şey değil. Hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır... Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar.
 
İlk defa Barış Bıçakçı kitabı okuyorum yazarın kendine has üslubu olmasına ve de altını çizdiğim çok cümle olmasına rağmen kitabını çok da sevemedim. Belki de kitabın ana kahramanının gereksiz yere mutsuzlukları canımı sıktı. İyi bir işin, hoş ve başarılı bir eşin varken bu kadar mutsuzluk neye anlamış değilim. Kısa ve öz bir kitap, fazla ayrıntılarla sizi boğmuyor ama kitabın sonu da hava da kalıyor. Kitap bittiğinde bu mu yani şimdi demekten kendimi alamadım. Yani amacı neydi, ne anlatmak istedi bir türlü çözemedim.

 

12 Eylül 2012 Çarşamba

Sufle/ Aslı E.PERKER

"Güzel, kaprisli kadın gibiydi sufle; ne gün ne yapacağı belli değildi. Hiçbir kitapta işin tam kuralı yoktu. Kimse tam yirmi beş buçuğuncu dakikada fırından çıkartın diyemezdi, hiçbir fırının ısısı standart olmazdı. Her aşçı deneyerek en iyi tarifi bulabilirdi. Kendi kaplarını, kendi fırınını kullanarak, eskiterek, her biriyle defalarca didişerek."
 
 
Kitaptaki ana karakterlerin yemek yapmayı o kadar sevmeleri ve de yemek yaparken dertlerini unutmaları neredeyse bana pastane açtıracaktı:)) Yazarın içinde ufak bir aşçı varmış sanırım:)) O tariflerle, o kokularla yazarın nereden ilham aldığını çok merak ettim. Hakikaten yemek yapmak bu kadar motive edici bir duyguysa neden bana işkence gibi geliyor ki? Bir zamanlar bende yapardım, öğrenciyken filan hoşuma da giderdi ama ben o işi yapmaya zorunluysam işte o zaman çıldıracak gibi oluyorum. Kitaba gelecek olursak da (okuyanlar bilir) Maeve Binch'nin Aşk Mutfakta Pişer'i andırsa da yazarın dilini, anlatmını konudan konuya geçişlerini çok sevdim. Üç farklı hikaye ve üç farklı mutfak canavarı... Keyifle, zevkle okudum ki çabucak bitmesin.
 
Sufle yapamıyorum ama bu kitap adama böyle de Sufle aldırır işte... Yani resmen yemezsem kriz geçirecektim. Dibimizdeki Dominos sağ olsun, en azından ufak çaptaki krizimden kurtulduk ama en yakın zamanda adam akıllı bir yerde güzel bir sufle yemek istiyorum. Stop:))

 

10 Eylül 2012 Pazartesi

Bu Aralar Ben...

Bu aralar okuma ritüellerimi gerçekleştiremiyorum ve dolayısı ile bloğumu ihmal ediyorum. Okuyamıyıyorum çünkü kafamda milyon tane şey dolaşıyor. Dikkatimi verip odaklanamıyorum.
İçimde bir sürü kırgınlık ve bir sürü hayal kırıklığı var. Duygusal anlamda çok ama çok zayıf bir dönemdeyim. Hoş her zaman çok duygusaldım ya neyse... Bazen pes edesim bazen de herşeye inat edesim var. Bunun sebebi içimdeki hiç büyümeyen küçük asi ruhlu kadın. Ben bu kadını seviyorum da benden başka da kimse sevmiyor:( Neden? Çünkü kimseye uymuyor, herkesin çıkarlarına ters düşüyor.
 
 
 
 

28 Ağustos 2012 Salı

Beyaz Kitaplık'tan Kitap Çekilişi

 
Severek takip ettiğim Beyaz Kitaplığın düzenlemiş olduğu çekilşe katılmak isterseniz sizleri buraya alalım:)

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Gölge Hırsızı/ Marc LEVY

Geceden; akşamın gölgelerinin yarattığı, perdelerin katları arasında, duvar kağıdının üzerinde dans eden şekillerden korkardım. Zamanla kendiliğinden kayboldular. Ama çocukluğum aklıma gelir gelmez yeniden beliriveriyorlar; hem ürkünç hem tehditkarlar.
Bir Çin atasözü, kibar bir adam komşusunun gölgesine basmaz, der; yeni okuluma başladığım gün bu sözü bilmiyordum. Çocukluğum burada, bu okulun avlusundaydı. Onu kovmak, yetişkin olmak istiyordum; bana göre çok kısa ve çelimsiz olan bu bedene yapışmış, bir türlü gitmiyordu...
 
Bu kitabı da Can yayınlarının indirim kampanyasından aldım. Muhtemelen de bütün kitapsever bloggerler bu kitaba sahip olmuştur. İtiraf ediyorum ilk zamanlarda çok ön yargılı yaklaştım ama haksızlık ettiğimi okuduktan sonra anladım. Bu ön yargının sebebi ise aslında çok beğenilen ve severek okunan Marc Levy ile daha önce tanışmıyor olmam. Düşündüm ki bir sürü çok satan kitabı var bunu indirime soktuklarına göre kesin beğenilmemiştir dedim kendi kendime. Oysa ilk defa bir Marc Levy okumama rağmem kalemine ve hayal gücüne hayran kaldım. Hani deriz ya buğulu bir bakışı var diye ben bunu buğulu bir tınısı olarak değiştirmek istiyorum. Okudukça sizde kendinizi kaptırıveriyorsunuz. Henüz elinde olupta okumayanlarınız var ise ve benim gibi ön yargılıysanız okumanızı tavsiye ederim.

"Aşk, en çok hayal gücüne ihtiyaç duyar, biliyor musun? Her birimiz, olanca hayal gücüyle, bütün gücüyle öbürünü yaratmalı ve gerçekliğe ufacık da olsa yer bırakmamalıyız; işte o zaman, o iki hayal gücü karşılaştığında... Dünyanın en güzel şeyi olur." ROMAIN GARY

 

23 Ağustos 2012 Perşembe

Yine Bir Mim

Yeni takipçilerimden Ayşa beni şaşırtarak mimlemiş... Soruların ilginç olması ise bu mim olayını eğlenceli hale getirmiş.:)

* Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıldır ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılda ne yaparsınız?
Umarım ki hastalıktan yataklara düşmem de yeni yerler görebilecek, yeni kitaplar okuyabilecek durumda olabilirim... Ve en önemlisi arkamda kimsenin bana kırgın kalmasını istemem; gider herkesten helallik alırdım.

* Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?
Olmaz mı... Çatal bıçaksız sofraya oturmak istemem ve hepsi aynı takım olmalı; kaşığı başka çatalı başka olmamalı... Kedileri çok severim ama kara kedi görünce önümden geçmesini istemem. Elden ele bıçak, makas, sabun geçirtmem. Biraz fazla batıl inançlarım var:))

* Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
Hiç düşünmedim ama yalnızlığı severim kitaplarım, müziğim ve izlecek güzel filmlerim olsun çokta insan aramam. Amaaaa ailem ve sevdiklerim hep yanımda olsun, onlar yoksa bende yaşamak istemezdim herhalde.

* Dünyayı dolaşmak isterseniz hangi ülkeden başlarsınız? Neden?
Hindistan. Sebebi yok, merak diyelim...

* İtiraf edin prens/prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?
Sadece kocamı:) Lisedeyken bir çocuk sevmiştim onunla da evlendim:)

* En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay?
 Off benim başıma hep bişiler gelir:) Ama en son çay ocağındaki teyzeyle çocuk muhabbeti yapıyorken müdürün çay almaya gelmesiyle ee hadi Tully sen ne zaman yapıyorsun demesiydi:(

* Asla yanınızdan ayıramadığınız 3 şey?
Telefonum, cüzdanım, anahtarım.

* Hayatınızın kitap/film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını istersiniz?
The Notebook

* En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve ilk sizi denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrenseydiniz. N'apardınız?
Geri dönebileceksem neden olmasın:)

* İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
Çok tehlikeli, yaşadığım tecrübelere göre birşey bilmemek en iyisi. Yine hayatıma devam ederdim herhalde.

* Kendinizi kötü hissettiğinizde yaptığınız şeyler?
Daralırım; ne kitap okuyabilirim ne de film izleyebilirim yaptığım en iyi şey çikolata ve cipse dadanmak. Çok kötü biliyorum ve aldığım bütün kilolar hep bu yüzden:(
Yani sıkıntıdan sadece yemek yemeyi becerebiliyorum:(

Ve ben bunu Eren'e, KitapDelisiGizem'e ve Mor Kalemlik'e gönderiyorum..







22 Ağustos 2012 Çarşamba

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer/ Laurent GOUNELLE


Sınavla karşılaştığımızda genellikle öfke ya da umutsuzlukla tepki gösteririz; bize haksızlık gibi gelen şeyi haklı olarak reddederiz. Ama öfke sağırlaştırır, umutsuzluk kör eder. Bize sunulan büyüme fırsatını kaçırırız. Bu durumda sert darbeler ve yenilgiler birbirini izler. Üzerimize çullanan şey kader değildir, mesajını yenilemeye çalışan hayattır.

Hayat böyledir; güç anların gizli bir işlevinin olduğu, bizi büyüttüğü o anda ender olarak fark edilir. Melekler büyücü kılığına girer ve çirkin ambalajlara özenle sarılmış harikulade hediyeler getirirler bize...

Hiç bilmem ki bir kişisel gelişim kitabını sonuna kadar okuyayım. Genelde hep saçmalama olarak gördüğüm bu kitapları her seferinde merakla alır ve her seferinde sonuna kadar getiremeden yarım bırakırım. Ama bu kitabı farklı bir yere koydum. Ne roman diyebilirim ne de kişisel gelişim kitabı... İkisi bir arada olduğu için de hiç sıkılmadan ve eğlenerek okudum. Bir adamın tam intihar edecekken gizli bir adam sayesinde yeniden hayata döndürülme hikayesi...  Bir sonraki sayfa ne olacak diye heyecanlanarak, merakla ve ilgiyle okudum...
Yine de herşeyin insanın kafasında bittiğini düşünüyorum. Bir insan isterse yapamayacağı şey yoktur yeter ki pes etmesin. Sanmayın ki böyle yazıyorum diye çok hırslıyım ve istediğim herşeyi elde ediyorum. Ben ne yazıkki çabuk pes edenlerdenim. Bu kitabı okudum da hayatım değişti diyemem ya da ana karakterimiz Alan gibi bana talimatlar verilerek hırslanamam. Herşeyi hür irademe ve o şeyi gerçekten yapmak istiyorsam yaparım. Bu konuda biraz dik kafalılığım var ne yazıkki... Ama hayat öyle şeylerle karşılaştırıyor ki insanı ister istemez törpüleniyorsunuz. O yüzden kıyısından köşesinden biraz değiştirebilmeli insan kendini. Biraz kitaplardan, biraz insanlardan, biraz gezdiğimiz gördüğümüz yerlerden birşeyler katabilmeliyiz kendimize. Çiçeğe bile güzelleşsin diye gübre ekliyoruz, vitamin ekliyoruz, her hafta suluyoruz... Bizim de çok farkmız yok aslında; kendimize baktıkça güzelleşiriz, bakmazsak geride kalır solar gideriz...

17 Ağustos 2012 Cuma

Kitaptan Kuleler


Severek takip ettiğim Baykuş Gözüyle'nin bloğundan öğrendiğim güzel bir etkinlikten bende eksik kalmayayım dedim. Evde bekleyen kitap kuleleri fikri çok hoşuma gitti belki böylelikle okumam hızlanabilir... Benim sadece bunlar derseniz yanılıyorsunuz bi bu kadar daha var evde ama telefonumda sadece bunların fotoğrafı vardı. Bu sene daha fazla kitap almadan bunların hepsini bitirmek istiyorum ama biliyorum yine dayanamayacağım...
Hadi bakalım dökün sizde eteğinizdeki kitapları..

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Zarife/ Deniz KAVUKÇUOĞLU

Herhalde, "orospuluk"un, salt kadınlara özgü bir davranış olduğunu düşünmüyorsunuz siz! Benim seçimim olan, ne kadar eleştirseniz, ne kadar uzağında kalmaya çaba gösterseniz, sizin de kıyısından köşesinden bulaştığınız bu yaşam acımasız bir "orospuluk yarışı" özünde... İnsanlar bu yarışta bir adım öne çıkmak, ipi en önce göğüslemek için her yola başvururlar... Erkek mi, yoksa kadın mı oldukları hiç fark etmez yarışçıların...

Siz, orospuluğun ne demek olduğunu gerçekten bilmiyorsunuz Bülent Bey... Bu nedenle yaşamımı bu kadar açık, bu kadar ayrıntılı anlatıyorum size. Hiçbir şeyimi saklamıyorum sizden. Eğer beni anlarsanız, o zaman orospuluğun da ne demek olduğunu anlayabilirsiniz... Çünkü siz orospuluk anlık bir davranış olarak algılıyorsunuz. Anlık davranışları yansıtan görüntü sayıyorsunuz. Oysa orospuluk, kadının olsun, erkeğin olsun, insanın kendi kararına, kendi istencine bağlı bir seçimdir, bir yaşam biçimidir...


Sanki çok uzun zamandır buralarda yokmuşum gibi hissediyorum kendimi. Hayatım o kadar yoğun geçiyorki son zamanlarda hızına bir türlü yetişemiyorum.  Hayatımı belirleyecek kararlar karşısında direnmeye çabalıyorum. Hiçbir zaman olayları akışına bırakabilen biri olamadım, keşke olabilseydim belki o zaman hayat benim için daha kolay olabilirdi...
Bu aralar kaç kitap birden okuyorum farkında bile değilim ama bu kitaba elim değdi değeli bırakamadım. Zarife D&R'ın kampanyalı olan kitapladından. Karmakarışık olduğum birgün tesadüf eseri rastladım kendisine. Aslında başlamayı düşünmüyordum ama paketini açarken şöyle sayfalara göz gezdireyim derken bir baktım kitabı bitirivermişim. Bulursanız alın derim. Alışık olmadığımız sivri cümlelerle karşılaşabilirsiniz benden söylemesi... Ayrıca okuyacaksanız da evde okuyun zira kitabın kapağı bile benim burada tepki görmeme neden oldu:(



7 Ağustos 2012 Salı

Bir Çekiliş Daha:)


Buradaki kitaplar çok cazip ayrıca hediyeyi de merak etmedim değil hani:) Çekilişe katılmak isteyeni böyle alalım:)

Adınıza Yazarından İmzalı Kitap Çekilişi


Adınıza imzalı bu kitabın çekilişine katılmak istiyorsanız sizi buraya alalım..

2 Ağustos 2012 Perşembe

Alkışlarla Lamia/ Demet ALTINYELEKLİOĞLU

Her seferinde bir daha Demet Altınyleklioğlu'nu okumayacağım diyorum ama elim yine ona gidiyor. Bu kitabı annemde görünce de dayanamadım ve bir kez daha şans vereyim dedim. Ama konusu o kadar bilindikti ki beni kendine çeken hiçbir şey olmamakla birlikte sonunu bildigim bu kurguyu bile bile okudum. Arada nostalji de yapmak lazım diyerek, kendimi Türk Sineması izliyormuşcasına olayların gidişatına bıraktım. Kitap tamamen hayali kurgulardan oluşsa da bana nedense Cahide Sonku'yu okuyormuşum izlenimi verdi. Başka kimin ayakkabısından şarap içildi ki? İşte yazardan soğumamı sağlayan en büyük sebepte bu oluyor. Çok satanlar listesinde olmak için aşk romanı tadında biyografi yazmak... Ama hayali kurgulardan oluşan biyografiler? Malesef araştırmak isteseniz de aklınızda hep soru işaretleri bırakan kurguları yazan bir yazar oldu benim için Demet Altınyeleklioğlu. 

Bu kitapta altını çizdiğim cümleler olmadı. Ama anlatmak istediğimi daha iyi özetlemek adına yazarın notunu eklemek istedim.

Yazarın notu;

Hayatı omuzlayıp giderken, sadece kendi öykümüzü yaşadığımızı zannederiz. Her şeye bizim hayallerimiz, umutlarımız, acılarımız, sevinçlerimiz, mutluluklarımız diye bakarız. Başımıza gelen her şeyin bize, sadece bize özgü olduğunu düşünürüz. Hayatın tekrarlardan ibaret ve insanların bir örnek olduğu aklımıza gelmez. Oysa geçmişte, şu anda ve gelecekte aynı kaderi, acıları, sevinçleri yaşayan, aynı umutları ve düşkırıklıklarını paylaşan pek çok insan vardır. Tarihin ve insan kaderinin tekerürrü bağlamında Lamia Meral, romanın diğer kahramanları ve anlatılanlar tamamen kurgudur. Gerçek yaşamda benzer figürler ve yaşanmışlıklar varsa, bu tamamen tekrarlar zincirinin önümüze serdiği tesadüflerden ibarettir.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Sonsuza Kadar/ Susanna TAMARO

İkimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler.. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun; ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun. Sonsuza kadar böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni ya da önümden gitmiyor. Bir makas indi ve birbirimizi bağlayan ipleri kesti.



Sonsuza Kadar; D&R'ın 5 TL olan kampanyasında yer alan kitaplardan. Ne yazıkki ben çok fazla kitap edinemedim bu kampanyadan. Sonsuza Kadar ve Marc Levy'nin Gölge Hırsızı'nın sonuncuları benim payıma düşenlerden. Ya kitaplar çok çabuk tüketilmişti ya da gerçekten doğru dürüst kitapları kampanyaya sokmadılar. Çünkü gittiğimde neredeyse hiç kitap yok gibiydi:((

Sonsuza Kadar; başta beni öyle çok içine çekmese sonuna doğru iç burkan bir kitap oldu benim için. Ama nedense daha önce Yüreğinin Götürdüğü Yere Git ile tanıdığım Susanna Tamaro'yu bulamadım bu kitabında. Sonsuza Kadar bana biraz Paulo Coelho özenmesi gibi geldi. Kitapta eşini ve çocuğunu kaybeden bir adamın kendi dilinden yazdığı öyküsü anlatılıyor. Yer yer karmaşık yer yer de burnunuzun direği sızlıyor. İlk yarı sıkıcı ikinci yarı ise acıklı olması sebebilye öyle birden de kendinizi veremiyorsunuz kitaba. Sanırım severek takip ettiğim Baykuş Gözüyle blogunun da demesiyle bir kere daha D&R'ın neden bazı kitapları 5 TL'ye sattığını da bu kitapla birlikte anlamış bulunuyorum. Tamamen satılmayan kitapların satış politikasıymış:((

12 Temmuz 2012 Perşembe

Uçurtmayı Vurmasınlar/ Feride ÇİÇEKOĞLU


Kuşum ölmedi. Benim elimden mama bile yiyor. Canlanıyormuş yavaş yavaş.
"Yaşayacak" dedi Nuran.
Hep benimle kalsın istiyorum. Ama biraz büyüyünce uçmak istermiş.
"O zaman beni bırakıp gider mi?" diye sordum.
Uçma zamanı gelince gimesi gerekirmiş. Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış. Ya çocuklar, İnci? Onlar tutsak yaşayabilirler mi?


Bu kitabı severek takip ettiğim Beyaz Kitaplık sayesinde öğrendim.  Kitabı daha önce nasıl duymamış ve okumamışım şaşırıdım. Bu yüzden kitap blogları daha çok olmalı işte...
Uçurtmayı Vurmasınlar küçük Barış'ın çok sevdiği İnci ablasına  yazdığı mektuplardan oluşuyor. Kısacık fakat çok sarsıcı. Üstelik Türk sinema tarinde önemli bir yere sahip filmi bile varmış... Feride Hanım 1984 yılında hapisaneden çıktıktan sonra önce Barış ile ilgili anıları hemen kağıda dökmüş ama Beyazperde'ye çıkana kadar hiç sesi duyulmamış yazdığı kitabın. Yazar bu yüzden de kitabın beyazperdeye gönül borcu olduğunu söylüyor.  Daha fazla geç kalmadan en kısa zamanda filmini de izlemek istiyorum.

10 Temmuz 2012 Salı

Vahşi Şeyler/ Dave EGGERS

Ben bu haftasonu hayal dünyamın akışına kapıldığım yaramaz bir çocuk oldum. Kendimi en son ne zaman çocuk kitabı okudum diye hatırlamaya zorlasam da  hatırlayamıyorum. Düşünün artık yetişkinlik ne kadar kanıma işlemiş. Oysa ne güzeldir bir elinde lolipop bir elinde eriyen dondurma ile oradan oraya koşturmak... Dün akşam bir radyo programında zaman akıp giderken neleri unutup neleri unutamadığımız soruluyordu. Sanırım zaman giderken çocukluğumuzu unutuyormuşuz...

Vahşi Şeyler 'de annesi ve ablasıyla yaşayan Max'in herkesin ona karşı geldiğini, kendini yalnız hisseden ve sinirini bozanları kurt kostümü içerisine gizlenip herkesi ısırmaya kalkan yaramaz bir çocuğun hikayesini bulabilirsiniz. Yaşadığı dünyaya bir türlü uyum sağlayaman bu yaramaz çocuk bir gün bir tekneye biner ve uçsuz bucaksız bir meceranın ortasında bulur kendini...
Ama hepimiz biraz öyle yapmaz mıyız? Birisi sinirimizi bozduğunda kaçıp gitmek veya intikam almaya kalmak istemez miyiz?  İşte Vahşi Şeyler; küçük bir çocuğun hayal dünyasına sığınmış bize gerçekle hayali çok güzel anlatan bir kitap olmuş bu nedenle. Ben okurken çok eğlendim ve sayesinde güzel bir yolculuk yaptım. Bu kitap aslında masalsı bir çocuk kitabından filme, filmden romana dönüşen ve bu süreçte orjinali hiç bozulmadan nadide kitaplardan olmuş.

Vahşi Şeyler (Where The  Wild Thing Are)  çocuk kitapları yazan Maurice Sendak'ın 1963 yılında yazdığı resimli bir çocuk kitabıymış. Tüm dünyada 19 milyondan fazla satan bu kitap o yıllarda başkaldırı niteliğinde ve fazla radikal olması nediyle bir çok kütüphanede yasaklanmış. Daha sonra 2003 yılında yönetmen Spike Jonze bu kitaba hayranlığından dolayı kitabı sinamaya uyarlamaya karar verir. Bunun için senaryo aşamasında Dave Eggers ile bağlantıya geçer. Dave Eggers'ın da hayranı olduğu bu kitap için teklifi hiç düşünmeden kabul eder. Uzun yıllar sonucu aralarına Maurice Sednak'ı da katarak nasıl bir film olması gerektiğine dair kafa yormuşlar. En sonunda 2009 yılında Tom Hanks'in de yapımcıları arasında olan film viyona girmiş. Vizyona giren bu filmi zaten yazarlık kariyeri olan Dave Eggers kaleme almaya karar verir ve sayesinde bu roman ortaya çıkar. Bize de afiyetle okumak düşer:))

6 Temmuz 2012 Cuma

Felatun Bey ile Rakım Efendi/ Ahmet MİTHAT

Bu kitaba geçenlerde bi arkadaşla kahve içelim diye çıkmışken Kültür Merkezi'nin içerisinde ufak bir kitapçıda rastladım. Sevgili Eren'in kitap tavsiyelerim bölümünde daha önce görmüş olduğumdan da resmen balıklama atladım. Fiyatının 3TL olması ise beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Ama daha sonra internet sitelerinden de araştırdığımda fiyatı hep bu civardaymış:))

Daha önce hiç Ahmet Mithat okumamıştım hep dilinin çok ağır olacağı düşüncesinde olduğumdan bu kitap beni ters köşeye yatırdı. Okurken öyle eğlendim ki kitabın nasıl bittiğini anlayamadım. Ama zaten sonradan edindiğim bilgilere göre Ahmet Mithat romanlarında okurken eğlendirmeyi, eğlenirken öğretmeyi amaçlamış ve bunu da en iyi Felatun Bey ile Rakım Efendi ile başarmış. Roman biraz ağustos böceği ile karıncanın hikayesini andırsa da tanzimat dönemini çok iyi yansıtıyor.

Felatun Bey annesini küçük yaşta kaybetmiş ve babasının batı hayranlığından dolayı avrupai tarzda yetiştirilmiş zengin bir çocuk, Rakım Efendi ise babasını küçük yaşta kaybetmiş annesi ve dadısı ile büyümüş fakir bir çocuktur. Ahmet Mithat ayrıca Rakım Efendiyi tanımlarken örnek olarak kendisini alarak kendi hayatından da kesitler sunmaktadır.
Roman ayrıca eski İstanbul'u ve o dönemi de çok güzel anlatıyor. Mesela şimdiki trafik dolu Kağıthane'nin o zamanın piknik alanı olması gerçekten şaşırtıcı. Şimdi her yerde koca koca binalar ve arabalar yüzünden park bile edemediğimiz sokaklarla dolu. İşte bu nedenle kendime acaba bundan yüz yıl sonra yaşadığımız büyüdüğümüz yerler nasıl olacak diye sormaktan alıkoyamıyorum.


4 Temmuz 2012 Çarşamba

D&R ve CAN YAYINLARI


O kadar güzel bir haber okudum ki benim gibi tüm kitap severlerin de yerlerinde duramayacağına eminim. D&R ve Can Yayınları çok güzel bir kampanyaya imza atmıştlar. Yaz boyunca D&R'da satılan tüm Can Yayınları kitapları 5TL olacakmış:))

3 Temmuz 2012 Salı

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm/ Zülfü LİVANELİ

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm; 2001'de Yunus Nadi Roman Ödülü almış. Ödüllü bir kitap olmasına rağmen çok tad alamadım bu kitaptan. Gerçi ödüllü olmuş olmamış yeterki kitabın içine girebileyim ama bu 200 sayfalık kitap beni çok sıktı... Yazar farklı bir tarz denemiş ama sanırım ben bu tarzı beğenmiyorum çünkü aynı şey Murat Gülsoy'un Bu Filmin Kötü Adamı Benim'i okurken de olmuştu. İkili anlatımlar beni bu kadar sıkmazdı, severdim de üstelik ama biri sap derken öbürkü saman derse olmuyor bu iş. Zülfü Livaneli çok sevdiğim yazarlar arasındadır ama bu kitabı uzun bir zaman diliminde yazdığından olacak kendisi de daha sonra yeniden düzeltmeler yapmış. Son halinin içine sindiğini söylese de ben kendi adıma olmamış diyebilirim. Ayrıca bir sürü gereksiz ayrıntı yerine 12 Eylül dönemini, kahramanımız Sami'nin yaşadıklarını daha derin ve etkileyici anlatılabilirdi... Belki de İnci Aral'ın anlatımından sonra çok yavan buldum. Yine de Zülfü Livaneli'ye haksızlık etmek istemem kendi içine sinmediği için yeni gözden geçirilmiş baskıyı piyasaya sürmek istemesi bile büyük bir cesaret.

"Anadil öyle birşeydi ki aynı şeyi başka bir dilede söylediğinde bütün anlamı, rengi, konusu yitip gidiveriyordu." Syf/ 165

"Zaman içinde hiç kimse aynı kişi olamazdı. Evliliklerde de böyleydi bu. İnsanlar biriyle evleniyor ve bir süre sonra zamanın değiştirdiği, bambaşka bir adam ya da kadın yaptığı o kişiyle hayatlarını geçirmek zorunda kalıyorlardı." Syf/ 180
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...