İkimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler.. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun; ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun. Sonsuza kadar böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni ya da önümden gitmiyor. Bir makas indi ve birbirimizi bağlayan ipleri kesti.
Sonsuza Kadar; D&R'ın 5 TL olan kampanyasında yer alan kitaplardan. Ne yazıkki ben çok fazla kitap edinemedim bu kampanyadan. Sonsuza Kadar ve Marc Levy'nin Gölge Hırsızı'nın sonuncuları benim payıma düşenlerden. Ya kitaplar çok çabuk tüketilmişti ya da gerçekten doğru dürüst kitapları kampanyaya sokmadılar. Çünkü gittiğimde neredeyse hiç kitap yok gibiydi:((
Sonsuza Kadar; başta beni öyle çok içine çekmese sonuna doğru iç burkan bir kitap oldu benim için. Ama nedense daha önce Yüreğinin Götürdüğü Yere Git ile tanıdığım Susanna Tamaro'yu bulamadım bu kitabında. Sonsuza Kadar bana biraz Paulo Coelho özenmesi gibi geldi. Kitapta eşini ve çocuğunu kaybeden bir adamın kendi dilinden yazdığı öyküsü anlatılıyor. Yer yer karmaşık yer yer de burnunuzun direği sızlıyor. İlk yarı sıkıcı ikinci yarı ise acıklı olması sebebilye öyle birden de kendinizi veremiyorsunuz kitaba. Sanırım severek takip ettiğim Baykuş Gözüyle blogunun da demesiyle bir kere daha D&R'ın neden bazı kitapları 5 TL'ye sattığını da bu kitapla birlikte anlamış bulunuyorum. Tamamen satılmayan kitapların satış politikasıymış:((
16 Temmuz 2012 Pazartesi
12 Temmuz 2012 Perşembe
Uçurtmayı Vurmasınlar/ Feride ÇİÇEKOĞLU
Kuşum ölmedi. Benim elimden mama bile yiyor. Canlanıyormuş yavaş yavaş.
"Yaşayacak" dedi Nuran.
Hep benimle kalsın istiyorum. Ama biraz büyüyünce uçmak istermiş.
"O zaman beni bırakıp gider mi?" diye sordum.
Uçma zamanı gelince gimesi gerekirmiş. Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış. Ya çocuklar, İnci? Onlar tutsak yaşayabilirler mi?
Bu kitabı severek takip ettiğim Beyaz Kitaplık sayesinde öğrendim. Kitabı daha önce nasıl duymamış ve okumamışım şaşırıdım. Bu yüzden kitap blogları daha çok olmalı işte...
Uçurtmayı Vurmasınlar küçük Barış'ın çok sevdiği İnci ablasına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Kısacık fakat çok sarsıcı. Üstelik Türk sinema tarinde önemli bir yere sahip filmi bile varmış... Feride Hanım 1984 yılında hapisaneden çıktıktan sonra önce Barış ile ilgili anıları hemen kağıda dökmüş ama Beyazperde'ye çıkana kadar hiç sesi duyulmamış yazdığı kitabın. Yazar bu yüzden de kitabın beyazperdeye gönül borcu olduğunu söylüyor. Daha fazla geç kalmadan en kısa zamanda filmini de izlemek istiyorum.
10 Temmuz 2012 Salı
Vahşi Şeyler/ Dave EGGERS
Ben bu haftasonu hayal dünyamın akışına kapıldığım yaramaz bir çocuk oldum. Kendimi en son ne zaman çocuk kitabı okudum diye hatırlamaya zorlasam da hatırlayamıyorum. Düşünün artık yetişkinlik ne kadar kanıma işlemiş. Oysa ne güzeldir bir elinde lolipop bir elinde eriyen dondurma ile oradan oraya koşturmak... Dün akşam bir radyo programında zaman akıp giderken neleri unutup neleri unutamadığımız soruluyordu. Sanırım zaman giderken çocukluğumuzu unutuyormuşuz...
Vahşi Şeyler 'de annesi ve ablasıyla yaşayan Max'in herkesin ona karşı geldiğini, kendini yalnız hisseden ve sinirini bozanları kurt kostümü içerisine gizlenip herkesi ısırmaya kalkan yaramaz bir çocuğun hikayesini bulabilirsiniz. Yaşadığı dünyaya bir türlü uyum sağlayaman bu yaramaz çocuk bir gün bir tekneye biner ve uçsuz bucaksız bir meceranın ortasında bulur kendini...
Ama hepimiz biraz öyle yapmaz mıyız? Birisi sinirimizi bozduğunda kaçıp gitmek veya intikam almaya kalmak istemez miyiz? İşte Vahşi Şeyler; küçük bir çocuğun hayal dünyasına sığınmış bize gerçekle hayali çok güzel anlatan bir kitap olmuş bu nedenle. Ben okurken çok eğlendim ve sayesinde güzel bir yolculuk yaptım. Bu kitap aslında masalsı bir çocuk kitabından filme, filmden romana dönüşen ve bu süreçte orjinali hiç bozulmadan nadide kitaplardan olmuş.
Vahşi Şeyler (Where The Wild Thing Are) çocuk kitapları yazan Maurice Sendak'ın 1963 yılında yazdığı resimli bir çocuk kitabıymış. Tüm dünyada 19 milyondan fazla satan bu kitap o yıllarda başkaldırı niteliğinde ve fazla radikal olması nediyle bir çok kütüphanede yasaklanmış. Daha sonra 2003 yılında yönetmen Spike Jonze bu kitaba hayranlığından dolayı kitabı sinamaya uyarlamaya karar verir. Bunun için senaryo aşamasında Dave Eggers ile bağlantıya geçer. Dave Eggers'ın da hayranı olduğu bu kitap için teklifi hiç düşünmeden kabul eder. Uzun yıllar sonucu aralarına Maurice Sednak'ı da katarak nasıl bir film olması gerektiğine dair kafa yormuşlar. En sonunda 2009 yılında Tom Hanks'in de yapımcıları arasında olan film viyona girmiş. Vizyona giren bu filmi zaten yazarlık kariyeri olan Dave Eggers kaleme almaya karar verir ve sayesinde bu roman ortaya çıkar. Bize de afiyetle okumak düşer:))
6 Temmuz 2012 Cuma
Felatun Bey ile Rakım Efendi/ Ahmet MİTHAT
Bu kitaba geçenlerde bi arkadaşla kahve içelim diye çıkmışken Kültür Merkezi'nin içerisinde ufak bir kitapçıda rastladım. Sevgili Eren'in kitap tavsiyelerim bölümünde daha önce görmüş olduğumdan da resmen balıklama atladım. Fiyatının 3TL olması ise beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Ama daha sonra internet sitelerinden de araştırdığımda fiyatı hep bu civardaymış:))
Daha önce hiç Ahmet Mithat okumamıştım hep dilinin çok ağır olacağı düşüncesinde olduğumdan bu kitap beni ters köşeye yatırdı. Okurken öyle eğlendim ki kitabın nasıl bittiğini anlayamadım. Ama zaten sonradan edindiğim bilgilere göre Ahmet Mithat romanlarında okurken eğlendirmeyi, eğlenirken öğretmeyi amaçlamış ve bunu da en iyi Felatun Bey ile Rakım Efendi ile başarmış. Roman biraz ağustos böceği ile karıncanın hikayesini andırsa da tanzimat dönemini çok iyi yansıtıyor.
Felatun Bey annesini küçük yaşta kaybetmiş ve babasının batı hayranlığından dolayı avrupai tarzda yetiştirilmiş zengin bir çocuk, Rakım Efendi ise babasını küçük yaşta kaybetmiş annesi ve dadısı ile büyümüş fakir bir çocuktur. Ahmet Mithat ayrıca Rakım Efendiyi tanımlarken örnek olarak kendisini alarak kendi hayatından da kesitler sunmaktadır.
Roman ayrıca eski İstanbul'u ve o dönemi de çok güzel anlatıyor. Mesela şimdiki trafik dolu Kağıthane'nin o zamanın piknik alanı olması gerçekten şaşırtıcı. Şimdi her yerde koca koca binalar ve arabalar yüzünden park bile edemediğimiz sokaklarla dolu. İşte bu nedenle kendime acaba bundan yüz yıl sonra yaşadığımız büyüdüğümüz yerler nasıl olacak diye sormaktan alıkoyamıyorum.
4 Temmuz 2012 Çarşamba
D&R ve CAN YAYINLARI
O kadar güzel bir haber okudum ki benim gibi tüm kitap severlerin de yerlerinde duramayacağına eminim. D&R ve Can Yayınları çok güzel bir kampanyaya imza atmıştlar. Yaz boyunca D&R'da satılan tüm Can Yayınları kitapları 5TL olacakmış:))
3 Temmuz 2012 Salı
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm/ Zülfü LİVANELİ
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm; 2001'de Yunus Nadi Roman Ödülü almış. Ödüllü bir kitap olmasına rağmen çok tad alamadım bu kitaptan. Gerçi ödüllü olmuş olmamış yeterki kitabın içine girebileyim ama bu 200 sayfalık kitap beni çok sıktı... Yazar farklı bir tarz denemiş ama sanırım ben bu tarzı beğenmiyorum çünkü aynı şey Murat Gülsoy'un Bu Filmin Kötü Adamı Benim'i okurken de olmuştu. İkili anlatımlar beni bu kadar sıkmazdı, severdim de üstelik ama biri sap derken öbürkü saman derse olmuyor bu iş. Zülfü Livaneli çok sevdiğim yazarlar arasındadır ama bu kitabı uzun bir zaman diliminde yazdığından olacak kendisi de daha sonra yeniden düzeltmeler yapmış. Son halinin içine sindiğini söylese de ben kendi adıma olmamış diyebilirim. Ayrıca bir sürü gereksiz ayrıntı yerine 12 Eylül dönemini, kahramanımız Sami'nin yaşadıklarını daha derin ve etkileyici anlatılabilirdi... Belki de İnci Aral'ın anlatımından sonra çok yavan buldum. Yine de Zülfü Livaneli'ye haksızlık etmek istemem kendi içine sinmediği için yeni gözden geçirilmiş baskıyı piyasaya sürmek istemesi bile büyük bir cesaret.
"Anadil öyle birşeydi ki aynı şeyi başka bir dilede söylediğinde bütün anlamı, rengi, konusu yitip gidiveriyordu." Syf/ 165
"Zaman içinde hiç kimse aynı kişi olamazdı. Evliliklerde de böyleydi bu. İnsanlar biriyle evleniyor ve bir süre sonra zamanın değiştirdiği, bambaşka bir adam ya da kadın yaptığı o kişiyle hayatlarını geçirmek zorunda kalıyorlardı." Syf/ 180
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Blogum Dergisi/ Temmuz Sayısı
Blogum dergisinin 2. sayısı çıktı, konuk yazar olarak Temmuz sayısında Küçük Vahşi'yi yorumladım.
Hem dergiyi hemde kitap yorumumu okumak isterseniz http://www.blogumdergisi.blogspot.com/ buraya tıklamanız yeterli..
27 Haziran 2012 Çarşamba
Şarkını Söylediğin Zaman/ İnci ARAL
''Bilmeden dalmak sulara. Benim hayatım hangi ipliklerle dokundu? Hangi biçimlere girdim kesilip doğranarak?
Şimdi neyim, kimim?
Ayaklarım üşüyor. Üşüyorum. Beceremedim, çürüdüm.''
Hani tadına doyamadığımız kitaplar vardır ya bu kitap aynen öyle. Bu kış annemden almıştım ama bir türlü elime alamadım baş ucumda durdu da durdu. Ne büyük haksızlık etmişim oysa... Öyle güzel, öyle derin ki, İnci Aral resmen kelimelerle dans etmiş. Zülfü Livaneli'nin kitabını okurken buna atladım ama farklı sulara dalmamışım ikisinin de kurguları farklı olmasına rağmen konuları aynı... 12 Eylül dönemi... Yarım kalmış aşklar, yaşananlar ve yaşanamayanalar... O zamanı ben hiç bilmiyorum, annemler de 89'da göç ettiğinden dolayı onlar da tanık olmamış Türkiye'nin o zamanlarına. Ama o zamanda yaşasaydım eğer ne olurdu acaba demekten kendimi alamıyorum...
Şarkını Söylediğin Zaman'ın türk filmi gibi sonu olmasına rağmen okurken boğazımın düğümlenmesini engelleyemedim...
P.S: Bu kitap hakkında daha fazla yazmak istemiyorum. Nedeni ise Sevgili Coraline çok güzel anlatmış, ben onun yorumunu okuyun derim...
20 Haziran 2012 Çarşamba
Güzel Bir Çekiliş
Mehmet Bulut'un yaptığı çekişi sevgili Emine Öztürk sayesinde öğrendim. Okuma listemde almayı bekleyen kitapları görünce çok sevindim. Eğer sizde benim gibi düşünüyorsanız kesinlikle sitesini ziyaret edin derim...
19 Haziran 2012 Salı
15 Haziran 2012 Cuma
Aşka Şeytan Karışır/ Hande ALTAYLI
Aşka Şeytan Karışır bir solukta okunacak sade fakat bir o kadar da derin bir kitap. İnsan ilişkileri üzerine düşündürücü; aşk üzerinden insanları tanımayı, insanların neler yapabileceklerini, sınırlarını anlatıyor. Dostluk, aşk, nefret, aldamak, aldatılmak hepsini bulabilirsiniz bu kitapta...
* Günah ve sabah... Bu gerçekten de kötü bir ikilidir. Sabahlar, genellikle akşam yenilen herzeyle yüzyüze gelmenin ve hesaplaşmanın vaktidir. O yüzden vicdan azabıyla gelirler. Daha gözlerinizi açmadan önce utanç gelip çöreklerinir içinize, uyanmak istemezsiniz. Adından Allah ne verdiyse, kendinden nefret etme, kahrolma, kendini suçlama, hepsi teker teker kurulurlar yerlerine... Syf/ 49
* Hepimiz ortak bir ruhu kullanıyorduk. İyilik aynı iyilik, kötülük de aynı kötülüktü; sadece oranlar insandan insana değişiyordu. Birimiz öldürebiliyorsak, hepimiz öldürebilirdik; birimiz yalancıysa, hepimiz yalancıydık; birimiz aldatabiliyorsak, hepimiz aldatırdık. Rahibe Teresa'yla Karındeşen Jack'i ayıran çizgi aslında hiç de kalın değildi. Sonuçta özümüz aynıydı, içimizde her duygunun tohumları vardı, iyiliğin mi yoksa kötülüğün mü tohumlarının sulanacağına ise şartlar ve talih karar veriyordu. Birimizin günahı hepimizin günahıydı. Syf/ 181
13 Haziran 2012 Çarşamba
Organik Haftasonu!
Aslında bu hafta tüm bloggerların katıldığı Bebek Şenliğine katılıp takip ettiğim bloggerlarla tanışmaktı niyetim. Ama uzun zamandır eşim yazlık diye tutturduğu için boynumuz kıldan incedir diyerek tıpış tıpış peşine takıldım. Ama her hafta sonu bir dünya para vererek kahvaltı edecek yer ararken bu hafta salaklığımıza yanarak böyle organik kahvaltı ettik... Temiz havayı, kalabalık aile sofralarını özlemişim...
Bahçeden taze sebzeler topladık... Henüz hepsi olmasa da bahçenin güzelliği bile yeterdi...
Böyle dalından toplayıp taze meyveler yemeği de ihmal etmedik:))
Anlaşıldığı üzere her pazartesi başladığım diyet haftasonu yerle bir olmuş:))
Haftasonu böyle güzel geçmesine rağmen de Pazartesi haftaya berbat başladım:((
Dilin kemiği yok derler, bu dilim başıma öyle bir dert açtı ki herhalde kırk yıl geçse kendimi affetmeyeceğim.
Ve kendime NOT:
* Öyle ulu orta herşey heryerde konuşulmaz. Dilini tutmayı öğren Tully!!!
* İnsanlar çok kötü kalpliymiş ve çıkarları uğruna, kariyer uğruna herşey yapılabilirmiş. Çok zor biliyorum ama kendinden ve yakın çevrenden başka kimseye güvenmemeyi öğrenmelisin.
* Artık 27 yaşında koskoca kadın oldun dünyaya pembe gözlüklerle bakmaktan vazgeç.
6 Haziran 2012 Çarşamba
Küçük Vahşi/ Alexandre JARDIN
1 Haziran 2012 Cuma
Aşk ve Çocuk/ Maeve BİNCHY
Maeve Bincy ile tanışmam yıllar önce İtalyanca Aşk Başkadır kitabı ile olmuştu. Kendine has tarzı ile benim gönlümde yeri bambaşkadır Binchy'nin. Kitaplarını okurken sanki romanın kahramanları benmişim gibi hissediyorum. Quentins'de yemek yiyişimi, İrlanda sokaklarında yürüşümü hayal etmekten kendimi alamıyorum. Ama itiraf edeyim Aşk ve Çocuğa haksızlık ettim bu sefer. Araya Kahperengi'ni sıkıştırdım ve Aşk ve Çocuk çantamda gezip durdu. Anlayacağınız bu kitabı tadına vararak okuyamadım. Yabancı olmadığımız bir konu ile karşılaştığım için de böyle hissetmiş olabilirim. Kitabın isminden dolayı az çok herkes tahmin edebilir zaten konusunu. Bir gün birşey olur ve hayatımız bir anda değişebilir. Bu kimi zaman iyi kimi zaman kötü birşey de olabilir. Ama hayatınızı değiştiren bir bebekse? Henüz bir çocuğum yok ama bu aralar bu fikri kendime empoze etmeye çalışırken, kendinden olmayan bir bebeği bile sevebiliyorsa ve onunla başa da çıkabiliyorsa insan tam üstüne okunacak bir kitap. Kendimi hala çocuk hissediyorken bir bebeği büyütecek cesaretimse hala yok :) Hoş kimse hazır hissetmezmiş zaten. Herkes ne kadar erken o kadar iyi diyor, belki haklılar da... Annem kırk yaşındayken ben on yedi yaşındaydım, düşününce ben kırk yaşındayken çocuğumun beş yaşında olması da hoşuma gitmezdi sanırım:) Benim için sıkıntılı bir konu anlayacağız...
31 Mayıs 2012 Perşembe
Ayşe Arman Kalemini Yine Konuşturmuş...
Şu aralar malum gündemde sezaryen, kürtaj meselesi var Ayşe Arman resmen hislerime tercüman olmuş paylaşmak istedim yazdıklarını...
Özellikle bayanlar olarak bu konuda sessiz kalmamalıyız diye düşünüyorum. sanmayın ki sezaryeni ya da kürtajı savunuyorum ben sadece yasaklara ve dayatmalara karşıyım. Sezaryen konusunda hasteneler gerçekten ticari boyuta dökmüş bu işi ama yine de bu karar anneye bırakılmalı doğuracak, acıyı çekecek olan anne sonuçta... O nasıl istiyorsa öyle olmalı...
Kürtaj ise apayrı bir konu neden herşeyi dine bulaştırıyorlar anlamıyorum. Kürtaja sanırım vicdanı olan her bayan karşıdır, kimse isteyerek gidip kürtaj olmaz. Ama ya istemeden hamile kalındıysa, ya bakacak durumu yoksa hadi geçtim bunları ya çocukları sevmiyorsa... Bir çocuk dünyaya getirilecekse eğer o çocuk her türlü imakana sahip olmalı, can bu ya hayvan değil ki doğurup doğurup sokağa bırak. Sevgiyle, şefkatle büyütülmeli... Kadın istenmeyen bebeği dünyaya getirdi diyelim; sevmiyor, bakamıyor o zaman günah değil mi o bebeğe? Demez mi annesine beni sevmeyecektin madem neden dünyaya getirdin diye?
Neyse herkesin görüşü farklı tabii, saygı görmek istiyorsak farklı görüşlere de saygı göstermeliyiz ama kimsenin özel hayatına yasaklar getirmemeliyiz.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20661194.asp?yazarid=12&hid=20662229
Özellikle bayanlar olarak bu konuda sessiz kalmamalıyız diye düşünüyorum. sanmayın ki sezaryeni ya da kürtajı savunuyorum ben sadece yasaklara ve dayatmalara karşıyım. Sezaryen konusunda hasteneler gerçekten ticari boyuta dökmüş bu işi ama yine de bu karar anneye bırakılmalı doğuracak, acıyı çekecek olan anne sonuçta... O nasıl istiyorsa öyle olmalı...
Kürtaj ise apayrı bir konu neden herşeyi dine bulaştırıyorlar anlamıyorum. Kürtaja sanırım vicdanı olan her bayan karşıdır, kimse isteyerek gidip kürtaj olmaz. Ama ya istemeden hamile kalındıysa, ya bakacak durumu yoksa hadi geçtim bunları ya çocukları sevmiyorsa... Bir çocuk dünyaya getirilecekse eğer o çocuk her türlü imakana sahip olmalı, can bu ya hayvan değil ki doğurup doğurup sokağa bırak. Sevgiyle, şefkatle büyütülmeli... Kadın istenmeyen bebeği dünyaya getirdi diyelim; sevmiyor, bakamıyor o zaman günah değil mi o bebeğe? Demez mi annesine beni sevmeyecektin madem neden dünyaya getirdin diye?
Neyse herkesin görüşü farklı tabii, saygı görmek istiyorsak farklı görüşlere de saygı göstermeliyiz ama kimsenin özel hayatına yasaklar getirmemeliyiz.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20661194.asp?yazarid=12&hid=20662229
28 Mayıs 2012 Pazartesi
Aradığınız Emlak Hurriyetemlak.com'da!
Emlağa dair her şeyi tek çatı altında buluşturan www.hurriyetemlak.com, çok seçenekli güncel ve detaylı ilanlarıyla, gelişmiş arama özellikleri ve kullanıcı dostu tasarımıyla, sektöre dair güncel haberleri ve istatistiki bilgileriyle, tam anlamıyla emlak sektörünün nabzını tutuyor.
Satılık ve kiralık daireler, ofisler, iş yerleri ve tüm konut projelerini bulabileceğiniz www.hurriyetemlak.com, sunduğu çok sayıda seçenekle size aradığınız emlağı mutlaka bulma olanağı sağlıyor.
İlanlarda okul, hastane, restoran, alışveriş merkezi gibi çevre bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Video desteğiyle gayrimenkulü içindeymişcesine izleyebiliyorsunuz. Baktığınız evin ya da iş yerinin net konumunu harita üzerinde görebiliyorsunuz.
Bu kadar kolaylık ve çok seçenek varken www.hurriyetemlak.com’da, aradığınız emlağı ya da emlağınızın talibini bulmanız an meselesi!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Satılık ve kiralık daireler, ofisler, iş yerleri ve tüm konut projelerini bulabileceğiniz www.hurriyetemlak.com, sunduğu çok sayıda seçenekle size aradığınız emlağı mutlaka bulma olanağı sağlıyor.
İlanlarda okul, hastane, restoran, alışveriş merkezi gibi çevre bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Video desteğiyle gayrimenkulü içindeymişcesine izleyebiliyorsunuz. Baktığınız evin ya da iş yerinin net konumunu harita üzerinde görebiliyorsunuz.
Bu kadar kolaylık ve çok seçenek varken www.hurriyetemlak.com’da, aradığınız emlağı ya da emlağınızın talibini bulmanız an meselesi!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
24 Mayıs 2012 Perşembe
KORKU
Korkunun ecele faydası yok değil mi?
Bugün hangi akla hizmet beş yıl sürecek bir borcun altına imza attım.
Mutlu olmam gerekir aslında ama duyduklarımdan sonra içimi kaplayan endişe ile şu anda kalbim pır pır. Ellerim titriyor ve nefes alamıyorum.
Ben ki imzadan sonra kalmış iki buçuk saat koştur koştur işe geldim. Geldiğimde hala hiçbir şey hissetmiyordum.
Taa ki susuzluğumu dindirmek için kola almaya giderken yolda Tully'yi ne yapacaksın cümlesini duyana kadar...
Elimin tersi ile ittiğim tekliften sonra müdürlerle aramızın pek iyi olduğunu söyleyemem tabii ki, şimdi aldı mı beni işten çıkarılma korkusu?
Oysa Allahın vardır bir hikmeti kandil gününde imza atıyorum diye sevinmişitim.
Onca yükün altına kocam sadece beni mutlu etmek için girdi, şimdi onu o yükle nasıl bir başına bırakırım?
Bugün hangi akla hizmet beş yıl sürecek bir borcun altına imza attım.
Mutlu olmam gerekir aslında ama duyduklarımdan sonra içimi kaplayan endişe ile şu anda kalbim pır pır. Ellerim titriyor ve nefes alamıyorum.
Ben ki imzadan sonra kalmış iki buçuk saat koştur koştur işe geldim. Geldiğimde hala hiçbir şey hissetmiyordum.
Taa ki susuzluğumu dindirmek için kola almaya giderken yolda Tully'yi ne yapacaksın cümlesini duyana kadar...
Elimin tersi ile ittiğim tekliften sonra müdürlerle aramızın pek iyi olduğunu söyleyemem tabii ki, şimdi aldı mı beni işten çıkarılma korkusu?
Oysa Allahın vardır bir hikmeti kandil gününde imza atıyorum diye sevinmişitim.
Onca yükün altına kocam sadece beni mutlu etmek için girdi, şimdi onu o yükle nasıl bir başına bırakırım?
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Kahperengi/ Hande ALTAYLI
''Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek... Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanı geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka işe yaramaz. Durumu sükunetle kabullendiğin ve savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ''çat kapı'' yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatını tamamlamaz ve bunun karşılığı olarak da kimse onun hayatını bütünlemez. Kimileri böyle olmasını tercih ettikleri için, kimileri de kimse onları tercih etmediği için yalnızdır. Yalnız biri sadece bir aksesuardır. Süslü bir toka, zarif bir kolye, boktan bir kemer ya da bir çift güzel küpe... O kadar. Yoklukları üzüntü verici olsa da kimseyi öldürmez.''
Bu kitap aslında alınacaklar listemdeydi ama daha vakti vardı alınması için... Cuma gecesi face'te takılırken bir arkadaşımın yayınlaması üzerine iyice meraka kapıldım, sağolsun arkadaş öyle bir heyecanlandırdı ki Cumartesi günü soluğu kitapçıda aldım. Henüz bitmemiş kitabım beni beklerken şöyle birkaç sayfa karıştırayım diğeri bitince buna başlarım demiştim. Sabah ezanıyla kendime geldiğimde karıştırarak başladığım bu kitabın neredeyse sonuna gelmişim:) Ertesi günde de bir çırpıda bitti zaten... Uzun zamandır acaba diğer sayfada ne olacak diye meraklandıran bir kitapla karşılaşmamıştım. O kadar beğendim ki keşke bu kadar hızlı okumasaymışım diye hayıflanıyorum şu anda. Konu olarak yıllar önce okuduğum Gülten Dayıoğlu'nun Yeşil Kiraz'ını anımsattı. Küçük bir kasabada zorlukla geçen çocukluk yılları ve daha sonra büyük şehirde başarılı bir avukat... Ama Hande Altaylı'nın espirili bulduğum dilini konunun kasvetli havasını dağıtmayı başarmış. Ve itiraf ediyorum okuduğum kitapta güzeldi ama sanırım yazık ettim kendisine bakalım sonunu sıkılmadan nasıl getireceğim şimdi:((
Bazı insanlar ve onlara ait anıların mazide kalması daha iyiydi. Hiç değişmeden, değiştirilmeden, yeniden yazılmadan, sessizce unutuluşa bırakılmalıydılar ve bu anılar albümüne yeni kareler eklenmemeliydi. Syf/ 49
Zamanın kıvamı insanı daima şaşırtır, akıcılığı andan ana değişiklik gösterirdi. Bazen boza kadar koyu, bazen su gibi seyreltilmiş olurdu. Tüy gibi hafifleyebilir, taş gibi ağırlaşabilirdi. Göl kadar durgunlaşabilir ya da grizu gibi patlayabilirdi. Hatta canı isterse durabilirdi bile. Syf/ 158
Kimsenin hayatı kolay değildi. Şanslı doğmak diye bir şey yoktu. Doğan her insan şanssızdı ve sabırla bunu öğreneceği günü bekliyordu. Syf/180
Bu kitap aslında alınacaklar listemdeydi ama daha vakti vardı alınması için... Cuma gecesi face'te takılırken bir arkadaşımın yayınlaması üzerine iyice meraka kapıldım, sağolsun arkadaş öyle bir heyecanlandırdı ki Cumartesi günü soluğu kitapçıda aldım. Henüz bitmemiş kitabım beni beklerken şöyle birkaç sayfa karıştırayım diğeri bitince buna başlarım demiştim. Sabah ezanıyla kendime geldiğimde karıştırarak başladığım bu kitabın neredeyse sonuna gelmişim:) Ertesi günde de bir çırpıda bitti zaten... Uzun zamandır acaba diğer sayfada ne olacak diye meraklandıran bir kitapla karşılaşmamıştım. O kadar beğendim ki keşke bu kadar hızlı okumasaymışım diye hayıflanıyorum şu anda. Konu olarak yıllar önce okuduğum Gülten Dayıoğlu'nun Yeşil Kiraz'ını anımsattı. Küçük bir kasabada zorlukla geçen çocukluk yılları ve daha sonra büyük şehirde başarılı bir avukat... Ama Hande Altaylı'nın espirili bulduğum dilini konunun kasvetli havasını dağıtmayı başarmış. Ve itiraf ediyorum okuduğum kitapta güzeldi ama sanırım yazık ettim kendisine bakalım sonunu sıkılmadan nasıl getireceğim şimdi:((
Bazı insanlar ve onlara ait anıların mazide kalması daha iyiydi. Hiç değişmeden, değiştirilmeden, yeniden yazılmadan, sessizce unutuluşa bırakılmalıydılar ve bu anılar albümüne yeni kareler eklenmemeliydi. Syf/ 49
Zamanın kıvamı insanı daima şaşırtır, akıcılığı andan ana değişiklik gösterirdi. Bazen boza kadar koyu, bazen su gibi seyreltilmiş olurdu. Tüy gibi hafifleyebilir, taş gibi ağırlaşabilirdi. Göl kadar durgunlaşabilir ya da grizu gibi patlayabilirdi. Hatta canı isterse durabilirdi bile. Syf/ 158
Kimsenin hayatı kolay değildi. Şanslı doğmak diye bir şey yoktu. Doğan her insan şanssızdı ve sabırla bunu öğreneceği günü bekliyordu. Syf/180
17 Mayıs 2012 Perşembe
We Want Sex!/ KADININ FENDİ
Dün akşam eşim geç geleceğinden atıştırmalık bişeyler hazırlayıp uzun zamandir yapmadiğim bişeyi yaparak TV karşısına geçim belki de kumandanın gücünün bende olduğunu bilmek hoşuma gitti:)) Televizyonu açtığımda denk geldim bu filme, şimdiye kadar nasıl duymadığıma şaşırdım. Hic bilmediğim ve daha önce hiç duymadığım bir konu ile karşılaştım. Kısaca film; 1968 yılında Londra yakınlarındaki Dagenham Ford fabrikasında çalışan 187 kadının erkeklerle aynı ücreti alabilmek için grev yapmalarını anlatıyor diyebiliriz. 2. Dünya savaşından dönen erkeklerin geri döndüklerinde bıraktıkları işlerde kadınların calıştığını ve bu işleri de hakkıyla yaptıklarını görmek erkekler açısından sarsıcı olmuş olmasına da günümüz kadınlarının kendi ayaklari üstünde durmalarının sebebi olmuş bir nevi... Bu kadınların o zaman yapmış oldukları grev ve ayaklanmalar sayesinde şu anda sahip olduğumuz çalışma koşullarında erkekler ile kadınların eşit haklara sahip olmak için hak kaznılmasını izlemek beni çok gururlandırdı.
Ayrıca filmin kadınların gündelik sorunlarını, travmalarını, hayallerini ve erkek egemen toplumla başa çıkma yöntemlerini cok guzel anlatması da bu kadınlara karşı ayrı bir sempati duymamı sağladı.
Bir Endüstri mühendisi olarak filmde kısmen de olsa meşhur Ford'un fabrikasını doğuya taşımasını ve geçmişte yapmış olduğu sömürüsünü duymak ise beni ayrıca çok şaşırttı. Meşhur firmaların üretim sistemlerinin üniversitelerde ders olarak işletilmesi ve günmüz fabrikalarına uygulanması ve geçmişinin böyle olmasını görmek... Kendi açımdan söyleyebilirim ki benim için biraz sarsıcı oldu.
15 Mayıs 2012 Salı
Yeni yasa:(
Bugün itibari ile iş yerinde kıyafet zorunluluğu getirildi. Ama benim hiç klasik kıyafetim yok:(( Yarın ne giyilir ki şimdi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









