27 Haziran 2012 Çarşamba

Şarkını Söylediğin Zaman/ İnci ARAL

''Bilmeden dalmak sulara. Benim hayatım hangi ipliklerle dokundu? Hangi biçimlere girdim kesilip doğranarak?  
Şimdi neyim, kimim?
Ayaklarım üşüyor. Üşüyorum. Beceremedim, çürüdüm.''


Hani tadına doyamadığımız kitaplar vardır ya bu kitap aynen öyle. Bu kış annemden almıştım ama bir türlü elime alamadım baş ucumda durdu da durdu. Ne büyük haksızlık etmişim oysa... Öyle güzel, öyle derin ki, İnci Aral resmen kelimelerle dans etmiş. Zülfü Livaneli'nin kitabını okurken buna atladım ama farklı sulara dalmamışım ikisinin de kurguları farklı olmasına rağmen konuları aynı... 12 Eylül dönemi... Yarım kalmış aşklar, yaşananlar ve yaşanamayanalar... O zamanı ben hiç bilmiyorum, annemler de 89'da göç ettiğinden dolayı onlar da tanık olmamış Türkiye'nin o zamanlarına. Ama o zamanda yaşasaydım eğer ne olurdu acaba demekten kendimi alamıyorum...
Şarkını Söylediğin Zaman'ın türk filmi gibi sonu olmasına rağmen okurken boğazımın düğümlenmesini engelleyemedim... 

P.S:  Bu kitap hakkında daha fazla yazmak istemiyorum. Nedeni ise Sevgili Coraline çok güzel anlatmış, ben onun yorumunu okuyun derim...

20 Haziran 2012 Çarşamba

Güzel Bir Çekiliş

Mehmet Bulut'un yaptığı çekişi sevgili Emine Öztürk sayesinde öğrendim. Okuma listemde almayı bekleyen kitapları görünce çok sevindim. Eğer sizde benim gibi düşünüyorsanız kesinlikle sitesini  ziyaret edin derim...


15 Haziran 2012 Cuma

Aşka Şeytan Karışır/ Hande ALTAYLI

Kahperengi'nden sonra Hande Altaylı'nın bütün kitaplarını aldım. Önce Aşka Şeytan Karışır'ı daha sonra da Maraz'ı okudum. Okudukça kitapları daha önce okuduğumu fark ettim:)) Baştan aşağı tekrar okuduğum  bu kitapların sonlarını yine de hatırlayamadım... Bu noktada kendimi yedim bitirdim işte, acaba hafıza kaybına mı uğruyorum diye? Sanırım anneme gittiğimde kitaplığıma bir göz atmam gerekecek nelerim var nelerim yok diye...
   Aşka Şeytan Karışır bir solukta okunacak sade fakat bir o kadar da derin bir kitap. İnsan ilişkileri üzerine düşündürücü; aşk üzerinden insanları tanımayı, insanların neler yapabileceklerini, sınırlarını anlatıyor. Dostluk, aşk, nefret, aldamak, aldatılmak hepsini bulabilirsiniz bu kitapta...

* Günah ve sabah... Bu gerçekten de kötü bir ikilidir. Sabahlar, genellikle akşam yenilen herzeyle yüzyüze gelmenin ve hesaplaşmanın vaktidir. O yüzden vicdan azabıyla gelirler. Daha gözlerinizi açmadan önce utanç gelip çöreklerinir içinize, uyanmak istemezsiniz. Adından Allah ne verdiyse, kendinden nefret etme, kahrolma, kendini suçlama, hepsi teker teker kurulurlar yerlerine... Syf/ 49

* Hepimiz ortak bir ruhu kullanıyorduk. İyilik aynı iyilik, kötülük de aynı kötülüktü; sadece oranlar insandan insana değişiyordu. Birimiz öldürebiliyorsak, hepimiz öldürebilirdik; birimiz yalancıysa, hepimiz yalancıydık; birimiz aldatabiliyorsak, hepimiz aldatırdık. Rahibe Teresa'yla Karındeşen Jack'i ayıran çizgi aslında hiç de kalın değildi. Sonuçta özümüz aynıydı, içimizde her duygunun tohumları vardı, iyiliğin mi yoksa kötülüğün mü tohumlarının sulanacağına ise şartlar ve talih karar veriyordu. Birimizin günahı hepimizin günahıydı. Syf/ 181

13 Haziran 2012 Çarşamba

Organik Haftasonu!


Aslında bu hafta tüm bloggerların katıldığı Bebek Şenliğine katılıp takip ettiğim bloggerlarla tanışmaktı niyetim. Ama uzun zamandır eşim yazlık diye tutturduğu için boynumuz kıldan incedir diyerek tıpış tıpış peşine takıldım. Ama her hafta sonu bir dünya para vererek kahvaltı edecek yer ararken bu hafta salaklığımıza yanarak böyle organik kahvaltı ettik... Temiz havayı, kalabalık aile sofralarını özlemişim... 


Bahçeden taze sebzeler topladık... Henüz hepsi olmasa da bahçenin güzelliği bile yeterdi...


Böyle dalından toplayıp taze meyveler yemeği de ihmal etmedik:))
Anlaşıldığı üzere her pazartesi başladığım diyet haftasonu yerle bir olmuş:))

Haftasonu böyle güzel geçmesine rağmen de Pazartesi haftaya berbat başladım:((
Dilin kemiği yok derler, bu dilim başıma öyle bir dert açtı ki herhalde kırk yıl geçse kendimi affetmeyeceğim.

Ve kendime NOT:

* Öyle ulu orta herşey heryerde konuşulmaz. Dilini tutmayı öğren Tully!!!
* İnsanlar çok kötü kalpliymiş ve çıkarları uğruna, kariyer uğruna herşey yapılabilirmiş. Çok zor biliyorum ama kendinden ve yakın çevrenden başka kimseye güvenmemeyi öğrenmelisin.
* Artık 27 yaşında koskoca kadın oldun dünyaya pembe gözlüklerle bakmaktan vazgeç.

6 Haziran 2012 Çarşamba

Küçük Vahşi/ Alexandre JARDIN

Yatağımın önünde durdum. Başını belki de benimki olmuş  sayısız savaşlar yaptığım yastığa dayamış küçük bir çocuk uyuyordu. Bu çocuğu uyandırıp başına geleceklerden haberdar etmek istedim. Tabii yalan söyleyerek, çünkü gerçek dayanılmazdı. '' Seni sana doğru yönlendirecek olan öngörülmez yönlerini, sana has özelliklerini yeşertmek için hiç bıkmadan çalışacak öğretmenlerin olacak. Yetişkin olmaktan korkma. Zaman insanın en büyük dostu. Hiçbir şey değişmiyor. Hep asi kalacaksın, öfkelenmeyi ve kendine hayran olmayı hep başaracaksın. Sevgilerin hiç azalmayacak. Tutku asla eksilmez, yaşlandıkça gerçek dostluklar da fazlalaşır. Yalnızlık ve ölüm sadece çocukları korkutmak için icat edilmiş kelimeler, hiçbir anlamı olmayan terimler. Ufaklık, evlenmek başka şeylerden vazgeçmek demek değil. Her yeni gün hayatını sanki sonsuz yeni beyaz bir sayfa gibi yeniden biçimlendirecek enerjin olacak. İnan bana, her koşulda kendine saygını kolaylıkla koruyacaksın, mesleğin hiç ikiyüzlülük yapmanı gerektirmeyecek. Para insanları ayırmaz. Kalbinin hafifliğini, çoşkulu umursamazlığını kaybetmemeyi hep bileceksin. Hiçbir zaman ellerinden kaçan bir alın yazısına mahkum olmayacaksın. Yetişkinlik hoş, pek çok kadın  ve sadık dostla dolu bir şey. Orada nostalji yok, yorulmak da. Büyükler genellikle edindikleri üç beş şeyi kaybetmekten korkmazlar, sen yine gözü pek kalacaksın. Merakın, ataklığın ve arzuların seni hiç terk etmeyecek. Ve olur da bütün sana söylediklerim yanlış çıkarsa, bugün olduğun sen'e layık ol: HİÇBİR ŞEYE BOYUN EĞME.''


1 Haziran 2012 Cuma

Aşk ve Çocuk/ Maeve BİNCHY

Maeve Bincy ile tanışmam yıllar önce İtalyanca Aşk Başkadır kitabı ile olmuştu. Kendine has tarzı ile benim gönlümde yeri bambaşkadır Binchy'nin. Kitaplarını okurken sanki romanın kahramanları benmişim gibi hissediyorum. Quentins'de yemek yiyişimi, İrlanda sokaklarında yürüşümü hayal etmekten kendimi alamıyorum. Ama itiraf edeyim Aşk ve Çocuğa haksızlık ettim bu sefer. Araya Kahperengi'ni sıkıştırdım ve Aşk ve Çocuk çantamda gezip durdu. Anlayacağınız bu kitabı tadına vararak okuyamadım.  Yabancı olmadığımız bir konu ile karşılaştığım için de böyle hissetmiş olabilirim. Kitabın isminden dolayı az çok herkes tahmin edebilir zaten konusunu. Bir gün birşey olur ve hayatımız bir anda değişebilir. Bu kimi zaman iyi kimi zaman kötü birşey de olabilir. Ama hayatınızı değiştiren bir bebekse? Henüz bir çocuğum yok ama bu aralar bu fikri kendime empoze etmeye çalışırken, kendinden olmayan bir bebeği bile sevebiliyorsa ve onunla başa da çıkabiliyorsa insan tam üstüne okunacak bir kitap. Kendimi hala çocuk hissediyorken bir bebeği büyütecek cesaretimse hala yok :) Hoş kimse hazır hissetmezmiş zaten. Herkes ne kadar erken o kadar iyi diyor, belki haklılar da... Annem kırk yaşındayken ben on yedi yaşındaydım, düşününce ben kırk yaşındayken çocuğumun beş yaşında olması da hoşuma gitmezdi sanırım:) Benim için sıkıntılı bir konu anlayacağız...

31 Mayıs 2012 Perşembe

Ayşe Arman Kalemini Yine Konuşturmuş...

Şu aralar malum gündemde sezaryen, kürtaj meselesi var Ayşe Arman resmen hislerime tercüman olmuş paylaşmak istedim yazdıklarını...

Özellikle bayanlar olarak bu konuda sessiz kalmamalıyız diye düşünüyorum. sanmayın ki sezaryeni ya da kürtajı savunuyorum ben sadece yasaklara ve dayatmalara karşıyım. Sezaryen konusunda hasteneler gerçekten ticari boyuta dökmüş bu işi ama yine de bu karar anneye bırakılmalı doğuracak, acıyı çekecek olan anne sonuçta... O nasıl istiyorsa öyle olmalı...
Kürtaj ise apayrı bir konu neden herşeyi dine bulaştırıyorlar anlamıyorum. Kürtaja sanırım vicdanı olan her bayan karşıdır, kimse isteyerek gidip kürtaj olmaz. Ama ya istemeden hamile kalındıysa, ya bakacak durumu yoksa hadi geçtim bunları ya çocukları sevmiyorsa... Bir çocuk dünyaya getirilecekse eğer o çocuk her türlü imakana sahip olmalı, can bu ya hayvan değil ki doğurup doğurup sokağa bırak. Sevgiyle, şefkatle büyütülmeli... Kadın istenmeyen bebeği dünyaya getirdi diyelim; sevmiyor, bakamıyor o zaman günah değil mi o bebeğe? Demez mi annesine beni sevmeyecektin madem neden dünyaya getirdin diye?

Neyse herkesin görüşü farklı tabii, saygı görmek istiyorsak farklı görüşlere de saygı göstermeliyiz ama kimsenin özel hayatına yasaklar getirmemeliyiz.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20661194.asp?yazarid=12&hid=20662229 

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Aradığınız Emlak Hurriyetemlak.com'da!

Emlağa dair her şeyi tek çatı altında buluşturan www.hurriyetemlak.com, çok seçenekli güncel ve detaylı ilanlarıyla, gelişmiş arama özellikleri ve kullanıcı dostu tasarımıyla, sektöre dair güncel haberleri ve istatistiki bilgileriyle, tam anlamıyla emlak sektörünün nabzını tutuyor.

Satılık ve kiralık daireler, ofisler, iş yerleri ve tüm konut projelerini bulabileceğiniz www.hurriyetemlak.com, sunduğu çok sayıda seçenekle size aradığınız emlağı mutlaka bulma olanağı sağlıyor.

İlanlarda okul, hastane, restoran, alışveriş merkezi gibi çevre bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Video desteğiyle gayrimenkulü içindeymişcesine izleyebiliyorsunuz. Baktığınız evin ya da iş yerinin net konumunu harita üzerinde görebiliyorsunuz.

Bu kadar kolaylık ve çok seçenek varken www.hurriyetemlak.com’da, aradığınız emlağı ya da emlağınızın talibini bulmanız an meselesi!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

24 Mayıs 2012 Perşembe

KORKU

Korkunun ecele faydası yok değil mi?

Bugün hangi akla hizmet beş yıl sürecek bir borcun altına imza attım.
Mutlu olmam gerekir aslında ama duyduklarımdan sonra içimi kaplayan endişe ile şu anda kalbim pır pır. Ellerim titriyor ve nefes alamıyorum.
Ben ki imzadan sonra kalmış iki buçuk saat koştur koştur işe geldim. Geldiğimde hala hiçbir şey hissetmiyordum.
Taa ki susuzluğumu dindirmek için kola almaya giderken yolda Tully'yi ne yapacaksın cümlesini duyana kadar...
Elimin tersi ile ittiğim tekliften sonra müdürlerle aramızın pek iyi olduğunu söyleyemem tabii ki, şimdi aldı mı beni işten çıkarılma korkusu?
Oysa Allahın vardır bir hikmeti kandil gününde imza atıyorum diye sevinmişitim.

Onca yükün altına kocam sadece beni mutlu etmek için girdi, şimdi onu o yükle nasıl bir başına bırakırım?

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Kahperengi/ Hande ALTAYLI

''Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek... Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanı geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka işe yaramaz. Durumu sükunetle kabullendiğin ve savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ''çat kapı'' yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatını tamamlamaz ve bunun karşılığı olarak da kimse onun hayatını bütünlemez. Kimileri böyle olmasını tercih ettikleri için, kimileri de kimse onları tercih etmediği için yalnızdır. Yalnız biri sadece bir aksesuardır. Süslü bir toka, zarif bir kolye, boktan bir kemer ya da bir çift güzel küpe... O kadar. Yoklukları üzüntü verici olsa da kimseyi öldürmez.''

Bu kitap aslında alınacaklar listemdeydi ama daha vakti vardı alınması için... Cuma gecesi face'te takılırken bir arkadaşımın yayınlaması üzerine iyice meraka kapıldım, sağolsun arkadaş öyle bir heyecanlandırdı ki Cumartesi günü soluğu kitapçıda aldım. Henüz bitmemiş kitabım beni beklerken şöyle birkaç sayfa karıştırayım diğeri bitince buna başlarım demiştim. Sabah ezanıyla kendime geldiğimde karıştırarak başladığım bu kitabın neredeyse sonuna gelmişim:) Ertesi günde de bir çırpıda bitti zaten... Uzun zamandır acaba diğer sayfada ne olacak diye meraklandıran bir kitapla karşılaşmamıştım. O kadar beğendim ki keşke bu kadar hızlı okumasaymışım diye hayıflanıyorum şu anda. Konu olarak yıllar önce okuduğum Gülten Dayıoğlu'nun Yeşil Kiraz'ını anımsattı. Küçük bir kasabada zorlukla geçen çocukluk yılları ve daha sonra büyük şehirde başarılı bir avukat... Ama Hande Altaylı'nın espirili bulduğum dilini konunun kasvetli havasını dağıtmayı başarmış. Ve itiraf ediyorum okuduğum kitapta güzeldi ama sanırım yazık ettim kendisine bakalım sonunu sıkılmadan nasıl getireceğim şimdi:((

Bazı insanlar ve onlara ait anıların mazide kalması daha iyiydi. Hiç değişmeden, değiştirilmeden, yeniden yazılmadan, sessizce unutuluşa bırakılmalıydılar ve bu anılar albümüne yeni kareler eklenmemeliydi. Syf/ 49

Zamanın kıvamı insanı daima şaşırtır, akıcılığı andan ana değişiklik gösterirdi. Bazen boza kadar koyu, bazen su gibi seyreltilmiş olurdu. Tüy gibi hafifleyebilir, taş gibi ağırlaşabilirdi. Göl kadar durgunlaşabilir ya da grizu gibi patlayabilirdi. Hatta canı isterse durabilirdi bile. Syf/ 158

Kimsenin hayatı kolay değildi. Şanslı doğmak diye bir şey yoktu. Doğan her insan şanssızdı ve sabırla bunu öğreneceği günü bekliyordu. Syf/180

17 Mayıs 2012 Perşembe

We Want Sex!/ KADININ FENDİ

Dün akşam eşim  geç geleceğinden atıştırmalık bişeyler hazırlayıp uzun zamandir yapmadiğim bişeyi yaparak TV karşısına geçim belki de kumandanın gücünün bende olduğunu bilmek hoşuma gitti:))  Televizyonu açtığımda denk geldim bu filme, şimdiye kadar nasıl duymadığıma şaşırdım. Hic bilmediğim ve daha önce hiç duymadığım bir konu ile karşılaştım.
Kısaca film; 1968 yılında Londra yakınlarındaki Dagenham Ford fabrikasında çalışan 187 kadının erkeklerle aynı ücreti alabilmek için grev yapmalarını anlatıyor diyebiliriz. 2. Dünya savaşından dönen erkeklerin geri döndüklerinde bıraktıkları işlerde kadınların calıştığını ve bu işleri de hakkıyla yaptıklarını görmek erkekler açısından sarsıcı olmuş olmasına da günümüz kadınlarının kendi ayaklari üstünde durmalarının sebebi olmuş bir nevi... Bu kadınların o zaman yapmış oldukları grev ve ayaklanmalar sayesinde şu anda sahip olduğumuz çalışma koşullarında erkekler ile kadınların eşit haklara sahip olmak için hak kaznılmasını izlemek beni çok gururlandırdı.
Ayrıca filmin kadınların gündelik sorunlarını, travmalarını, hayallerini ve erkek egemen toplumla başa çıkma yöntemlerini cok guzel anlatması da bu kadınlara karşı ayrı bir sempati duymamı sağladı. 
Bir Endüstri mühendisi olarak filmde kısmen de olsa meşhur Ford'un fabrikasını doğuya taşımasını ve geçmişte yapmış olduğu sömürüsünü duymak ise beni ayrıca çok şaşırttı. Meşhur firmaların üretim sistemlerinin üniversitelerde ders olarak işletilmesi ve günmüz fabrikalarına uygulanması ve geçmişinin böyle olmasını görmek... Kendi açımdan söyleyebilirim ki benim için biraz sarsıcı oldu. 

15 Mayıs 2012 Salı

Yeni yasa:(

Bugün itibari ile iş yerinde kıyafet zorunluluğu getirildi. Ama benim hiç klasik kıyafetim yok:(( Yarın ne giyilir ki şimdi?

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Tatilden Görüntüler-Part1

Bazen hayatın yoğunluğundan kaçıp kurtulmak isteriz.  Kendimizle başbaşa olmak sadece yemyeşil doğanın ve kuş seslerinin bize eşlik ettiği bir yere gitmek bize en iyi gelen şeyler arasındadır...23 Nisan da kısacık bir fırsat yakalıdım bunu yapabilmek için... Hem eşimin doğum gününü de başbaşa kutlama fırsatı bulmuşken bu fırsat kaçmazdı:))   Ama geldikten sonra yoğunluktan fotoğraflara bile bakamadım:( İş yerinden kimi düğün izninde kiminin de annesinin ameliyatı dolayısı ile işlerle bir başıma kala kaldım.

Henüz tüm fotoğrafları toparlayamadım ama nedense bir kaç fotoğraf koymak istedim, üşengençlikten devamı da gelmeyebilir:))


Bende bu yol hiç bitmesin isteği uyandırıyor nedense... Sonsuza kadar gidebilirim:))


 
Bazı postlarımda bahsetmişimdir Bulgaristan göçmeni olduğumu  ama üniversiteyi orada okuduğumdan bahsettim mi bilmiyorum. Oradayken bir an önce yerime yurduma dönme isteği içerisindeydim ama şimdi zaman zaman orasının sakinliğini çok özlüyorum. Velingrad Bulgarıstan'nın kaplıcaları ile ünlü ufak bir kasabası ama şimdilerde başkent Sofia sosyetesinin en uğrak SPA merkezlerinden biri oldu. Kaldı ki ben sosyete diyorum ama orada ödeyeceğiniz fiyat iki kişi için burada ödeyeceğiniz kişi başı bir gecelik fiyatın yarısı...


''Maxi'' Velingrad'ın en iyi SPA otellerinden birisidir.  


Odamızın balkonundan görünen mazara... Kimine göre gencecik yaşta buraya mı gidilir diye bir düşünce var ama ben oradan döndükten sonra kuş gibi hissediyorum kendimi.


9 Mayıs 2012 Çarşamba

Kitap Mimi:))

Bu mimi çok sevdim, özellikle kitaplar hakkında olmasına bayıldım. Yine Erencim beni atlamamış sağolsun, hatta sormuş sıkıldın mı diye? Aksine ben çok mutlu oluyorum, seviniyorum takip ediliyorum diye, beni de gerçekten merak eden var diye:) Oysa bi ara bloğu kapatmayı bile düşünmüştüm bu işi hakkıyla yapamıyorum diye...



Gelelim sorularımıza;

1.Ne sıklıkla kitap okursunuz?

Her boş bulduğum vakitte kitap okumaya çalışırım. İşe gelip giderken serviste, öğle arasında ve akşam yatmadan önce hergün kitap okurum. Bazen çok bunalırım işte ama yine de iki sayfa okuyacak olsam bile o kitabı açarım. Yani anlayacağınız çantamda her daim bir kitap bulunur :))

2.En sevdiğiniz yazar/lar?

Ayşe Kulin, İpek Ongun, Dostoyevski, Tolstoy, Paul Auster, Maeve Binchy, İskender Pala, Staig Larsson, Selim İleri, Sabahattin Ali, Nermin Bezmen

3.En beğendiğin Kitap/lar?

Anna Karanina/ Tolstoy,
Suç ve Ceza/ Dostoyevski ,
Sır/ Nermin Bezmen,
Aurora'nın İncileri/ Nermin Bezmen, Safiye Sultan Serisi/ Ann Chamberlin,
Millenium Serisi/ Staig Larsson,
Şah&Sultan/ İskender Pala,
Kürk Mantolu Madonna/ Sabahhattin Ali,
Sunset Park/ Paul Auster,
Aşk/ Elif Şafak,
Araf/ Elif Şafak,
Şeker Portakalı/ Jose Mauro De Vasconcelos,
Adı:Aylin: Ayşe Kulin,
Sevdalinka/ Ayşe Kulin
ve her genç kızın okuması gerektiğine inandığım Bir Genç Kızın Gizli Defteri Serisi/ İpek Ongun

4.(Yerli/yabancı) hangi yazarların kitaplarını daha çok tercih edersin?

Hiç öyle bir ayırım yapmadım şimdiye kadar, hepsinin yeri ayrı...

5.Bugüne kadar en beğendiğin kitap serisi?

Millenium Serisi/ Staig Larsson,
Bir Genç Kızın Gizli Defteri Serisi/ İpek Ongun,
Safiye Sultan Serisi/ Ann Chamberlin

6.Daha çok hangi tarz okumaktan hoşlanırsın?

Otobiyografi, biyografi, tarih, polisiye, romantizm aslında hepsini çok severim. Aslında bu soru sevmediğiniz tarz olsa daha doğru olurmuş benim için, bilimkurgu ve gerilim türlerini okuyamıyorum ve de sevmiyorum.

7.En son hangi kitabı okudun?

İncir Kuşları/ Sinan Akyüz

8.Şu anda hangi kitabı okuyorsun?

Aşk ve Çocuk/ Maeve Binchy

9.Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsun? Yeterli mi?

Severek takip ettiğim çok kitap bloğu var, onlar sayesinde tanımadığım yazarlarla tanıştım, adını bile duymadığım kitapları okudum. Keşke daha çok olsalar... Ama bizim ülkemizde kitap okuyan çok az insan var, bunada şükür diyelim:)

10.KİTAP OKUMAK sizin için ne ifade ediyor?(cevabını en çok merak ettiğim soru)

Bilmediğim diyarlarda yolculuk yapıyor, tanımadığım insanlarla tanışıyor, tatmadığım lezzetleri deniyor, cesaret edipte yaşayamadığım hayatı yaşıyor, kısacası ''kitap okumak'' kendime başka bir dünya kurmama olanak sağlıyor...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

İncir Kuşları/ Sinan AKYÜZ

İncir Kuşları derin, sarsıcı ve çok can acıtı bir kitap. Sevdalinka ve Leyla'yı okuyanlar bilir konu olarak aynıdırlar. Ama karakterlerimizin hepsinin farklı bir hikayesi vardır. Sinan AKYÜZ'ü Piruze ile tanıdım. Piruze'nin anlatımı çok hoşuma gittiği için İncir Kuşları'nı da hiç düşünmeden aldım. Ama objektif olmak gerekirse sarsıcı bir konusu olmasına rağmen anlatımını çok yalın buldum. Anlatımın bu kadar yalın olmasına rağmen de yazar Leyla'ya ve Sevdalinka'ya oranla daha bilgilendirici açıklamalarda bulunmuş. Sırf ansiklopedi niteliğindeki bu bilgiler için bile arşivde bulunması gereken kitaplardan biri İncir Kuşları... Bu konu hakkında okumak isteyenlere önce Sevdalinka'yı sonra da İncir Kuşlarını tavsiye ederim.  Ayşe KULİN'in masalsı anlatımı, Sinan AKYÜZ'ün bilgilendirmeleri ile ikisini de okumanız gerek diyorum. Ben şimdiye kadar bu kadar çok Boşnak kadının tecavüze uğradığını bilmiyordum mesela ya da Sırpların önce kapı komşunuzken sonradan azılı bir düşmana dönüşebileceğini de bilmiyordum. Hoş bilsem ne faydası olurdu onu da bilmiyorum ya. Bildiğim bir şey varsa biz Balkan Türkleri olarak sanırım öksüz bir milletiz. Osmanlıdan sonra yalnızlığımıza terkedilip böyle soykırımlara mağruz kaldık, kimimiz yerini yurdunu terk etti, kimimiz de böyle acılarla yüzleşmek zorunda kaldı. Biz yerini yurdunu terk edenlerden olmuşuz, onların ise yurtlarını terk etmeye fırsatları bile olmamış. Kader mi denir yazgı mı bilinmez ama bundan sonra Allah hiç kimseye böyle acılar yaşatmasın. Çok zor, çok acı...
   Yine de biz şanslı bir kuşaktanız, öyle ki tüm bunları okusak da yine dünyaya toz pembe bakabiliyoruz. Ama onlar hayatları boyunca hayata hep karanlık tarafından bakmak zorundalar...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Çok Yönlü Blogger Ödülü:)

Sevgili Eren beni bu ödüle laik görmüş ve buradan ona teşekkürü bir borç bilirim. İnsan nası mutlu oluyormuş anlatamam :))



Ödülün ayrıntılarına gelecek olursak da;

1. Bu ödülü 11 arkadaşınıza gönderin.

Smilena
Aktüelmoda
Baykuş Gözüyle
All my pride is all ı have
Hayat İzlerim
Zoitsa

Ve isteyen herkes:)

2. Ödül aldıklarını bloglarına gidip haber vermeniz gerekiyor.

3. Kendimizle ilgili 7 gerçek paylaşıyoruz.

* İnatçıyım
* Kahve ve dondurmaya bayılırım.
* Özgürlüğüme fazlasıyla düşkünüm, hala nasıl evlendim şaşırıyorum:))
* Zorla yapılan işlerden nefret ederim, herşeyi kendi hür irademle yapmak isterim...
* Bir gün kendi işimi kurma hayallerim var:)
* Hayvanları çok severim ve onlardan hoşlanmayan insanların insanları da sevmediğine inanırım.
* Batıl inançlarım vardır:)

4. Size ödül veren kişiye teşekkür edin.
Erencim çok ama çok teşekkür ederim:)))







30 Nisan 2012 Pazartesi

Duyguların Rengi/ Kathryn STOCKETT

Ah ne güzel kitaptı bir bilseniz, tadına doyamadım okurken... 23 Nisan tatilinde bir solukta okudum. Hem çok eğlendim, hem de yer yer çok duygulandım.  Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bence çok başarılı. Bu belki de cesur bir konu seçtiği için de olabilir.  60'lı yılların Amerikasın'da ırçılık, siyah ve bayaz ayrımı... Gerçi 60'lı yıllarda olmamıza gerek yok bu konu günümüzde de hala devam etmekte olduğuna inanıyorum. Gözlerimle gördüğüm için çok rahat söyleyebilirim.  2008 yazında  ben Amerika Alabama'da bir otelin çocuk klübünde çalışmaktayım, kendim esmerceyim ama o yaz okyanusun dibinde olduğumdan daha da esmerleşmişim. Bir gün çocuklarla havuzun etrafında toplanmış boyama yapıyoruz, kenarda da karaca bir meksikalı (zenci bile değil) çimleri biçiyor. Yanımda duran kızın annesi geldi ve bu senin kocan mı diye sordu:) Rahatsız olmuş hanımefendi ve kocam olmadığını öğrenince birilerine daha sonra çimleri biçmesi için şikayet etmeye gitti.  Koskoca yazda otele sadece ve sadece iki tane zenci aile geldi. Tabii o zaman ben bilmiyorum Amerika'nın en ırkçı bölgesine gittiğimi:))  Ama genel olarak Amerikalı'lar koyu tenli insanlara ikinci sınıf muamelesi yapıyorlar orası ayrı. Kitap bana iyisiyle kötüsüyle hem o yazı hatırlattı hem de 60'lı yıllara götürdü. 

Kitap biter bitmez de haftasonum çok yoğun geçmesine rağmen oturdum geceyarısı da olsa filmini izledim. Belki uykusuz olduğumdan belki de kitaptan aldığım hazzı filmde bulamadığımdan filmini beğenmedim. Imdb'de 8 puan almış olmasına da şaşırdım, sanırım yanlış bir zamanlama seçtim filmi izlemek için:)))




Neyse  uzun lafın kısası kitap süper, film bence fiyasko:))

Şarkı söylemek bir renk olsaydı o renk çikolatanın rengi olurdu. Syf/ 91

Neredeyse bir aylık mmaş kadar eden bu ayakkabıları annem almıştı. O zaman bunun ne kadar utanç verici olduğunu anladım ve utancın rengini fark ettim. Utancın rengi her zaman düşündüğüm gibi siyah değildi. Annenizin ödemek için bütün gece ütü yaptığı, yeni alınmış beyaz bir üniforma rengindeydi. Üzaerinde çamur ve benekler olmayan bir beyaz. Syf/ 198

Biz sadece iki insanız. Bizi ayıran çok fazla şey yok. Benim sandığım kadar farklı değiliz. Syf/ 537

''21.03.2012 tarihinde kitaplarım kargoyla geldiğinde bu kitabın üstüne şöyle yazmışım: Bu kitapların kargoyla gelmesini nasıl dört gözle bekledim anlatamam. Bugünkü duygumun adı heyecan ve heyecanın rengi de kesinlikle tozpembe olmalı... Tıpkı baharda tomurcuklanan çiçek gibi ve  çiçeklenmeyi bekleyen tomurcuk gibi... ''

27 Nisan 2012 Cuma

TTNET Genç Yeteneklerin Yanında!


TTNET’in “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek Projesi”yle, gençlerimiz yeni kariyer firsatlarını keşfediyor.

Bilişim sektörüyle tanışan gençler, aldıkları eğitimlerle iş hayatına hazırlanıyor. TTNET, Türk ekonomisine destek oluyor. Siz de bu ücretsiz eğitimler hakkında bilgi almak için hemen tıklayın.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Ödüllü Geç Kalınmış Mim:)

Ben biraz geç kaldım cevaplamak için ama Erencim umarım kusuruma bakmaz. Malum 23 Nisan'da biraz daha rahat tatil yapabileyim diye tatil öncesi iş bırakmamaya çalıştım. Önce iş yoğunluğu, sonra tatil derken anca fırsat bulabildim.



1) Mesleğin seni mutlu ediyor mu?
İnsanın mutlu olduğu bir işi yapması önemli, mutlu olduğum ve severek yaptığım bir işte çalışmıyorum ne yazıkki ama yine de mutlu olmak için sebeplerim var:) Bir sürü üniversite mezunu işsizken biş işim var, maaşımı zamanında alıyorum, sigortam tamdan ödeniyor gerektiğinde rahatlıkla izin alabiliyorum, cumartesi pazar çalışmıyorum eh bundan iyisi şam'da kayısı:)

2) Dilediğin meslek miydi?

Dilediğim bir meslek değildi. Anaokulu öğretmeni olmak isterdim ama gittim mühendis oldum. Keşke zamanı geriye döndürebilsek ama olanla ölüme çağre yok ne yazıkki:(  

3) Yalnız mı ilişkide yaşamayı mı tercih ediyorsun?
Yalnızlığı severim ama etrafımda insanlar da olsun isterim:) Ama beni bunaltan insanlar olunca yine kendi kabuğuma çekilmek isterim. Karışık bir durum işte:))


4) Tatsız durumlardan kaçınmak için yalan söyler misin, dürüst ol?
Çok olmasada arada pembe yalanlara başvurduğum oldu ama allah bana öyle bir yüz vermiş ki harita gibi herşey okunur yüzümden.


5) Yabancı bir dil konuşuyor musun?
İngilizce ve kendi derdimi anlatacak kadar Bulgarca.

6) Rüyandaki evde oturuyor musun? Taşınmak veye yurt dışına gitmek istiyor musun?
Rüyamdaki evde oturduğumu söyleyemem ama evimi severim. Daha büyük ve bahçeli bir evim olsun isterdim:)


7) Mobilya değiştirmeyi sever misin?
İmkanım el verdiğince değişiklik yapmayı severim.


8) Çevreye, hayvan korumaya hiç katkın var mı?
Evet, gördüğüm her hayvanı beslemeye çalışırım, çöplerimde geri dönüşüm uygularım. Öyleki apartmanın önü kediden fabrikanın önü sokak köpeklerinden geçilmez oldu:) Yakında birilerinden dayak yemezsem iyidir:))


9) Televizyon ve filmleri sever misin?
Televizyon sevmiyorum ve izlemiyorum, iletişimi öldürdüğüne inanırım. Ama film izlemeye bayılırım:)


10) Bırakmak istemediğin kötü huyların var mı?
Bazen çok suratsız olabiliyorum.


11) Loto veya benzeri şans oyunu oynar mısın?
Hayır, pek sanslı olduğuma inanmıyorum ama her yılbaşında piyango bileti alırım:))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...