30 Nisan 2012 Pazartesi

Duyguların Rengi/ Kathryn STOCKETT

Ah ne güzel kitaptı bir bilseniz, tadına doyamadım okurken... 23 Nisan tatilinde bir solukta okudum. Hem çok eğlendim, hem de yer yer çok duygulandım.  Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bence çok başarılı. Bu belki de cesur bir konu seçtiği için de olabilir.  60'lı yılların Amerikasın'da ırçılık, siyah ve bayaz ayrımı... Gerçi 60'lı yıllarda olmamıza gerek yok bu konu günümüzde de hala devam etmekte olduğuna inanıyorum. Gözlerimle gördüğüm için çok rahat söyleyebilirim.  2008 yazında  ben Amerika Alabama'da bir otelin çocuk klübünde çalışmaktayım, kendim esmerceyim ama o yaz okyanusun dibinde olduğumdan daha da esmerleşmişim. Bir gün çocuklarla havuzun etrafında toplanmış boyama yapıyoruz, kenarda da karaca bir meksikalı (zenci bile değil) çimleri biçiyor. Yanımda duran kızın annesi geldi ve bu senin kocan mı diye sordu:) Rahatsız olmuş hanımefendi ve kocam olmadığını öğrenince birilerine daha sonra çimleri biçmesi için şikayet etmeye gitti.  Koskoca yazda otele sadece ve sadece iki tane zenci aile geldi. Tabii o zaman ben bilmiyorum Amerika'nın en ırkçı bölgesine gittiğimi:))  Ama genel olarak Amerikalı'lar koyu tenli insanlara ikinci sınıf muamelesi yapıyorlar orası ayrı. Kitap bana iyisiyle kötüsüyle hem o yazı hatırlattı hem de 60'lı yıllara götürdü. 

Kitap biter bitmez de haftasonum çok yoğun geçmesine rağmen oturdum geceyarısı da olsa filmini izledim. Belki uykusuz olduğumdan belki de kitaptan aldığım hazzı filmde bulamadığımdan filmini beğenmedim. Imdb'de 8 puan almış olmasına da şaşırdım, sanırım yanlış bir zamanlama seçtim filmi izlemek için:)))




Neyse  uzun lafın kısası kitap süper, film bence fiyasko:))

Şarkı söylemek bir renk olsaydı o renk çikolatanın rengi olurdu. Syf/ 91

Neredeyse bir aylık mmaş kadar eden bu ayakkabıları annem almıştı. O zaman bunun ne kadar utanç verici olduğunu anladım ve utancın rengini fark ettim. Utancın rengi her zaman düşündüğüm gibi siyah değildi. Annenizin ödemek için bütün gece ütü yaptığı, yeni alınmış beyaz bir üniforma rengindeydi. Üzaerinde çamur ve benekler olmayan bir beyaz. Syf/ 198

Biz sadece iki insanız. Bizi ayıran çok fazla şey yok. Benim sandığım kadar farklı değiliz. Syf/ 537

''21.03.2012 tarihinde kitaplarım kargoyla geldiğinde bu kitabın üstüne şöyle yazmışım: Bu kitapların kargoyla gelmesini nasıl dört gözle bekledim anlatamam. Bugünkü duygumun adı heyecan ve heyecanın rengi de kesinlikle tozpembe olmalı... Tıpkı baharda tomurcuklanan çiçek gibi ve  çiçeklenmeyi bekleyen tomurcuk gibi... ''

27 Nisan 2012 Cuma

TTNET Genç Yeteneklerin Yanında!


TTNET’in “Yeteneğe Destek, Yaratıcı Ekonomiye Destek Projesi”yle, gençlerimiz yeni kariyer firsatlarını keşfediyor.

Bilişim sektörüyle tanışan gençler, aldıkları eğitimlerle iş hayatına hazırlanıyor. TTNET, Türk ekonomisine destek oluyor. Siz de bu ücretsiz eğitimler hakkında bilgi almak için hemen tıklayın.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Ödüllü Geç Kalınmış Mim:)

Ben biraz geç kaldım cevaplamak için ama Erencim umarım kusuruma bakmaz. Malum 23 Nisan'da biraz daha rahat tatil yapabileyim diye tatil öncesi iş bırakmamaya çalıştım. Önce iş yoğunluğu, sonra tatil derken anca fırsat bulabildim.



1) Mesleğin seni mutlu ediyor mu?
İnsanın mutlu olduğu bir işi yapması önemli, mutlu olduğum ve severek yaptığım bir işte çalışmıyorum ne yazıkki ama yine de mutlu olmak için sebeplerim var:) Bir sürü üniversite mezunu işsizken biş işim var, maaşımı zamanında alıyorum, sigortam tamdan ödeniyor gerektiğinde rahatlıkla izin alabiliyorum, cumartesi pazar çalışmıyorum eh bundan iyisi şam'da kayısı:)

2) Dilediğin meslek miydi?

Dilediğim bir meslek değildi. Anaokulu öğretmeni olmak isterdim ama gittim mühendis oldum. Keşke zamanı geriye döndürebilsek ama olanla ölüme çağre yok ne yazıkki:(  

3) Yalnız mı ilişkide yaşamayı mı tercih ediyorsun?
Yalnızlığı severim ama etrafımda insanlar da olsun isterim:) Ama beni bunaltan insanlar olunca yine kendi kabuğuma çekilmek isterim. Karışık bir durum işte:))


4) Tatsız durumlardan kaçınmak için yalan söyler misin, dürüst ol?
Çok olmasada arada pembe yalanlara başvurduğum oldu ama allah bana öyle bir yüz vermiş ki harita gibi herşey okunur yüzümden.


5) Yabancı bir dil konuşuyor musun?
İngilizce ve kendi derdimi anlatacak kadar Bulgarca.

6) Rüyandaki evde oturuyor musun? Taşınmak veye yurt dışına gitmek istiyor musun?
Rüyamdaki evde oturduğumu söyleyemem ama evimi severim. Daha büyük ve bahçeli bir evim olsun isterdim:)


7) Mobilya değiştirmeyi sever misin?
İmkanım el verdiğince değişiklik yapmayı severim.


8) Çevreye, hayvan korumaya hiç katkın var mı?
Evet, gördüğüm her hayvanı beslemeye çalışırım, çöplerimde geri dönüşüm uygularım. Öyleki apartmanın önü kediden fabrikanın önü sokak köpeklerinden geçilmez oldu:) Yakında birilerinden dayak yemezsem iyidir:))


9) Televizyon ve filmleri sever misin?
Televizyon sevmiyorum ve izlemiyorum, iletişimi öldürdüğüne inanırım. Ama film izlemeye bayılırım:)


10) Bırakmak istemediğin kötü huyların var mı?
Bazen çok suratsız olabiliyorum.


11) Loto veya benzeri şans oyunu oynar mısın?
Hayır, pek sanslı olduğuma inanmıyorum ama her yılbaşında piyango bileti alırım:))

20 Nisan 2012 Cuma

Bu Filmin Kötü Adamı Benim/ Murat GÜLSOY

Ben bu kitabı çok karmaşık buldum; bir sürü beğenen okurun aksine ben okurken çok sıkıldım. Sanki yazar kitap yazmak için konu bulamamışta roman içinde roman yapayım demiş. Bir yandan gerçek Önder'i dinlerken, diğer yandan kendi romanının içinde başka bir Önder'i dinledim. Dinlerken de acaba konu nereye varacak dedim ama hiçbir yere bağlayamadım. Sonuç yok yani. Ha kimi zaman kendimden bişeyler bulmadım mı buldum ama gereksiz ayrıntılarla beni çok boğdu. Ya da belki bu kitabı okumak için doğru zaman değildi benim için... Bilemiyorum belki de Yeşil Peri Gecesi'nden önce okusaydım böyle düşünmeyebilirdim:)

'' Acı insanın bir anda kendisinin ne mal olduğunu fark etmesidir. Her zaman zihninin derinliklerinde duran gerçekle yüz yüze gelmesidir. Düşmanlarının söylediklerinin aslında ne kadar doğru olduğunu anlamasıdır. Düzeltilmesi olanaksız hatalar yaptıktan sonra duyduğu pişmanlıktır. Kötülüğün insanı yalnızlaştırdığını idrak etmesidir. Zayıflıklarının onu ele geçirip çiğ çiğ yemesidir.'' Syf/ 168 

Ne kadar doğru bir söz değil mi?

13 Nisan 2012 Cuma

Mim:)

Öncelikle bloğunu severek takip ettiğim sevgili Eren'e çok teşekkür ederim, yine beni unutmayıp böyle keyifli bir Mim'e davet ettiği için.
Gelelim sorulara;

1.Yemek olsam ne yemeği olurdum?

Zeytinyağlı yaprak sarması olurdum, o kadar çok seviyorum ki şimdi bile ağzım sulandı:)
Kendim saramıyorum ne yazıkki pek zamanım olmuyor mutfakla ilgilenmeye ama kayınvalidem süper yapıyor daha onun gibi yapan görmedim.


2. Müzik aleti olsam ne olurdum?
Valla müzikle pek aram yok ama Çello'nun görüntüsü çok hoşuma gidiyor. Asil ve bir o kadar da muzur bir kadını andıran bir duruşu var. Her kılığa girebildiğini düşündüğüm için Çello olmak isterdim:)



3. Araba olsam hangisi olurdum?

Küçük arabaları çok severim, hepte böyle bir arabam olsun istedim. Kırmızı bir Vosvos ve üstü açılan, ufacık tefecik ama içi dolu turşucuk ve yıllar geçse bile hala adından söz ettiren bu arabadan olmak isterdim:)


4.Aylardan hangisi olurdum?

Temmuz olurdum, yazın en kıymetli ayı ve kendimi en çok mutlu hissetiğim zaman. Ayrıca doya doya denize girmek ve yaz meyvelerini patlayıncaya kadar yemek gibisi var mı...


 5.Ayakkabı olsam hangisi olurdum?

Güzel bir soru tam bir ayakkabı manyağı olduğum için bu soruda çok kararsız kaldım işte:) Ama böyle bir soru sorulmaz ki bi bayana:)
Ama illa olacaksam da bana böyle bir ayakkabı olmak isterdim...


6.Kıyafet olsam hangisi olurdum?
The Little Black Dress tabii ki:) Kurtarıcıdır, seksidir, masumdur, asildir başka söze gerek var mı?


7.Renk olsam hangisi olurdum?

Renkleri severim, o yüzden tüm renkleri bulabileceğim gökkuşağı renkleri olmak isterdim..


8.Hayvan olsam hangisi olurdum?

Kedi tabii ki:) Tembel, uykucu ve miskin bir kedi:)



9. Şu anda okuduğum kitabın 137. sayfasında ne var?
Şu anda Murat Gülsoy'un '' Bu Filmin Kötü Adamı Benim'i okuyorum ama henüz 137. sayfasına gelmedim:)

3.Resim:http://articles.portlandupside.com/2009_10_01_archive.html
4.Resim:http://www.alanyanet.com/galeri/yaz-tatili.html
5.Resim:http://www.modelleri.name/2011-2012-elisse-platformlu-nisan-ayakkabi-modelleri/
6.Resim:http://mmmmatilde.blogspot.com/2011/01/16012011.html
7.Resim:http://www.cicicee.com/cocuk-sayfa.aspx?menuId=35&sayfaId=24
8.Resim:http://nadhrahssite.webs.com/


9 Nisan 2012 Pazartesi

Yeşil Peri Gecesi/ Ayfer TUNÇ

Fikriyanım'ın dikiş makasıyla saçlarımı kökünden kesiyor. Gıkım çıkmıyor. Nihal Yenge yerde biriken saç yığınını banyo kazanına atıyor. Saçlarımın tutuşmasıyla yanık et kokusu sarıyor evi. Korkunç bir koku bu. Ölüm kokusu. O gün Fikriyanım'ın evinden kaçıyorum. Ağlayarak evimize gidiyorum. Eve vardığımda Süleyman Amca'yı annemin bacaklarının arasında buluyorum. Üç gün durmaksızın ağlıyorum. Vatuş beni nasıl susturacağını bilmiyor. Fikriyanım'ın evinden yanık saç kokusu çıkmıyor...


Bu kitabı nasıl anlatacağım bilmiyorum, öyle derin ve öyle acı ki. Kapak Kızı'nda başkaları konuştu Şebnem sustu, Yeşil Peri Gecesi'nde Şebnem konuşuyor başkaları susuyor. En iyisi susup dinlemek...

''Sevilmek istemiştim. Ömrüm sevilmek isteyerek geçmişti. Sevilmek için güzelliğimden başka verebileceğim hiçbir şeyim yoktu. Ama güzelliğimi herkes istemiyordu. İsteyenler de çabuk bıkıyorlardı. Osman yıllardır beni çok sevdiğini söylüyordu. Buna bazen inanıyordum, bazen inanmıyordum. Beni bazen gerçekten seviyor, bazen sevmiyordu. Ben de onu bazen seviyor, bazen sevmiyordum.
Sevginin kesintisiz bir şey olduğuna inanmıyordum.
Sevgi doğuyordu. Sonra birgün ölüyordu.
Ölünce hiç doğmamış gibi oluyordu.'' Syf/ 18

'' Hayatta ben en çok babamı sevdim. Ben Ali'de  babamı aradım. Babamda eski babamı aradım. Bu zimcir böyle giderken Osman bende annesini aradı. Ben kendimi annesiz  hissettiğim için anne olmaya korktum. Benden iyi bir anne çıkmamasından, kendi parçamdan yaratacağım varlığın, sefillikte beni geçmesinden korktum. Doğurmadım. Ama Osman'ın annesi oldum. Osman'ın annesi olduğum anlar bir sonraki güne uyanmama yaradı.'' Syf 286

'' İki şey hissettim. İki şeyi çok derinden hissettim.

Bir, ben orospu değilmişim meğer, bunca yıl kendime haksızlık etmişim.
Ben hayatım boyunca beni çağırana gittimse, çağıranlarda bir aşk vaadi beni çektiği için gittim, istediğim için. Oysa orospuluk çok zormuş.

İki, insanın kaybedecek ya çok fazla şeyi olmalı ya da hiçbir şeyi olmamalıymış. benim ki gibi kaybedecek az şeye sahip olmak en kötüsüymüş.'' Syf/ 304




3 Nisan 2012 Salı

Masamın Üstündekiler:)

Aslında pazar günümü  yazmak istemiştim  ama ne yazıkki çektiğim fotoğraflar elime geçmeden buraya yazmak kısmet olmayacak:( (Kardeşim sağolsun)
Blogları okurken sevgili Okuyan Kedi'nin masamın üstündekiler yazısı çok hoşuma gitti. Ne yazıkki evimde bir çalışma masam yok evlenip barklanınca böyle oluyormuş demekki:) Şimdilik evim ufak ama birgün benimde bir çalışma odam olacak:)

Sırayla başlayalım o zaman:)

Kocaman dosya olmadan olmaz değil mi:)
Kıştan kalma çantam (içini hiç sormayın..)
Atkım
Baş ağrıtan, saçlarımı yolan iş kulaklığım
Dahili telefonum
Kağıtlar
Peçete
Notluk (üzerinde bir sürü ıvır zıvır ile)
Bilgisayarım ve arkasında bir dünya eşantiyon takvim (Gün saymakla ilgili bir problemim var nedense)
Bilgisayarın önünde başka klasör ( bilgisayarı neden fotoğraflamadım bilmiyorum)


Kalemlik (içi kalemden çok tornavida dolu)
Zımba, delgeç, post-it, silgi vb. ıvırzıvırlar
İki adet el kremi
Ruj
Ayna (Arada kendimizi bayan gibi hissetmek lazım ama di mi:))
Kitabım
Hesap makinesi
İçi boş sürahi
Kağıt bardak
Plastik numune ve içinde gözlüğüm ve dakstil ( niye ikisi bir arada bilmiyorum:))
Kronometre
Giriş kartım
Telefonum (Hala bir iphone'um yok:( )
Ataç


Bende durumlar böyle işte peki sizin masanızın üstünde neler var?

30 Mart 2012 Cuma

1'st Year Anniversary


Aslında birkaç gün önce kutlamam gerekirdi ama unuttum...
Herhalde ne zaman açtığını unutan bir ben varım:)
İşte şu günlerde blog açalı bir yılı doldurdum diyelim o zaman.
 İyiki adım atmışım, iyi ki burdayım...
Yazmak eskiden güzeldi ama şimdi daha da güzel oldu.

P.S: Biri de sevabına şu güzelim cupcaketen gönderse ne güzel olurdu ama:)))



27 Mart 2012 Salı

Kapak Kızı/ Ayfer TUNÇ


Evet nihayet kargom geldi ve kitaplardan birini eksilttim bile... Kapak Kızı yazarının okuduğum ilk kitabı oldu benim için. Ne kadar geç kalmışım Ayfer Tunç ile tanışmak için. Okurken ne kadar hayıflandım bilemezsiniz. Neyse geç olsun güç olmasın değil mi:) Kitabın akıcılığına, uslubuna diyecek sözüm yok, hele ki son zamanlarda okuduğum iç bunaltıcı, sıkıcı kitaplardan sonra ruhuma ilaç gibi geldi diyebilirim. Karakterler ise hergün karşılaştığımız belki de tanıdığımız tipler ama yazar okuyucuya farklı bakış açısıyla, farklı bir gözle baktırmayı amaçlamış. Kısaca romanın konusuna gelecek olursak üç farklı karakterin geçmişe dönmeleri, kendi iç hesaplaşmaları ve en sonunda yollarının birbirleri ile kesişmeleri diyebilirim. Kitabın sonu biraz beni hayal kırıklığına uğratsa da bir solukta okunacak nadir kitaplardan oldu Kapak Kızı.
En baştaki heyecanı sonunda da bulabilseydim çok daha muhteşem olabilirdi...

Altı çizili cümleler;

Hiçbir şey saf haliyle, rafine haliyle kalmıyordu. Berrak sulara mürekkep damlar gibi bulanıyor, dumanlanıyordu. Syf/ 40

Hayat insanı değiştiriyordu, kimse olduğu gibi kalmıyor, değişiyor, eski arkadaş yeni yola uymuyordu. Syf/ 50

Bu hayatı sürdüremeyecek kadar farklı, hayatını yeni baştan kuramayacak kadar zayıf olduğunu anladığından beri mutsuzdu. Syf/ 136

Gün geliyor, insan yaşamak oyununun hiç de kolay olmadığını anlıyor, bir zamanlar mükemmel sandığı işleyişte inanılmaz yanlışlar buluyordu. Syf/ 174

Hayatını değiştirmeyi düşünmeyen, giderek daha az şeye razı olan, hiçbir şeye itiraz etmeyen biri... İşten eve, evden işe yani. Bir gün  kendime niye yaşadım ki bunca yılı diye sormaktan korkuyorum. Syf/ 196

Bu soruyu kendime sormaktan sanırım bende korkuyorum:(

23 Mart 2012 Cuma

Bahar mı geldi ne?

Bazen köyde çalışmak böyle fotoğraflar yakalamanıza sebep olabliyor:) En çok bahar ve yaz aylarında seviyorum işimi, en azından sıkıldığınızda dışarı çıkıp hala nefes alabildiğinizin farkına varabiliyorsunuz. İki gündür öğlenleri kendimi dışarı atıyorum kah fotoğraf çekip kah çardakta henüz kimsecikler yokken kitap okuyabiliyorum. İnanın içeri girdiğimde sarhoş gibi oluyorum. Bahar sarhoşu olmak demekki böyle birşeymiş:) Özlemişim baharı besbelli..

Şimdi kendimi düşünüyorum nasıl seviyorum hayvanları, yeşili, çiçekleri.. Annem anlatır küçükken de böyleymişim ben, kreşe gidene kadar ellemediğim hayvan, girmediğim kümes kalmazmış. Havalar düzeldiya artık etraftan çocuk sesleri de gelmeye başladı buralarda. Ama bunlara çocuk demeye bin şahit ister. Bizim fabrikanın köpeği Çomat baba oldu, 10 tane de yavrusu var görseniz ne tatlılar etrafta pıtır pıtır geziniyorlar. Ben ellemeye kıyamıyorum ama küçücük çocuklar o küçücük yavruyu nasıl tekmeliyor. Bikaç gündür çocuklar beni çok şaşırtıyor. Biz de çocuk olduk hatta öyleki bir türlü büyüyemeyen türden. Ama bu bacak kadar çocuklardaki vahşiliği anlayamıyorum. Üzülüyorum aslında nasıl bir anne babaları var diye. Bilmiyorum izleyeniniz var mı bir ara face'te çok meşur bir reklam videosu vardı, siz ne yaparsanız çocuğunuz da aynısını yapar diye mesaj içerikli bir videoydu. Adam tükürüyo, çocuk da tükürüyo, adam sigara içiyo çocuk da sigara içiyo gibi, eski arşivlerden bulabilirsem eklerim. Bu da aynen öyle çocuk ailede ne görürse onu yapıyor işte. Nasıl evlatlar yetiştiriyoruz aklım almıyor, madem yetiştiremeyeceksin ne diye dünyaya köpek yavrusu gibi bir sürü çocuk getiriyorsun anlamıyorum. Anlamayacağım da...






 Bu fotoğrafı nasıl yakaladım bilmiyorum oysa benim amacım aradaki küçük yavruyu çekmekti:) Bu fotoğrafa bakınca kocamla beni görebilirsiniz:)

Siz söyleyin şu güzelliklere kıyılır mı ya... En kısa zamanda Çomatı ve Çomat'ın yavrularını da fotoğraflayacağım Çomat biraz ürkütücü bir görüntüye sahip olsa da kimseye zarar vermez. Yavruları ise bildiğiniz gibi her yavru gibi çok sevimliler:)

16 Mart 2012 Cuma

Aldım:)


Şu an alışveriş yapmanın dayanılmaz mutluluğu içindeyim ama bir kaç hafta sonra gelecek kredi kartı ekstresini görünce aynı mutluluğu yaşar mıyım bilmiyorum:)
Bu aralar blog arkadaşlarımda gördüğüm ve kendim okuyamadığım  için onları acayip kıskanan bünyeme daha fazla direnemedim. Şimdi sıra gelecek olan kargoyu sabırla beklemek kaldı...

Psikolojik Mim

Güzel bir mim aldım severek takip ettiğim okumagünlüğümün sahibesi Erencim'den. Bunun bir analizi var mı bilmiyorum ama ben ister istemez çıkacak sonucu çok merak ediyorum. Gelelim benim cevaplarıma...

1. Kendinizi seviyor musunuz?
İnsan kendisini sevmeden yaşamı hissedebilir mi?

2.Yapmaktan hoşlandığın şeyler?
Yapmayı sevdiklerim yerine keşke yapmayı sevmediklerim olsaymış:)  Uyumayı ve küvette köpüklerin içinde yıkanmayı (Ama ne yazıkki bir küvetim yok:)). Kitap okumayı, film izlemeyi, bütün mevsimlerin güzelliklerini; mesela kışın kar topu oynamayı, sonbaharda yağmurda yürümeyi, ilkbaharda açan çiçekerin kokusunu içime çekmeyi, yazın yüzmeyi ve keskin iyot kusunu içime çekmeyi... Kediler ve köpeklerle haşır neşir olmayı, güzel dostların olduğu ortamları, kahve içmeyi, dondurma ve tatlı yemeyi çok ama çok severim.

3.Hedeflerin neler?
Güzel bir soru; birkaç ay öncesine kadar bir sürü hedef sayabilirdim ama artık tek hedefim mutlu yaşamak.
Mutsuz olduktan sonra geri kalan hiçbir şeyin anlamı yok...

4.Nefret ettiğin şeyler?
Aşırı ego sahibi ve saygısız insanlar, yalan, iyi niyetin suitimal edilmesi, kandırılmak ve işkembe çorbası. Kokusuna ve görüntüsüne hiçbir şekilde katlanamıyorum:(

5.İlham aldığın kişiler?
Herhangi bir kişi söyleyemem çünkü herkesin yapabilecekleri farklı. Ama The Devil Wears Prada ( Şeytan Marka Giyer) filmindeki Andy'nin zaman zaman beni etkilediğini söyleyebilirim.

6.Favori şarkıların, filmlerin, kitapların nelerdir?

Müzik deyince müzik dinlemeyi severim ama iyi bir koleksiyoncu değilim o yüzden hiçbir şarkı ve şarkıcı ismi hatırlayamam:) Ama Ajda Pekkan'ı çok severim ve '' Hoş gör sen, affet gitsin aldırma..'' en sevdiğim şarkısıdır. Onun dışında ruh halim nasılsa (arabesk ve hard metal hariç) her türlü müzik dinlemeyi severim.

Filmlere gelince o kadar çoklar ki hangisini söylesem bilemedim:) Öncelikle The Shawshank Redeption, The Notebook, The Godfather, Casablanka, Forrest Gump, Dirty Dancing, The Pianist, UP, Ice Age Series, Pretty Woman, Mary and Max, City of Angels, The Devil Wears Prada, Ghost, You've Got Mail, P.S: I Love You ilk aklıma gelenler... Aslında üniversitedeyken çok güzel bir koleksiyonum vardı ama arkadaş hatırı dedik verdik bütün CD'ler çizik geldi:(

Kitaplar ah kitaplar... Hepsinin yeri ayrı bu yüzden seçmek çok zor... Sır/Nermin Bezmen, Aurora'nın İncileri/Nermin Bezmen, Safiye Sultan 1,2,3, Serenad/Zülfü Livaneli, Kürk Mantolu Madonna/Sebahattin Ali, Millenium Serisi/Staig Lasson, Sunset Park/Paul Auster, Şah&Sultan/İskender Pala, Aşk/Elif Şafak, Araf/Elif Şafak, Şeker Portakalı/Jose Mauro De Vasconcelos  yine ilk aklıma gelenler ama hatırlayamadıklarım da çok... Bloğun kitap üzerine olma sebeplerinden biri de bu diyebilirim bunun üzerine:)

7. Birisinin yazdığı ölüm notunu bulmuş olsaydın ne yapardın? Ölmeden önce
yazdığı. Bir deftere de yazmış olabilir kendi adını ve notunu.

Sanırım çok zor bir durum olurdu öncelikle yardım edebilmek için kim olduğunu araştırırdım ve eğer yardım için çok geç kalmışsam etkisinden uzun süre kurtulamazdım.

8.Kendini bir cümleyle anlatabilir misin?
Bu biraz zormuş:) Kendim için herşeyi derinlemesine yaşar diyebilirim. Acıyı da mutluluğu da en derine inerek yaşarım çünkü.

8 Mart 2012 Perşembe

Sonuç...


Kadın olmak zormuş bu hayatta insan çocukken toz pembe baktığı dünyanın kapkara olduğunu görünce fark ediyormuş bunu... O yüzden bizlere ayrılmış bugünün daha ayrı bir önemi var. Hepimizin kadınlar günü kutlu olsun:)



Dünkü duruma gelince en büyük sıkıntı karar verememekmiş anladım. Konuştum ve  üstümden büyük bir yük kalktı. Fırsat bu biri kapanır biri gelir diye düşünüyorum. Herşeyin hayırlısı derler ya benim için de hayırlısı buymuş diyorum. Sanki çocuk kandırıyolar, sordum ne sıfatla gideceğim diye işte biraz deneyeceğiz sonra sende beğenirsen diğer müdür de beğenirse o ünvan olur dendi bu sabah:) Oysa önce başka denmişti. İşte iyi bir tecrübe olur, yöneticilik deneyimin artar falan filan. Kaldı ki 500 TL fazla diye iyi bir fırsat diye kimsenin olmadığı bir yere neden gideyim? Siz burda sıkıldığınızda, bi durum hakkında yardım almak istediğinizde arkadaşlarınızla konuşabiliyorsunuz ben kiminle görüşeceğim dedim? Sıkılırım mı diyorsun yani dedi, evet dedim sanki başka birşey diyecektim:) İnsanın mutlu olması gerek, sırf tecrübe olacak deneyim kazanacağım diye kabul edemedim. Önümde uzun yıllar var, yıllar geçtikçe tecrübe kazanırım illaki. Ve eğer dedim benden memnun değilseniz de, işinize yaramıyorsam çıkartın beni dedim. Ben burda 8 ay sonra denenmeden o pozisyona gelen arkadaşlar gördüm dedim. Sonra bu durum sana özel bişey değil, işte biz burada genç arkadaşların bunu denemesini istiyoruz filan dedi. Yalnız o bölüm için değil diğer bölümler de olacak dedi. O zaman burada deneyelim dedim bişey diyemedi:)

Öyle işte arkadaşlar umarım doğru bir karardır verebilmişimdir, hakkımda hayırlısı diyelim:)

7 Mart 2012 Çarşamba

Yine Dönemeçteyim...

Burada az çok hepimiz birşeyler paylaşıyoruz, kimimiz dertlerini kimimiz mutluluklarını aktarıyor. Belki de herşeyden öte en yakınımızın bile bilmediği sırlarımızı aktarıyoruz. Dünden beri içim daralıyor arkadaşlar çünkü ben ne zaman bi karar vermeye kalksam hayat karşıma hep başka bir seçenekle dikiliveriyor. Pazartesi günkü karamsarlığımı beni takip edenler bilir, tam kafamda birşeyleri oturttum diyorum artık başka bir yoldan devam edeceğim diyorum ama olmuyor. Hayatın cilvesi sanırım bu. Dün kimine göre güzel bir haber kimine göre kötü bir haber ama terfi teklifi ile karşı karşıya kaldım. Ha diyeceksiniz çok güzel bir haber bu, evet ilk başladığım zamanlarda balıklama atlayacağım bir teklif olurdu. Ama gideceğim yer fabrikadan başka bir yer olursa kendimi sürgüne gönderilmiş gibi hissetmekten geri duramıyorum. Birde sen kabul etmezsen başka arkadaşlara teklif götüreceğiz demiyorlar mı hepten sinir oluyorum. Sanki çok giden var oraya da bir ben kalmışım. Bir senedir eleman arıyorlar önce millete fabrikayı gösterip sonra gideceği yer gösterildikten sonra kimse kabul etmiyor teklifi. Sonra bir de benim gibi yeni mezunlara (ki arık 3 sene olacak, karta kaçtım) tecrübe olurmuş. Gidersem bu maaşıma da yanısyacakmış. Ya allah aşkına zaten para için çalışıyoruz, sanki birbirimizin kara kaşı kara gözü için çalışıyoruz. Sanki çocuk kandırıyorlar, bak ödevini yaparsan sana kocaman bir çikolatalı gofret vereceğiz diyorlar. Gideceğim pozisyonun adı güzel, CV'ime büyük artı olacağı kesin. Ama fabrikadaki adı güzellerin aldığı ücretten neden daha az bir ücret teklif ediliyor? Kaldı ki gideceğim yerde konuşacak, dertleşecek adam akıllı kimse olmayacak. Şimdi bizim fabrika biraz köy gibi yerde ya hem şehre daha yakın olursun yakınında da alışveriş merkezi var deniliyor:) Adı şehir merkezi, içi sanayi ufak bir atölye, mavi yakalı 18 işçi ve bir ben?
Bütün bu olanlardan sonra;
Bu durum hayır mı şer mi bilemedim.
Dün geceden beri uykularım kaçtı.
Bugün bir karar verip konuşma yapmam gerek.
Ne konuşmam  gerektiğini bilmiyorum.
Biraz saftirik bir yapım var, kolay kandırılmaktan korkuyorum.
Anlayacağınız bugün rabbimin yanımda olmasına ihtiyacım var.
Dualara ihticacım var.

5 Mart 2012 Pazartesi

Bugün

Pencereden gördüğüm kadarıyla dışarıda güzel bir gün var. Bense sevmediğim bu yerde geçip gidecek olan güzel güne anca camdan bakabilecek güce sahibim.


29 Şubat 2012 Çarşamba

Kartalkaya'yı Ateşleyenler

Hayalin bir dağın tepesine karlarla kaplı olsa da ateşle iz bırakmak kadar zor bir şey olsa bile peşini bırakma. Önce hayal eder, sonra o hayale inanırsın; nasıl yapabileceğini tasarlar ve denersin, yılmadan. Yeterince denersen, neden olmasın?

Onlar tam da bunu yaptı. Karlarla kaplı Kartalkaya’nın zirvesine ateşle iz bırakabileceklerine inandılar. Burn, sadece ihtiyaç duydukları cesaret ve enerji desteğini sağlayarak bir hayali ateşledi. Onlar da tutkularının peşinde yola çıktılar. Boardlarını hazırladılar, pompalarla modifiye ettiler, rampalarını kurdular ve kaydılar. Olmadı, baştan aldılar, onları amaçlarına ulaştıracak şartları gerçekleştirmeyi başarana kadar, tekrar tekrar.

Ve 3. gün de bitip gece yarısı olduğunda Kartalkaya’da istedikleri ateşi yakmayı başardılar. Çektikleri videoyla da ‘İçindeki kıvılcım nasıl kocaman bir ateşe dönüşür’ü hepimize gösterdiler. Tutku ve cesaretle yanmayacak ateş yoktu, inandık. Burn, gençleri tutkularından başka bir şeye kulak asmadan, istediklerini alana kadar denemeye, vazgeçmeden denemeye çağırıyor. Tutkuları cesaretle besleyen kocaman bir ateş yakmak için Burn gençleri ateşlemeye devam edecek.

İçindeki kıvılcımı farket ve büyüt. Burn ateşler.

http://www.facebook.com/BurnTurkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.


27 Şubat 2012 Pazartesi

Ece Sükan Benim Bloguma Yakışan VAIO'yu Seçti... Sıra Sende!

Bana en çok Yeşil VAIO yakışıyor!

Ünlü moda ikonu Ece Sükan, Sony VAIO için ilginç bir işe imza attı. Blogların renkli dünyası ile Sony VAIO'nun renkli dünyasını birleştiren Ece Sükan, bir çok blog gibi benim blogumu da inceledi ve yakışacak olan rengi belirledi. Ece Sükan, blog içeriği, tasarımı, duruşuna göre 6 farklı rengi olan Sony VAIO içinden bana Yeşil VAIO'yu seçti.

Ayrıca Facebook üzerinde yapılmış özel bir aplikasyonla Ece Sükan profil fotoğraflarını inceliyor ve sana yakışan Sony VAIO'yu belirliyor. Sen de fotoğrafa tıklayarak Facebook üzerinden VAIO kazanma şansı yakalayabilirsin...

sony-vaio




Bir bumads advertorial içeriğidir.

23 Şubat 2012 Perşembe

Rumeli Hisarı'nda Masalsı Bir Aşk Hikayesi!

"Eski aşklar Yeşilçam'da kaldı" lafı klişe olmaya yüz tutmuşken, fırtınalı sevdalar, çekişmeli ilişkiler günümüzde hem magazin basınında hem de yakın çevremizde -buna kendimiz de dahil- karşımıza bolca çıkıyor. Sevgilimizi elimizden almak isteyen dış mihraplar yoğun şekilde çalışırken bize de biricik aşklarımızı elimizde tutmak için yapmamız gereken çok iş düşüyor. Bu konuya nereden geldiğimi açıklıyorum!



8x4 yeni deodorantları Beauty ve Beast için muhteşem bir project mapping uygulaması daha yapmış. Gösterinin hikayesi kısaca şöyle: romantik bir aşk hikayesi kötü niyetli bir ejderhanın tehdidi altına giriyor. Kahraman erkeğimiz çekici kokusunun da yardımıyla güzel kızı kurtarıyor ve hikaye mutlu bir şekilde sona eriyor.

8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi/ Derviş ŞENTEKİN

Kitabın ismi ne kadar da dikkat çekici değil mi? Aynen bende buna kapıldım ve başka bir kitap okurken dayanamadım buna atladım. Pişman mıyım? Hayır. Sonuçta okuduğumuz her kitap bizi başka diyarlara götürüp, gerçek hayatta olamadığımız ne varsa hayalimizde de olsa onu yaptırmaz mı? Sadece başka bir hayal kurarken diğeri daha cazip geldi ve onu kurmaya başadım.
Dili ve edebi çizgisi basit, konusu ise sıradan polisiye romanlarından çok fazla değişik olmamakla beraber değişik bir uslup buldum anlatımda. Derviş Şentekin'i aslında ilk defa bu kitapla tanıdım. Sonrasında hakkında biraz araştıma yaparak bu açığımı bir nevi ört-bas işine girştim. 20 yıllık gazeteci, sonrasında Radikal Kitap editörü olan Derviş Şentekin'in ilk yazarlık deneyimi bu kitapmış. Ne yazıkki çok daha ilgi çekici polisiye romanları okuduğum için bu bana biraz yavan kaldı. İsmi kadar içeriğini  çekici bulamadım. Derviş Bey sanırım gazetecilikten gelen bir alışkanlığı olsa gerek iyi bir pazarlama taktiği kullanmış... Ama kendi adıma ilkler hep önemli olduğu için yazara tebriklerimi iletirim. İleriki denemelerinde daha iyi olacağından şüphem yok, çünkü yazım uslubu sıkılsanızda beni oku diyor. Hep öyle değil midir zaten, ilkler hep acemilik işi olmaz mı? Kendi işime ilk başladığım gün hala dün gibi aklımdadır... Nasıl zorlanmış, nasıl demoralize olmuştum anlatamam. Şimdi bana sorsanız ilk başlarda yaptığım hataları yapar mıyım? Herşey tecrübe işte, deneyim kazandıkça, öğrendikçe gelişiyoruz.

Kitaptan altını çizdiğim birkaç cümle var ama en güzelini de zaten daha önce şu yazımda paylaşmıştım :)

20 Şubat 2012 Pazartesi

Başlık Koyamadım!

Hani derler ya ateş düştüğü yeri yakar diye dönüp dolaşıp atalarımız nasıl doğru sözler söylemiş diyiyorum. Geçen hafta çok kötü haberler aldık, kötü şeyler gördük. Bir türü karar veremedim yazıp yazmamaya ama sonra içimden gelen sesi dinlemeye karar verdim belki bir nebze olsun hafifletir diye... Geçen hafta eşimin teyzesinin oğlu bir kaza geçirdi, duyduğumuz zaman inanamadık. Böyle şeyler duyduğunuz zaman birisinin size bunun şaka olduğunu söylemesi gerektiğini istersiniz hep. Dün kendi gözlerimle görene kadar nitekim kendimi böyle avuttum. Cumaya kadar yoğun bakımda olduğu için anca dün gidebildik yanına. Gencecik bir üniversite öğrencisi düşünün part-time çalıştığı hastanede alkolü başka bir kaba koyarken alkol elinde patlıyor ve arkadaşı ile birlikte kendisinin de yanmasına sebep oluyor. Güvenlik kameralarında beş dakika önce pür neşe olan  gençleri beş dakika sonra alevler içinde görüyorsunuz. Nasıl bir kazadır bu, nasıl bir kader biri bana anlatsın lütfen. İnsan başına gelmeyince bilmiyormuş böyle şeyleri, ne zor şeymiş insanın sevdiği birine dokunamaması, koklayamaması... Camdan seyrediyorsun anca ama karşındakinin mumyadan farkı olmadığını görünce daha beter kahroluyorsun. Hadi ben böyle üzülüyorum da allah annesine babasına büyük sabır versin... Nasıl güzel yüzlü bir çocuk, nasıl yakışıklıydı anlatamam ya, ama moral  olarak iyiydi  kendini bırakmamış henüz. Canım benim bizim ona teselli vermemiz gerekirken kendi bize teselli veriyordu. Diğer arkadaşının durumu ise daha da kötü o kendini bırakmış hayata küsmüş şimdiden. Kendinen çok ailesini düşünüyormuş, ailede çalışan olmayınca kendini sorumlu hissediyormuş yavrum. Of nasıl olacak, nasıl geçecek bu süreç hiç bilmiyorum. Sanıyoruz ki bu hayat bizim, dünya bizim oysa hepimiz emanetiz bu dünyaya... Bazen kendimizi kaf dağında sanıyoruz bazen bizden başka yok diyoruz. Al işte beş dakikada ne oluyor? Yine atalarımızın önünde saygıyla eğiliyorum; ne oldum dememeli ne olacağım demeli insan... Yaşabildiğimiz her anı kar saymalıyız oysa, yapmak istediklerimizi ertelememeli, bugünse bugünü yaşamalı hayatın değerini bilmeliyiz. Şimdi ben böyle yazıyorum ya sorun bana ben bunu yapabiliyor muyum? Çok canım sıkkın, çok üzgünüm.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...