30 Aralık 2011 Cuma
2011 Kitapları
Daha önce aklımda vardı ama sevgili Serrose benden önce davranıp 2011'de okuduğu kitapların lisetesini yayınlamış bile.. Ne yazık ki ben onun kadar okuyamadım:(
28 Aralık 2011 Çarşamba
2011 Bilançosu
Geçen yıl tam bu zamanlarda kendime 2011 için kendime hedefler belirledim. Bunun bana bir uçak yolculuğu sırasında bir beyefendiden yadigar kalma bir özellik olduğunu söylemeden edemeyeceğim. 2009 yılında tam bu zamanlarda yılbaşı öncesi bir uçuş yapım, niyetim kitabıma gömülmekken bu beyle sohbet etmeye başladık. Meslek, iş güç diyerek sohbet derinleşti. Sonra yeni yıl geliyor bu yıl için isteklerinden ziyede hedeflerin var mı dedi? O ana kadar hiç böyle bakmamıştım olaya. Herkesin yeni yıl için beklentileri olur ama bu beklentileri karşılamak için hedefleri olmaz. Hedef koymazsan varacağın yere ulaşman çok zor olur dedi. Nitekim haklıydı... 2010'a girerken hedeflerim kesin olmadığı için çoğu gerçekleşmedi... Bir nevi Secret diyebiliriz aslında, yani evrene iyi mesajlar gönderemedim:)
Şimdi gelelim ajandamın arkasına yazdığım 2011 için hedeflerime ve hangilerinin gerçekleştiğine..
1-) Araba satın almak.- Aldık hemde yılın ikinci yarısında satıp bir üst modeli ile yeniledik.
2-) Araba kullanmayı öğrenmek.- Öğrendim:) Ama tek başıma yola çıktığımda kayboluyorum; bütün İstanbul'u dolaşıyorum, Edirne'ye gitsem daha iyi:)
3-) Kilo vermek ve kilomu sabit tutmak- 9 kilo verdim ama sabit tutmaya gelince yazdan sonra 3 kilo aldım. Ama gerçekleştiğini söyleyebilirim:)
4-) İngilizceyi ilerletmek.- Bu konuda şansım yaver gitti, kursa gitmeyi düşünürken kurs ayağıma geldi.(Şirket sağ olsun)
5-) Denklik sınavını kazanmak.- Yurtdışında okuduğum için denklik belgem yoktu, sınavı ise çok zor. Ama kazandım ve hatta birinci oldum:)
6-) Araba satın almak için çekilen kredimizi hakkıyla ödemek ve bir miktar para birikimi yapmak.- Kredimizi ödedik ve hedeflediğim kadar olmasa da bir mikar biriktirebildim:)
7-) ALES'i kazanmak.- Sınavı geçtim fakat istediğim puanı alamadığım için yeniden gireceğim.
8-) Kendime eğlenebileceğim bir hobi edinmek.- Resim yapmaya ve blog yazmaya başladım:)
9-) Terfi almak.- Alamadım:(
10-) Yıl sonuna kadar her hafta bir kitap okumak.- Ne yazıkki 52 kitap okuyamadım, yıl sonunu şu anda okuduğum kitabı da sayarsak 32 kitap ile bitiriyorum...
Yani diyeceğim o ki 2011 kendi adıma umut verici ve başarılı geçtiğini söyleyebilirim...Aslında herşey bir araç bence. Bu iş tamamen insanın kendi kendini motive etmesi ve kendine inanması ile alakalı.Yapılamayack hiçbir şey yoktur yeterki istediğimiz şeyi yürekten isteyelim...
O zaman diyorum ki tavana 100 bin $'lık banknot asmasam da benim SECRET'ım da bu sene için gerçek oldu:)
Darısı 2012'ye...
Şimdi gelelim ajandamın arkasına yazdığım 2011 için hedeflerime ve hangilerinin gerçekleştiğine..
1-) Araba satın almak.- Aldık hemde yılın ikinci yarısında satıp bir üst modeli ile yeniledik.
2-) Araba kullanmayı öğrenmek.- Öğrendim:) Ama tek başıma yola çıktığımda kayboluyorum; bütün İstanbul'u dolaşıyorum, Edirne'ye gitsem daha iyi:)
3-) Kilo vermek ve kilomu sabit tutmak- 9 kilo verdim ama sabit tutmaya gelince yazdan sonra 3 kilo aldım. Ama gerçekleştiğini söyleyebilirim:)
4-) İngilizceyi ilerletmek.- Bu konuda şansım yaver gitti, kursa gitmeyi düşünürken kurs ayağıma geldi.(Şirket sağ olsun)
5-) Denklik sınavını kazanmak.- Yurtdışında okuduğum için denklik belgem yoktu, sınavı ise çok zor. Ama kazandım ve hatta birinci oldum:)
6-) Araba satın almak için çekilen kredimizi hakkıyla ödemek ve bir miktar para birikimi yapmak.- Kredimizi ödedik ve hedeflediğim kadar olmasa da bir mikar biriktirebildim:)
7-) ALES'i kazanmak.- Sınavı geçtim fakat istediğim puanı alamadığım için yeniden gireceğim.
8-) Kendime eğlenebileceğim bir hobi edinmek.- Resim yapmaya ve blog yazmaya başladım:)
9-) Terfi almak.- Alamadım:(
10-) Yıl sonuna kadar her hafta bir kitap okumak.- Ne yazıkki 52 kitap okuyamadım, yıl sonunu şu anda okuduğum kitabı da sayarsak 32 kitap ile bitiriyorum...
Yani diyeceğim o ki 2011 kendi adıma umut verici ve başarılı geçtiğini söyleyebilirim...Aslında herşey bir araç bence. Bu iş tamamen insanın kendi kendini motive etmesi ve kendine inanması ile alakalı.Yapılamayack hiçbir şey yoktur yeterki istediğimiz şeyi yürekten isteyelim...
O zaman diyorum ki tavana 100 bin $'lık banknot asmasam da benim SECRET'ım da bu sene için gerçek oldu:)
Darısı 2012'ye...
23 Aralık 2011 Cuma
Hikaye
Herkesin bir hikayesi var.
Ben de kendi hikayemi yazmaya çalışıyorum.
Ama düşünüyorum üniversiteye ilk başladığım o kızla bugünkü kız aynı kız mı?
Hayatımı ben yazıyorum.
Ama yazmak istediğdiğim bu muydu?
Bugün olmak istediğim yerde miyim?
O inatçı ve kesin kes kıstasları olan kızı arıyorum..
Bundan tam altı yıl önce gözümü karartıp bir sürü risk alıp uzaklara gittim okumaya.
Bir oda arkadaşı seçtim, daha ilk haftada anlaşamayacağımı anladım.
Yırttım ortalığı bu kızla kalmam diye.
Gittim müdüre böyleyken böyle dedim dilimin döndüğünce.
Yine risk alıp ilk görüşte ; kültürünü, dilini bilmediğim bir yabancı ile kalmayı tercih ettim kendi dilimden konuşan biri yerine..
O zamanki cesaretimle haklı olduğumu birkaç yıl sonra anladım.
Beğenmediğim kız ne olduğu belirsiz yollarda iken ben güzel bir arkadaşlık yaşadım.
Şimdi bugün o günkü cesaretimi arıyorum.
Çalıştığım yerde ilerisi için önümü göremezken neden hala buradayım?
Of yine daraldım. Özellikle sevdiğim insanların ufak oyunları canımı daha da yakıyor.
Yoksa havanın böyle kasvetli olması mı beni bu kadar güçsüzleştiriyor:(
12 Aralık 2011 Pazartesi
Ölümsüzler/İmmortals
Bir pazar akşamı sıcacık evinizde otururken elektrikler kesilirse sonuç ne olur?
Önce tam bir yağ deposu olan KFC yenir, ardından da bir sinema...
Bu sefer filmi ben seçmedim, hep benim dediğim olacak değil ya:)
Ne yazıkki film benim için tam bir felaketti. Zaten aksiyon, korku vb. filmleri oldum olası sevmedim, bu bir de 3D olunca siz düşünün halimi. Filmin tek albenili yanı görsellik ama benim için o da berbattı. Konu ise tam bir hayal kırıklığı...300 Spartalı andırması. Ama yanından geçmediğini söyleyebilirim. Tam bir hayal kırıklığı! Tek çekici yanına 3D'sine aldanıp gitmeyi düşünenler varsa paranızı boşa harcamayın derim.
9 Aralık 2011 Cuma
Dedemin İnsanları!!!
Şimdi öncelikle bu film hakkında ne Çağan Irmak hakkında ne de Çetin Tekindor hakkında konuşmak istiyorum. Çoğu kişi ne yönetmeni ne de filmi beğenmiş. Ben filmi özellikle çok beğendim. Çünkü bu filmde anlatılanları benim ailem de yaşadı. Tek fark 1923 yılında değil de 1989'da olması. Evet bende bir göçmen çocuğuyum 1989'da sınırdışı edildiğimizde ben sadece üç yaşındaydım. Çok fazla hatırlamamakla birlikte nedense bütün acıtan şeyleri hatırlıyorum. Sınır dışı edildiğimizde annem öğretmen olduğundan dolayı yaz için çocuk kampındaydık. Teyzemler geldi ve bizi apar topar kamptan aldılar, annemin yol boyunca ağladığını hatırlıyorum. Sonra yeni aldıkları evde bir gün dahi oturamadan apar topar Bulgaristan'dan çıkarıldık. Günlerce Edirne (Kapıkule) sınırında bekledik. Nihayet geldiğimizde bir sürü akraba ile ufacık bir evde aylarca yaşadık. Bir çikolata için ağladığımı bilirim... Annemin ve babamın bana alamadığı çikolata için ağladığını bilirim. Şimdi derler göçmenler çok çalışkandır diye, derler tabii çünkü bizim göçmenlerin hepsi yokluk gördü, hepsi belli başlı acılardan geçti. Aynı şey bizim için de geçerli Bulgaristan'da Türk olmak ve Türkiye'de Bulgar olmak. Hala bile bu düşünce değişmedi.. Bulgaristan göçmeniyim demek yeterli değil; onların gözünde Bulgarsın işte. Oysa sınırdışı edilmemizin tek sebebi dedemin bir Bulgar vatandaşına ona pis Türk dediği için küfür etmesiydi. İnsanlar önce birine Bulgar, Rum, Yunan, Gavur demeden önce tarihlerini araştımaları lazım. Bulgaristan 600 yıl boyunca Osmanlı'nın himayesinde kaldı. Balkan savaşlarından sonra bağımsızlığını kazandı. Şimdi orada yaşan herkese Bulgar diyebilir miyiz? Bağımsızlığını kazandıktan sonra aynen bu filmde olduğu gibi Bulgarlar Türklere zulm yapmaya başladılar. Bunu da en güzel anlatan Nejat İşlerin oynadığı Çalıntı Gözler'dir. Türkçe konuşmayı yasaklayıp, türk isimlerimize Bulgar ismi koydular, direnenleri kamplara topladılar. Benim anneannem hala bilmez Bulgarca dilini. Zavallım 17 yaşında iken dedemden başkası ile nişanlıymış ama dedemin Türk Pasaport'u olduğunu duyunca nişanı atıp dedeme kaçmış. Kader işte hala gelemedi Türkiye'ye. Babaannemin babası gönüllü olarak çanakkale savaşında savaşmış. Şimdi kim bana diyebilir gavur yahut Bulgar? Bu film benim damarıma bastı, teknik konular beni ilgilendirmiyor helal olsun Çağan Irmak, helal olsun Çetin Tekindor... 6 Aralık 2011 Salı
Leyla/Alexandra CAVELIUS
Uzun zaman önce okumuştum Leyla'yı hazır eşim spora gitmişken sıcacık tarçınlı yeşil çayımı aldım ve kitaplarıma göz atayım dedim. Bu kitap bende şu anda bile evimde sıcacık çayımı yudumlayabildiğim için ne kadar şanslı olduğumu hatırlatıyor. Bu kitap bana hayatın koşuşturmacasında ne kadar boş şeylere üzüldüğümüzü hatırlatıyor. Düşündürüyor, utandırıyor, acıtıyor ve hüngür hüngür ağlatıyor. Aranızda okuyup sevmeyenleriniz olabilir ama Leyla'nın yaşadıkları içime işledi benim. Öyle acı, öyle tarifsiz bir duygu ki bu hangi kelime ile anlatabileceğimi bulamıyorum bile. Biz insanlar nasıl böyle acımasız olabiliriz, nasıl başka bir insana bu derece vahşi olabiliriz? Okuduğum kitapların konularını çok fazla açıklamayı sevmiyorum amacım burada kitapların bana hisettirdiği duyguları aktarmak. Artık herkes heryerde de bulabilir zaten konu metnini. Ben daha bugün bile ne kadar boş şeylere kafa yorduğumu düşününce kendimden utanasım geliyor.
Kısacası Leyla acıdır, çok ağlatır ama okuyun acı olsa bile ruhunuza iyi gelecektir. Hayatın değerini, aldığınız nefesi, sevdiklerinizin yanında olduğunu ve sevdiğiniz şeyleri yapabildiğiniz için ne kadar şanslı olduğunuzu fark edeceksiniz.
29 Kasım 2011 Salı
Son Zamanlarda Ben...
Birkaç haftadır hiç kitap okuyamadım, malum yüksek yapıcam diye tutturdum sınava girmeye karar verdim ama iğrenç bir sınav geçirdim, sebebi değmez bir an mutluluğu diyelim. Zaten herhalde ya sınavların bana alerjileri var ya da benim sınavlara karşı alerjim var anlayamadım. Nedense artık sınav lafından nefret eder oldum. Yapmak istediklerim var ama sanırım hatayı önce kendimde aramalıyım çünkü yapmak istediklerime yeterince odaklanmıyorum. Ben çok çabuk pes edip; olumsuzluklar karşısında koruyucu zırhımı çok çabuk indiriyorum ve ben en çok kendi canımı kendim acıtıyorum.
Bu aralar keyfim de hiç yok.
Birçok sebebi var aslında bunun; kendimi ne kadar iyileştirmeye çalışsam da bir an geliyor sanki o acı hiç gitmemiş gibi.. Öyle ki en yakınınız bile sanki sizi hiç tanımamış gibi ve sizi canınızı en çok acıtan şeyle karşınızada dikiliveriyor. Boşuna değil yalnızlığı seçişim, belki de kendime kalkan yaptım bunu. Düşündüm ki belki böylece kimse canımı acıtamaz.. Bir süre, tamam uzun bir süre böyle idare ettim. Kendime bir dünya kurdum ve acı da gelse bana ben öyle mutluydum. Ama ne kadar koruyabilirsiniz ki kendinizi? Gün geliyor insan içine çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Bu sanki bir yerde kapalı kaldıktan sonra ciğerlerinize fazla oksijen çekmek gibi... İnsanı sersemleten tökezlemesine sebep olan birşey...
Gerçeklerle yüzleşince sanırım kendi yarattığım dünyamı özledim.. Hele de sonbahar bunu bana daha çok hatırlatıyor...
Bu aralar keyfim de hiç yok.
Birçok sebebi var aslında bunun; kendimi ne kadar iyileştirmeye çalışsam da bir an geliyor sanki o acı hiç gitmemiş gibi.. Öyle ki en yakınınız bile sanki sizi hiç tanımamış gibi ve sizi canınızı en çok acıtan şeyle karşınızada dikiliveriyor. Boşuna değil yalnızlığı seçişim, belki de kendime kalkan yaptım bunu. Düşündüm ki belki böylece kimse canımı acıtamaz.. Bir süre, tamam uzun bir süre böyle idare ettim. Kendime bir dünya kurdum ve acı da gelse bana ben öyle mutluydum. Ama ne kadar koruyabilirsiniz ki kendinizi? Gün geliyor insan içine çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Bu sanki bir yerde kapalı kaldıktan sonra ciğerlerinize fazla oksijen çekmek gibi... İnsanı sersemleten tökezlemesine sebep olan birşey...
Gerçeklerle yüzleşince sanırım kendi yarattığım dünyamı özledim.. Hele de sonbahar bunu bana daha çok hatırlatıyor...
PS: Sonbaharın bu son gününde Sweet November'ı izlemenizi tavsiye ederim. Fotoğraf filmden alıntıdır. Severek ve bıkmadan defalarca izleyeceğim yegane filmler arasında kendileri..
24 Kasım 2011 Perşembe
Öğretmenler Günü
Bizleri yetiştiren bugünlere getiren anne babalarımızın dışında en çok emeği geçen kişiler öğretmenlerimizdir. Ne yazıkki hak ettikleri değeri yeterince göremeseler de bizim kalplerimizde hala en değerli varlıklar..
Büyüsek de iş güç sahibi olsak da sizleri unutmadık.
Başta Canım Annem olmak üzere bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun..
21 Kasım 2011 Pazartesi
Beni Unutma
Bu haftaki önerim kitaptan yana değil de filmlerden yana olacak. Nitekim şu aralar kitap okumak için vaktim pek kısıtlı. Sanırım herkes film izlemeyi kitap okumakdan daha çok sever:) Kış sezonu ile bizim de sinema sezonumuz açılmış durumda. Malesef ki Türkye'de sosyalleşmek adına çok az seçenek bulunuyor. Gerek maddi gerekse trafik sorunsalı bütün bunların ana nedeni olabiliyor. Ama film izlemek hem herkesin bütçesine uygun hem de artık hemen hemen bütün AVM'lerde sinema salonları mevcut. Bu nedenle soğuk kış günlerinde tercih edilebilir bir alternatif olabilir. Beni Unutma 'nın konsunu çok fazla açıklamak istemiyorum ki konusunu söyledikten sonra filmi izlemeseniz de olur. Puanına bakılacak olursa çok fazla puan alan bir film olmamasına rağmen ben filmi sevdim. O kadar ki film bittiğinde hala gözyaşlarımı tutamıyordum. Aslında son zamanların çok gözde trendi olan dram, aşk ve biraz da yeşil çam melodilerini andıran klasik romantik türk filmlerinden. Yani giderken çok fazla beklentiye girmemek gerek. Biz genel itibari ile eşimle ikimizde hangi filme gideceğimize son anda karar verir ve konusuna hiç bakmayız ki daha heyecanlı olsun ve daha çok merak uyandırsın. Böyle yaparak çok fazla beklentiye girmiyoruz ve sonucunda da hayal kırıklığına uğrama riski ortadan kalkıyor. Herşeyde de böyle değil midir zaten? Ne kadar az beklentiye girersek o kadar az hayal kırıklığına uğramış oluruz.. Son olarak kendi adıma filmeden keyif aldım, etkilendim ve en önemlisi empati kurdum. Çünkü hayat bu; hiç kimse bu benim başıma asla gelmez demesin.. Gelebilir ve birgün bir anda bütün hayatınız alt üst olabilir..
14 Kasım 2011 Pazartesi
Güllerin Duvağı/Laura FITZGERALD
Aslında bu kitabı bayram tatilinden önce bitirmiştim ama yorumlamak bu güne kısmetmiş. Tesadüfen annemde rastladığım Güllerin Duvağı anlatımı itibari ile basit bir kitap aslında. Ama konusunu nedense sevdim. Bir bayanın özgürlük arayışı.. Yapı itibari ile özgürlüğüme çok düşkünümür. Öyle sıkıya; gittiğime giydiğime karışılmasından nefret ederim. Allahtan sevgili eşim bu tür konulara hiç girmez. Aklı başında bir bayan zaten nereye gideceğini, ne giyeceğini, kimlerle arkadaşlık etmesi gerektiğini zaten bilir. Ben şanslı bayanlar arasına giriyorum. Ama bu kitap ne yazıkki İran'da yaşan zavallı hemcislerimizin baskı altında nasıl zorluklarla karşılaştıklarını gözler önüne seriyor. Şeriat kanunları yüzünden sırf kadın oldukları için dışarı çıkmaları, flört etmeleri, gülmeleri herşey suç. İşte bu nedenle bu baskıdan sıkılan İran'lı Tamila'nın özgürlüğü için Amerika'ya gitmesiyle hikayesi başlıyor. Güllerin Duvağı basit chicklit tarzı kitaplar arasında olabilecek bir kitap ama ben konusunu gerçekten çok sevdim. İran'a karşı yazılan cesaret isteyen bir kitap. Hangi kanun ya da hangi din insanın dilediği gibi yaşamasına engel koyabilir ki? Ben İslam'ın böyle bir yasaklama koyduğuna inanmıyorum. Bizim dinimiz hoşgörü dini; sana öneriler getirir ama asla bir zorlama dayatmaz. İstersen uygularsın istemezsen uygulamazsın ve uygulamadığının cezasını hiç bir kul veremez. Bunun cezasını kesecek kişi yalnızca Allah'tır. Ve din de yalnızca ve yalnızca Allah ve kul arasındadır... Bu konu ile ilgili aslında daha çok konuşabilirim ama herhangi bir tartışma konusu yaratmak istemiyorum. Bunlar sadece benim yorumlarım ve herkes istediği gibi düşünmekte ve yaşamakta özgür. İyi ki sevgili Mustafa Kemal Atatürk'ümüz Cumhuriyet'i kurdu ve iyi ki bir Cumhuriyet Ülkesiyiz... Biz gençlere düşen görev de Cumhuriyetimiz'e sahip çıkmak olmalıdır.
11 Kasım 2011 Cuma
Hasta
Bayram tatilinde sen fink fink gez sonra da gel böyle hasta ol.. Ah acısı nası çıkıyo anlatamam, evde olmak yatağıma gömülmek ve mümkünse kimseyi görmemek duymamak istiyorum.. Üstüne birde hem alttan hem üstten 20'lik diş çıkması da eklenince burnumdan geldi bu tatil benim. Şu an iş yerinde pc başında görünsem de ben bu dünyada değilim. Biri allah rızası için beni eve göndersin ve şu diş ağrılarımı geçirsin. Yanağımı hissetmemekle birlikte beynim zonkluyo resmen ya... Dilek perisi neredesin?
10 Kasım 2011 Perşembe
İzindeyiz ATA'M!!!
Bugün hepimize düşen ortak görev; ulusal değerlere, bilince, Cumhuriyet'e sahip çıkmak, Çanakkale'yi, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan ruhu korumak ve bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmaktır. Türk Ulusu dili, kültürü, tarihi ve saygın kimliğiyle aydınlık yarınlara el ele güçlü biçimde yürüyecektir.
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
4 Kasım 2011 Cuma
Kış Bahçesi/Kristın HANNAH
Süper.Süper.Süper. Tek kelime ile harika bir kitaptı..Bittiğinde sanki rüyadaydım da rüyadan uyanmışım gibi afalladım. Öyle merakla, öyle ilgiyle okudum ki bitmesini istemediğim sayısı az olan kitaplarımın arasına girmeyi başarıdı. Bu Krisitin okuyucuyu kendisine bağlamayı kesinlikle biliyor. Bir önceki kitabı Ateş Böceği Yolu'da çok güzeldi. Ama bu öyle derin etkilediki beni, nasıl anlatılır hiç bilmiyorum.
Bu hikeye beni yer yer güldürdü, yer yer ağlattı ama en çok da düşündürdü. İki kız ve bir anne ve çok gözde bir baba...Güzel bir aşk.. Peki kitap nasıl devam ediyor? Sonunu kesinle tahmin edemediğiniz, güzel bir kurgu..
Hiç sevmem tabaklarda yarım bırakılan yiyecekleri, hiç sevmem gereksiz şımarıklıkları. Ama artık daha da dikkatli olacağım bir şeyi yemeyip bırakırken. Daha dikkatli olacağım insanlara ve sevdiklerime karşı. Çünkü onlar bugün yanımızda ama yarın sabah kalktığımızda yanımızda olmayabilirler de. Sevdiğim insana daha sıkı sarılacağım, daha çok sevgimi göstereceğim. Bu kitap öyle bir kitap ki, bana ne kadar şanslı olduğumu ve hayatın ne kadar kısa olduğunu yüzüme tokat gibi çarptı.. Okudum, okudukça içim titredi ve hiç bitsin istemedim.
Bu güzel sonbahar da hazır bayram için tatil yaklaşırken alın bu kitabı ve kendinizi kaybedin. İçinizin ısınacağına ve huzurlu bir yolculuğa çıkacağınızı söyleyebilirim.
Bayramda buralarda olamayacağımdan şimdiden herkesin bayramını en içten dileklerimle kutlarım.
Sevdiklerinizle sıcacık bir bayram geçirmeniz dileğiyle..
1 Kasım 2011 Salı
Ölüm Üstadı/Arıana FRANKLIN
Bir kaç aydır okuduğum ve beni heyecanlandıran hoş bir kitaptı..
PS: Demekki neymiş annemin tarzını değiştirmesinin bir sebebi varmiş:)
31 Ekim 2011 Pazartesi
Yol Ayrımı
Üç sene önce bugün bir yol ayrımında buldum kendimi.
Kendimce karar verdim gideceğim yola..
Bugün geriye dönüp baktığımda,
yine aynı yolu seçer fakat üç sene önce değil BUGÜN seçerdim!
Üç sene uzun bir zaman...
Zamanla fark ediyor insan o yola hazır olmadığını,
Daha yapmam gerekenler olduğunu, bazı şeylerin eksik kaldığını...
Ve o yola girdiğimde tahmin edemediğim birçok zorluklarla karşılaşacağımı kim bilebilirdi ki?
Evet zorda olsa çıktım o zorluklardan.
Ama bana kim diyebilir ki hasarsız atlattığımı?
Artık ben burnunun dikine giden,
yola çıkmaya hevesli babasının küçük kızı değil;
Girdiği yoldan yara bere içinde çıkan,
yaralarını sarmaya ve hayata tutunmaya çalışan genç bir kadın oldum.
Ve bir daha o yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir..
20 Ekim 2011 Perşembe
Sessizlik...
Şimdi o gencecik şehitlerimizin ailelerine kim hesap verecek?
Bütün blog arkadaşlarıma katılarak bir süre yayın yapmıyorum.
Hepimizin başı sağ olsun...
19 Ekim 2011 Çarşamba
İzin Sorunsalı
Şimdi sabah sabah yine sinirlerim fırladı.. Giderek bu şirket daha da dayanılmaz bir hal almaya başladı.. Ah ben böyle mi hayal etmiştim mezun olmadan önce? Müdürüm olsun beni sevsin kollasın istedim, bana bütün bildiklerini aktarsın istedim. Ama öyle bir denize girdim ki giderek batıyorum. Değil mi ki yüzmeyi başaran kurtulur ve bir daha da sırtı yere gelmez ama öyle değilmiş.. Ben yüzmeyi başaramıyorum:( Ben burada mutsuzum ve giderek batıyorum. Sorun şu öyle sık sık izin alan biri değilim.. Geçen hafta bizim buraya yakın bir hastaneden öğle arasında göz doktoruna gitmek için izin istemiştim. (Öğle arası dikkatinizi çekerim.) Evet müdürün de hoşuna gitti bu durum ama ben ne yazıkki randevu alamadım. Neyse kalsın haftaya giderim dedim. Ama bu hafta yüzüm öyle bir sivilcelendi ki en son lisede böyle bir durumla karşılaştım. Hazır ben toptan bir gün izin alayım cildiyeye de gideyim bütün işlerimi toptan halledeyim dedim. Bugün öğlen yurtdışına çıkacakları için gittim sabahtan izin almaya. Dedim böyleyken böyle, ee sen geçen hafta gitmeyecek miydin? Bende randevu alamadım dedim. Hımm bizim falancanın orda tanıdığı var o sana randevu alır! Ama aptallık bende şirketi ben kurtaracağım sanki öğle arasında gidip gelirmişim. Millet çok çalışır dinlenmesi gerekir kafa tatiline çıkar, yok arkadaşı gelir gezdirmeye gider, yok mobilyacısı gelir evde olması gerekir, yokta yok bizim şirtkette.. Ama bize gelince gerçekten yok!
Ee şimdi az önce geldi müdür ben çıkıyorum diye ve izin kağıdını da imzaladı ama bu benim sinirlerimin yatışmasına yetmedi işte!!! İlk iş yerim olduğu için başka yer bilmiyorum, acaba her yer mi böyle? Yoksa ben fazla mı takıyorum herşeyi? İki sene oldu ama hala alışamadım, böyle samiyetsiz ve yüzüne gülüp arkanadan bu da ne salak diyen birilerine alışamayacağım sanırım...
17 Ekim 2011 Pazartesi
Elif/Paulo COELHO
Üzülerek söylüyorum bu kitap beni çok baydı ve daha fazla devam edemeyeceğime karar vererek kitabın sonunu getiremedim. (Ve bunu kendi adıma utanç ilan ediyorum.) Belki ilerleyen zamanlarda tekrar okuma gafletinde bulunabilirim. Bu kitap için hem çok güzel hem de çok kötü yorumlarda bulunulmuştu. Benim yorumum da ne yazıkki kötülere eklenecek. Özellikle ön yargı ile yaklaşmamaya dikkat ettim ama Paulo Coelho yine beni hayal kırıklığına uğrattı. Beğenenler mutlaka yorumuma kızacaktır fakat ben bu kitaptan kendim için bir mesaj alamadığımı söylebilirim. Ne yazıkki bir daha Paulo Coelho kitabı kütüphaneme eklenmeyecek. Sanırım mistizm ya da içsel yolculuk bana göre değil ya da ben yakın değilim bu tür konulara.. Benim gibi düşünenler varsa derim ki bu kitapla hiç boşa zaman kaybetmeyin.. Yok bi bakmış Elif olmuş yok karısını hem severmiş ama Hilal'le yaşadığı Elif'in etksinden kurtulamamış da.. Hadi be koca adam gencecik kızın büyüsünden kurtulama sonra da git adına Elif de... Kitabın içinde altı çizilesi cümleler de sizi kandırmasın. Malesef konusu ofsayt......
Not: Belki ben bu kitap için doğru zamanlama yapamadım ama çok sıkıldığım belli. O yüzden bir sonraki kitabım bana biraz heyecan katması açısından gerilim romanı olacak..
Not: Belki ben bu kitap için doğru zamanlama yapamadım ama çok sıkıldığım belli. O yüzden bir sonraki kitabım bana biraz heyecan katması açısından gerilim romanı olacak..
14 Ekim 2011 Cuma
Bazen..
* Bazen neden fazla konuşup boş boğazlık yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden merakıma yenik düştüğümü anlamıyorum?
* Bazen insanların da kendi içlerine kapanabileceklerini düşünemeyip düşüncesizlik yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden bu sıkıcı iş yerinde çalıştığımı anlamıyorum?
* Bazen neden beni mutsuz eden bir ortamda hala kalmaya devam ettiğimi anlamıyorum?
* Bazen neden bu kadar uyuz biri olduğumu anlamıyorum?
* Bazen bu dünyanın neden bana dar geldiğini anlamıyorum?
Bazen kendimden nefret ediyorum!!!
* Bazen neden merakıma yenik düştüğümü anlamıyorum?
* Bazen insanların da kendi içlerine kapanabileceklerini düşünemeyip düşüncesizlik yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden bu sıkıcı iş yerinde çalıştığımı anlamıyorum?
* Bazen neden beni mutsuz eden bir ortamda hala kalmaya devam ettiğimi anlamıyorum?
* Bazen neden bu kadar uyuz biri olduğumu anlamıyorum?
* Bazen bu dünyanın neden bana dar geldiğini anlamıyorum?
Bazen kendimden nefret ediyorum!!!
Geçmişe Yolculuk..
Günlerden Cuma ve hava da dışarıda fink atılamayacak kadar puslu.. Böyle bir günün akşamında alın sevdiceğinizi yanınıza ve geçmişe bir yolculuk yapın... Ben dün akşam yaptım ve filmin sonunda gülümsüyordum. Evet kabul etmeliyim ki imdb'den 8.0 puan alacak kadar iyi olduğunu söyleyemem, sizi çok etkisinde kalacak kadar çarpmıyor da..
Ama kendine bağlayan farklı bir büyüsü olduğunu söyleyebilirim.
Ah! Lâcivert bir yağmur yağıyor Paris'e.
Ve lâcivert bir tango dudaklarımda.
Seine nehri, hüzünlü kızım benim.
Tül bir perde sermişler toprağa, Paris olmuş...
Ve lâcivert bir tango dudaklarımda.
Seine nehri, hüzünlü kızım benim.
Tül bir perde sermişler toprağa, Paris olmuş...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















