Ben çok hayırsız çıktım blog yazma konusunda en ufak bi zorlukta hiç zaman ayıramaz oldum:((
Ama boş boş yazılar yazmak istemiyorum, biliyorsunuz ki bu bloğun asıl amacı kitaplar üzerine. Zamansızlıktan o çok sevdiğim kitapları okuyamıyorum:(( Okuyamadığım için de haliyle yorumlayamıyorum:(((
Neyse asıl konumuza gelelim çokkk severek takip ettiğim okumagünlüğüm güzel bi çekiliş düzenlemiş. Ben kitaplara bayıldım. Okuyamsam da aktif olarak çekilişlere katılmalar ve kitap alımlarına devam ediyorum. Bu gidişle hiç bitmeyen bir kitap kulem olacak:)))
Sizde katılmak isterseniz sizi buraya davet ediyorum:))
13 Aralık 2012 Perşembe
5 Aralık 2012 Çarşamba
Red Bull SoundClash Kanatlandırmaya Geliyor
2006’dan bu yana dünyanın çeşitli ülkelerinde, o ülkenin ünlü gruplarını çarpıştıran Red Bull SoundClash, Türkiye ayağını 14 Aralık 2012’de Küçükçiftlik Park’ta gerçekleştiriyor. Bir tarafta Ska’nın ustası Athena, bir tarafta Alternatif Rock müziğin devi MaNga, sizi müthiş bir müzik şölenine davet ediyor.
Heyecanı doruklarda yaşayacağınız soluksuz bir müzik çarpışması sizi bekliyor.
Konuşmaya dahil olmak için: #rbsoundclash’i takip edebilirsiniz.
http://www.biletix.com/etkinlik/NRDB1/ISTANBUL/tr
http://www.redbull.com.tr
Bir bumads advertorial içeriğidir.
28 Kasım 2012 Çarşamba
#bimilyonneden : Bol bol neden
Geçenlerde Twitter’da #bimilyonneden hashtagiyle karşılaştım. Herkes dünyayı iyi bir yer yaptığına inandığı nedenleri yazıyordu. Kaybolan kedimi bulup eve getiren çocukların yaşadığı sokaktan bakınca, dünyayı iyi bir yer yapan #bimilyonneden bulmak pek de zor değil =)
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
26 Kasım 2012 Pazartesi
Ben:)
Bazen kendimi çok işler yaparken buluyorum ama bir o kadar da başarısız hissediyorum kendimi. Şimdi eşim okursa yine herşeyden şikayete başladın diyecek. Hoş okumaz zaten de neyse...
Zaman herşeyi değişitirdiği gibi bizleri de değiştiriyor. Önceleri aşktan gözlerin kör oluyorken artık aşkı gözlerin görmez oluyormuş. Başka anlamlar yükleyip sevgiye, karşındaki insandan başka beklentilere giriyormuşsun.
Son zamanlarda kendim için ilerisi için bi takım adımlar attım ama çok yorgun hissediyorum kendimi. Herşeye yetişemiyorum. En kötüsü de etrafındaki insanların seni anlamaması. Herkes yoruluyomuş, herkes çalışıyormuş...Bıdı bıdı...
İyi de nasıl ben senin kopyan değilsem herşeyi aynı hissetmemizi nasıl bekleyebilirsin ki?
Bazen o çok işler peşinde koşarken bir bakmışsın sıfırsın. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile araştırmaktan yoruldum.
Başarı neye göre değerlendirilir, okumak mı iyi okumamak mı? Şu bi gerçek ki hayatı yaşayabilmek için para gerekli. Demiyorum ki herşey para ama parasız da yaşanmıyor. Sen bi yandan kendine birşeyler katmaya çalışıyorsun, ne bileyim kademe atlayıp yükselmek için belki de.. Ama gün geliyor hayatın haksızlıklarla dolu olduğu gerçeği ile tanışıyorsun. Kendi işini yapmıyorsan yükselmek demek başkalarının yalakası olman demek... En azından ben öyle gördüm, başka yerde nasıldır bilmiyorum. Sen hala tırım tırım tırmalarken bir bakmış sen uyurken millet malı götrürüyor.Yükselmek ne için peki? Daha çok para kazanmak için elbette... Es geçelim bunu:)
Ama yine başka bir gün gelip herşeyin boşuna olduğu gerçeğiyle tanışıyorsun bu seferde...
Hayatı doyasıya yaşamak lazım. Elimizdekilerle yetinmeyi ve onlarla mutlu olmayı kabullenmemiz lazım. En çok da benim yapmam lazım bunu. Biliyorum ki bardağın boş tarafına değil de dolu tarafından bakarsam çok mutlu olacağım... Biliyorum bilmesine de icraat nerede:)
15 Kasım 2012 Perşembe
A Moment To Remember
Özcan Deniz'in şu çok konuşulan meşhur Evim Sensin filmini geçen haftalarda kardeşim tavsiye etmişti. Al kocanı da gidin biraz romantizm yaşayın dedi. Çoluk çocuğa da maskara oluyoruz ya neyse... Romantizm kim biz kim, filme gitmeye karar verdik de yalnız önce Praktiker'e uğrayalım dedim alacak bir kaç eksik var diye. Sonra ben Praktiker'de bizim ürettiğimiz ürünleri gördüm böyle yırtık pırtık poşetlerde bir üzüldüm bir üzüldüm başladım hepsini fotoğraf çekmeye. Tabii ben dalmışım fotoğraf çekmeye bu esnada da filmi kaçırdık. Benim koca sağ olsun demediğini bırakmadı. Bir daha istesen de gitmeyiz dedi. Herşey de bir hayır varmış işte. Benim bir şeyde aklım kalmaya görsün illa yapmam lazım onu. Biraz araştırdıktan sonra Özcan Deniz'in aslında bu filmi telif hakkı ödeyerek a Moment To Remember'dan copy paste yapmış olduğunu öğrendim. Bu filmi de Cumartesi akşamı oturduk izledik. Aslında meğersem ben bunu daha önce de izlemişim.
Hem de burada http://tullyslittleworld.blogspot.com/2011/11/beni-unutma.html yorumunu bile yapmışım. Farklı karakterler, farklı bi zaman dilmi ama benzer hikayeler ve aynı acıtasyon...
A Moment To Remember 2004 Güney Kore yapımı. Aslında hem Beni Unutma'nın hem de Evim Sensin'in çıkışı noktası ve orjinal versiyonu diyebiliriz... Romantik ama Alzheimer'ın acı gerçekleri ile tanıştıran bir film. Türk versiyonlarında ise ekstra olarak bolca acıtasyon ve duygu sömürüleri görülebilir... Oysa ben Beni Unutmayı izlediğimde çok beğenmiştim, oradaki hastalık Alzheimer olmasa bile çekim sahneleri neredeyse birebir aynı. En azından Özcan Deniz telif hakkı ödemiş. Bu da büyük birşey sonuçta. Bir arkadaşımdan Evim Sensin'deki farkı da öğrendiğime göre aynı filmi üçüncü defa izlemeye gerek duymuyorum. İzleyecek olanlar varsa öncelikle bu filmi izlesinler. Bizim Türk filmleri nasılsa bir sene sonra Tv'ye düşüyor.
Fotoğraflar:http://www.tumblr.com/tagged/a-moment-to-remember?before=1338276781
8 Kasım 2012 Perşembe
Eğlenelim Gülelim
6 Kasım 2012 Salı
Tohumlarımızın Nesli Tehlike Altında!
Binlerce yıllık tarım geleneğini barındıran Anadolu topraklarında yetişen yerli tohumlar yaşamın sürekliliğini temsil ediyor.
Atadan kalma tohumlarımız;
* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır
Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.
TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,
* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.
Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...
Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php
EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40
www.bugday.org - www.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar
Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Atadan kalma tohumlarımız;
* Lezzetli ve sağlıklı gıdaların temini için birer genetik hazinedir
* Binlerce yıldır değişen koşullara uyum sağlayarak günümüze ulaşmayı başarmış numunelerdir
* Tarımsal biyoçeşitliliğin önemli bir parçası ve yaşamın sürdürülebilirliğinin olmazsa olmazıdır
* Dışarıya bağımlı kalmaksızın ülkemizin gıda güvenliğinin teminatıdır
Ancak bugün Anadolu’ya özgü yerel tohum çeşitliliğimiz yok oluyor. Tek seferlik, ticari tohumların egemenliği nedeniyle gıdamızın ve geleceğimizin güvencesi yerli tohumların nesli tehlike altında! Yeryüzünde zengin çeşitlilikteki yaşamı sürdürebilmek, atalık tohumlarımızı gelecek kuşaklara aktarmamıza bağlı.
TOHUM TAKAS AĞI, yüzyılların bilgisini taşıyan yerli tohumlarımızın korunup yaygınlaşmasını amaçlıyor.
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin, Adım Adım Oluşumu desteğiyle yürüttüğü TOHUM TAKAS AĞI KAMPANYASI’na destek olarak,
* Anadolu’nun dört bir yanındaki ekolojik çiftliklerde yerli tohumların çoğaltılarak paylaşılmasını sağlayacak;
* Bu toprakların yüzlerce yıllık bereketinin, lezzetinin, besin zenginliğinin ve kültürünün gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sağlam patikalar oluşturacaksınız.
Verdiğiniz desteğin her kuruşu binlerce yeni tohuma dönüşecek...
Kredi kartı ile bağış yapmak istiyorsanız: https://www.bugday.org/portal/BagisAdimAdim.php
EFT/havale yoluyla bağış yapmak istiyorsanız:
Alıcı Adı: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
Garanti Bankası Karaköy Şubesi - Şube No: 400
Hesap No: 6295240
IBAN No: TR67 0006 2000 4000 0006 2952 40
www.bugday.org - www.yasasintohumlar.org
facebook.com/BugdayDernegi
twitter.com/BugdayDernegi
Twitter paylaşımlarınız için hashtag: #YasasinTohumlar
Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.
Sen James Bond'un Yerinde Olsan Ne Derdin?
Sony, “Skyfall” lansmanı ile birlikte geçenlerde açıkladığı sosyal medya oyununun 3. görevini veriyor. 3. görev hem Facebook hem de Twitter üzerinde gerçekleşiyor. Sony Facebook ve Twitter hesabı üzerinde gösterilen videonun son 5 saniyesinde Bond bir şeyler söylüyor ve Sony sorusunu soruyor:
“Sen Bond’un yerinde olsan ne derdin?”
Sen de yaratıcı cevabını Facebook’ta “Skyfall Ödüllü Soruları” Tab’inde veya #M3bendedim hashtag’iyle Twitter’da paylaş. En yaratıcı cevaplar Sony jürisi tarafından seçilecek ve en iyi cevabı verenler, Xperia Tablet S, Bond 50. yıl Blu-ray seti, Skyfall T-shirt'ü ve Sinema Bileti gibi ödülleri kazanma şansı yakalayacak.
Bakalım gerçekten Bond’a yardımcı olabilecek misin?
Yeni görevleri öğrenmek için, Sony Türkiye Facebook ve Twitter hesaplarını takipte kal!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
“Sen Bond’un yerinde olsan ne derdin?”
Sen de yaratıcı cevabını Facebook’ta “Skyfall Ödüllü Soruları” Tab’inde veya #M3bendedim hashtag’iyle Twitter’da paylaş. En yaratıcı cevaplar Sony jürisi tarafından seçilecek ve en iyi cevabı verenler, Xperia Tablet S, Bond 50. yıl Blu-ray seti, Skyfall T-shirt'ü ve Sinema Bileti gibi ödülleri kazanma şansı yakalayacak.
Bakalım gerçekten Bond’a yardımcı olabilecek misin?
Yeni görevleri öğrenmek için, Sony Türkiye Facebook ve Twitter hesaplarını takipte kal!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
1 Kasım 2012 Perşembe
Bond, Sony ile İstihbarat Toplamaya Devam Ediyor!
Sony "Skyfall" kampanyası için ikinci görev geldi, şimdi durum değişti. Bildiğimiz üzere “Skyfall” İstanbul’da çekilmiş Bond filmlerinden. İkinci görevde, Bond nasıl İstanbul’a geldiyse, senin de İstanbul’da bir noktaya gitmen ve burada olduğunu kanıtlaman gerekiyor ki, Bond işini rahat rahat yapabilsin.
Bu görevde @Sony_Turkiye'nin belirttiği lokasyona gidip 4square üzerinden fotoğraflı check-in yapman ve Twitter’da görev hashtag’i olan #M2bengittim altında yaptığın check-in’i yayınlaman gerekiyor. Sony bunu yapan oyuncuların emeklerini karşılıksız bırakmıyor ve çok özel ödüller veriyor. Duyduğum kadarıyla ödüller arasında Xperia Tablet S ve Bond 50. Yıl Blu-ray seti var.
Sony bu arada İstanbul dışındakileri unutmamış, hafta içinde twitter ve facebook hesabı üzerinden soracağı sorulara hızlı ve doğru cevap veren "Ajanlara" sürpriz hediyeler verecekmiş.
Şimdi dikkatimi çekti. Sende aynı durumdaysan hemen takibe başla, istihbaratı topla:
https://www.facebook.com/SonyTR
https://twitter.com/Sony_Turkiye #AjanS #M2bengittim
Bir bumads advertorial içeriğidir.
23 Ekim 2012 Salı
UZUN HİKAYE
Böyle başlıyor film; tren yolculuğu ile başlayıp tren yolculuğu ile sonlanıyor...
Nedendir bilmem kökenlerimi hatırlatan filmlere karşı daha bir sempati duyuyorum. O yüzden bu film için muhteşemdi diyebilirim. Öncelikle hangimizin ailesinde bu yandaki fotoğraf gibi siyah beyaz anılar yok ki... Annemin sahip olduğu bir torba dolusu siyah-beyaz fotoğraflar bana sanki asırlıkmış gibi gelir. Yılların fotoğrafları eskittiği ama anıları eskitemediği hikayelerle doludur o torba. Filmi izlerken de böyle hissettim. Geçmişi hatırlatması ayrı bir güzel, film ayrı bir güzeldi. Film aslında Mustafa Kutlu'nın yazdığı kitabın hikayesiymiş. Tabii filmi izledikten sonra öğrendim bunu, o yüzden filmle kitap birebir aynı mı ya da kitabın mı filmin daha iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama kitabını da merak etmedim desem yalan olur. Filmi bu kadar iyiyse eminim kitap daha da şahanedir.
Kenan İzmirzalıoğlu'nun oynadığı Bulgaryalı Ali'nin hikayesini küçük oğlu Mustafa'nın ağzından dinlemek çok keyifliydi. Bu filmde adama aşık oldum da diyebilirim. Böyle saçlarının hafif kırlaşmış hali çok yakışmış. O hep bu şekilde kalsın ve bana bakarak yandan yandan hep gülümsesin... Kenan İmirzalıoğlu'nu böyle kapı gibi adam şeklinde izledikten sonra Gay olduğu iddialarına insanın inanası gelmiyor.
Tuğçe Kazaz'ın ise daha önce oyunculuk yapıp yapmadığı hakkında bir fikrim yok ama bence role oturmuş. Kısacası konu güzel, oyuncular güzel, film ayrı bir güzel...
Genel itibari ile okuduğum ve izlediğim filmlerin konularına çok girmiyorum. Sanki burada ben anlatınca büyüsü kaçacakmış gibi geliyor. Zaten konusunu öğrenmek isteyen herkes artık bir tıkla bütün bilgilere ulaşabilir. Ama çok hoştu, sadece müziklerini dinlemek için bile gidilebilir.
19 Ekim 2012 Cuma
KISA KISA
Okuduğum ve evde olan kitaplara burun kıvırarak herkesin elinden düşürmediği bu kitaba başladım.
Böyle bir yerde tek başıma yürüdüm ve nefes aldığımı hissettim.
Üçüncü evlilik yıl dönümümü kutladım ve gelecek günlerin bize iyi şeyler getirmesi için dua ettim.
Yeni başlangıçlar için ufak adımlar attım...
Her sene aynı ve hiç sonuçlanmayacak proje üstünde çalışmaktan çok sıkıldım.
Bazı şeyleri değiştirebilmem için çok çalışmam gerektiğini fark ettim.
Hayat arkadaşımın beni nasıl mutlu edeceğini bilmesini daha da çok sevdim.
Vee bu yoğunlukta 1Q84'ün anca 3. bölümüne geçebildim.
İG:@tullyyss
8 Ekim 2012 Pazartesi
The Dragon Lords/ Silvia Hartmann
Bir yazarı kitap yazarken izlemek nasıl bir fikir? Kulağa çok hoş geliyor değil mi?
İngiliz yazar Silvia Hartmann
yeni romanını 'Google Docs' üzerinden okurların gözü önünde yazıyor. Bir
romanın nasıl yazıldığını merak edenler, Silvia Hartmann'ın The Dragon Lords adlı
yeni romanının yazım sürecine internet üzerinden tanıklık edebiliyor.
Arama motoru Google'ın Google
Docs hizmeti sayesinde, yazarın her yeni cümlesinin internet kullanıcılarının
monitörlerine eş zamanlı olarak yansıdığı belirtiliyor. Tanıtımlara göre,
Hartmann'ın 'Naked Writer' projesi, okurlara, hikaye ilerlerken yazılanlara
dair yorum yapabilme ve hikayenin oluşturulmasına katkıda bulunabilme olanağı
da sağlıyor.
Romanın yazımına 12 Eylül'de
başlayan Silvia Hartmann, okur ve yazar arasındaki ilişkinin sınırlarını
zorlamanın inanılmaz bir deneyim olduğunu düşünüyor. Kitaplarını StarFields
takma adıyla yazan Silvia Hartmann'ın, yaratıcılık ve kişisel gelişim üzerine
çalışmaları da bulunuyor.
25 Eylül 2012 Salı
ARAF
Eylül'ün gelmesiyle yavaş yavaş bizim için de film sezonu açılmış oldu. Sezonun ilk açılışını bir Türk Filmiyle yapalım dedik ama Araf beni hayal kırıklığına uğrattı. Oysaki Venedik Film Festivaline katılmış olması beni çok heyecanlandırmıştı...
Konu olarak bildiğimiz sıradan ''Türk Filmi''. Sevgilisi olan kız gider koca adama aşık olur , ondan hamile kalır filan... Bizim oralarda buna da ''Kız aklı kaz aklı'' diye bir tabirde bulunulur. Filmin kamera çekimlerine, görsel sunumlarına hayran kaldım orası ayrı da izlemek isteyen olursa yazık boşuna paranızı harcamayın.
Kısacası hiç beğenmedim.
Zaten film esnasında millet o kadar sıkıldı ki en sonunda eşimle ben ve bir başka çift kaldı koskoca salonda.
21 Eylül 2012 Cuma
3 İDİOTS
Aslında biraz oldu bu filmi izleyeli ama hava böyle kasvetliyken ve Cuma akşamı için herhangi bir planı olmayanlar için güzel bir alternatif olabilir diye düşündüm. Uzun zamandır keyifle izlediğim yegane filmdir kendisi. Aslında Bollywood filmleri genelde eğlenceli olur ama bunda hem eğlence hem de güzel mesajlar var. İletmek istediği mesajı o kadar güzel anlatıyor ki filmde, izlerken kendinizden geçmemeniz mümkün değil.
Üç farklı genç Hindistan'ın en ünlü mühendislik okuluna kabul edilir ve hikaye de böylelikle başlar. Arkadaşlığa, dostluğa, aşka ve iş dünyasına dair o kadar güzel mesajlar verir ki ister istemez aynayı kendinize çevirerek kendinizle yüzleşmek zorunda kalırsınız. Para mı, aşk mı? Kariyer mi, arkadaşlık mı? Bu soruların cevaplarını o kadar güzel anlatıyor ki film, izlemeye doyamadım desem yeridir.
Mükemmeli yakalamak için çalışırsan başarı zaten seninle olur. Ol iz well!!!
Üç farklı genç Hindistan'ın en ünlü mühendislik okuluna kabul edilir ve hikaye de böylelikle başlar. Arkadaşlığa, dostluğa, aşka ve iş dünyasına dair o kadar güzel mesajlar verir ki ister istemez aynayı kendinize çevirerek kendinizle yüzleşmek zorunda kalırsınız. Para mı, aşk mı? Kariyer mi, arkadaşlık mı? Bu soruların cevaplarını o kadar güzel anlatıyor ki film, izlemeye doyamadım desem yeridir.
Mükemmeli yakalamak için çalışırsan başarı zaten seninle olur. Ol iz well!!!
17 Eylül 2012 Pazartesi
Sinek Isırıklarının Müellifi/ Barış BIÇAKÇI
Ağaç rüzgârla sallanır, bulut bir şeye benzer sonra benzemez, at asfaltta kayıp düştüğünde ne acıdır hayat ve günler geçer...
Hayat; kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka bir şey değil. Hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın? Anlam ağırdır... Dibe çöker. Falcılar bu nedenle kahvenin telvesine bakarlar.
İlk defa Barış Bıçakçı kitabı okuyorum yazarın kendine has üslubu olmasına ve de altını çizdiğim çok cümle olmasına rağmen kitabını çok da sevemedim. Belki de kitabın ana kahramanının gereksiz yere mutsuzlukları canımı sıktı. İyi bir işin, hoş ve başarılı bir eşin varken bu kadar mutsuzluk neye anlamış değilim. Kısa ve öz bir kitap, fazla ayrıntılarla sizi boğmuyor ama kitabın sonu da hava da kalıyor. Kitap bittiğinde bu mu yani şimdi demekten kendimi alamadım. Yani amacı neydi, ne anlatmak istedi bir türlü çözemedim.
12 Eylül 2012 Çarşamba
Sufle/ Aslı E.PERKER
Kitaptaki ana karakterlerin yemek yapmayı o kadar sevmeleri ve de yemek yaparken dertlerini unutmaları neredeyse bana pastane açtıracaktı:)) Yazarın içinde ufak bir aşçı varmış sanırım:)) O tariflerle, o kokularla yazarın nereden ilham aldığını çok merak ettim. Hakikaten yemek yapmak bu kadar motive edici bir duyguysa neden bana işkence gibi geliyor ki? Bir zamanlar bende yapardım, öğrenciyken filan hoşuma da giderdi ama ben o işi yapmaya zorunluysam işte o zaman çıldıracak gibi oluyorum. Kitaba gelecek olursak da (okuyanlar bilir) Maeve Binch'nin Aşk Mutfakta Pişer'i andırsa da yazarın dilini, anlatmını konudan konuya geçişlerini çok sevdim. Üç farklı hikaye ve üç farklı mutfak canavarı... Keyifle, zevkle okudum ki çabucak bitmesin.
Sufle yapamıyorum ama bu kitap adama böyle de Sufle aldırır işte... Yani resmen yemezsem kriz geçirecektim. Dibimizdeki Dominos sağ olsun, en azından ufak çaptaki krizimden kurtulduk ama en yakın zamanda adam akıllı bir yerde güzel bir sufle yemek istiyorum. Stop:))
10 Eylül 2012 Pazartesi
Bu Aralar Ben...
Bu aralar okuma ritüellerimi gerçekleştiremiyorum ve dolayısı ile bloğumu ihmal ediyorum. Okuyamıyıyorum çünkü kafamda milyon tane şey dolaşıyor. Dikkatimi verip odaklanamıyorum.
İçimde bir sürü kırgınlık ve bir sürü hayal kırıklığı var. Duygusal anlamda çok ama çok zayıf bir dönemdeyim. Hoş her zaman çok duygusaldım ya neyse... Bazen pes edesim bazen de herşeye inat edesim var. Bunun sebebi içimdeki hiç büyümeyen küçük asi ruhlu kadın. Ben bu kadını seviyorum da benden başka da kimse sevmiyor:( Neden? Çünkü kimseye uymuyor, herkesin çıkarlarına ters düşüyor.
28 Ağustos 2012 Salı
Beyaz Kitaplık'tan Kitap Çekilişi
Severek takip ettiğim Beyaz Kitaplığın düzenlemiş olduğu çekilşe katılmak isterseniz sizleri buraya alalım:)
27 Ağustos 2012 Pazartesi
Gölge Hırsızı/ Marc LEVY
Bir Çin atasözü, kibar bir adam komşusunun gölgesine basmaz, der; yeni okuluma başladığım gün bu sözü bilmiyordum. Çocukluğum burada, bu okulun avlusundaydı. Onu kovmak, yetişkin olmak istiyordum; bana göre çok kısa ve çelimsiz olan bu bedene yapışmış, bir türlü gitmiyordu...
Bu kitabı da Can yayınlarının indirim kampanyasından aldım. Muhtemelen de bütün kitapsever bloggerler bu kitaba sahip olmuştur. İtiraf ediyorum ilk zamanlarda çok ön yargılı yaklaştım ama haksızlık ettiğimi okuduktan sonra anladım. Bu ön yargının sebebi ise aslında çok beğenilen ve severek okunan Marc Levy ile daha önce tanışmıyor olmam. Düşündüm ki bir sürü çok satan kitabı var bunu indirime soktuklarına göre kesin beğenilmemiştir dedim kendi kendime. Oysa ilk defa bir Marc Levy okumama rağmem kalemine ve hayal gücüne hayran kaldım. Hani deriz ya buğulu bir bakışı var diye ben bunu buğulu bir tınısı olarak değiştirmek istiyorum. Okudukça sizde kendinizi kaptırıveriyorsunuz. Henüz elinde olupta okumayanlarınız var ise ve benim gibi ön yargılıysanız okumanızı tavsiye ederim.
"Aşk, en çok hayal gücüne ihtiyaç duyar, biliyor musun? Her birimiz, olanca hayal gücüyle, bütün gücüyle öbürünü yaratmalı ve gerçekliğe ufacık da olsa yer bırakmamalıyız; işte o zaman, o iki hayal gücü karşılaştığında... Dünyanın en güzel şeyi olur." ROMAIN GARY
"Aşk, en çok hayal gücüne ihtiyaç duyar, biliyor musun? Her birimiz, olanca hayal gücüyle, bütün gücüyle öbürünü yaratmalı ve gerçekliğe ufacık da olsa yer bırakmamalıyız; işte o zaman, o iki hayal gücü karşılaştığında... Dünyanın en güzel şeyi olur." ROMAIN GARY
23 Ağustos 2012 Perşembe
Yine Bir Mim
Yeni takipçilerimden Ayşa beni şaşırtarak mimlemiş... Soruların ilginç olması ise bu mim olayını eğlenceli hale getirmiş.:)
* Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıldır ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılda ne yaparsınız?
Umarım ki hastalıktan yataklara düşmem de yeni yerler görebilecek, yeni kitaplar okuyabilecek durumda olabilirim... Ve en önemlisi arkamda kimsenin bana kırgın kalmasını istemem; gider herkesten helallik alırdım.
* Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?
Olmaz mı... Çatal bıçaksız sofraya oturmak istemem ve hepsi aynı takım olmalı; kaşığı başka çatalı başka olmamalı... Kedileri çok severim ama kara kedi görünce önümden geçmesini istemem. Elden ele bıçak, makas, sabun geçirtmem. Biraz fazla batıl inançlarım var:))
* Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
Hiç düşünmedim ama yalnızlığı severim kitaplarım, müziğim ve izlecek güzel filmlerim olsun çokta insan aramam. Amaaaa ailem ve sevdiklerim hep yanımda olsun, onlar yoksa bende yaşamak istemezdim herhalde.
* Dünyayı dolaşmak isterseniz hangi ülkeden başlarsınız? Neden?
Hindistan. Sebebi yok, merak diyelim...
* İtiraf edin prens/prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?
Sadece kocamı:) Lisedeyken bir çocuk sevmiştim onunla da evlendim:)
* En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay?
Off benim başıma hep bişiler gelir:) Ama en son çay ocağındaki teyzeyle çocuk muhabbeti yapıyorken müdürün çay almaya gelmesiyle ee hadi Tully sen ne zaman yapıyorsun demesiydi:(
* Asla yanınızdan ayıramadığınız 3 şey?
Telefonum, cüzdanım, anahtarım.
* Hayatınızın kitap/film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını istersiniz?
The Notebook
* En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve ilk sizi denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrenseydiniz. N'apardınız?
Geri dönebileceksem neden olmasın:)
* İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
Çok tehlikeli, yaşadığım tecrübelere göre birşey bilmemek en iyisi. Yine hayatıma devam ederdim herhalde.
* Kendinizi kötü hissettiğinizde yaptığınız şeyler?
Daralırım; ne kitap okuyabilirim ne de film izleyebilirim yaptığım en iyi şey çikolata ve cipse dadanmak. Çok kötü biliyorum ve aldığım bütün kilolar hep bu yüzden:(
Yani sıkıntıdan sadece yemek yemeyi becerebiliyorum:(
Ve ben bunu Eren'e, KitapDelisiGizem'e ve Mor Kalemlik'e gönderiyorum..
* Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıldır ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılda ne yaparsınız?
Umarım ki hastalıktan yataklara düşmem de yeni yerler görebilecek, yeni kitaplar okuyabilecek durumda olabilirim... Ve en önemlisi arkamda kimsenin bana kırgın kalmasını istemem; gider herkesten helallik alırdım.
* Fobileriniz, takıntılarınız var mı? Varsa neler?
Olmaz mı... Çatal bıçaksız sofraya oturmak istemem ve hepsi aynı takım olmalı; kaşığı başka çatalı başka olmamalı... Kedileri çok severim ama kara kedi görünce önümden geçmesini istemem. Elden ele bıçak, makas, sabun geçirtmem. Biraz fazla batıl inançlarım var:))
* Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız?
Hiç düşünmedim ama yalnızlığı severim kitaplarım, müziğim ve izlecek güzel filmlerim olsun çokta insan aramam. Amaaaa ailem ve sevdiklerim hep yanımda olsun, onlar yoksa bende yaşamak istemezdim herhalde.
* Dünyayı dolaşmak isterseniz hangi ülkeden başlarsınız? Neden?
Hindistan. Sebebi yok, merak diyelim...
* İtiraf edin prens/prensese dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz?
Sadece kocamı:) Lisedeyken bir çocuk sevmiştim onunla da evlendim:)
* En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız olay?
Off benim başıma hep bişiler gelir:) Ama en son çay ocağındaki teyzeyle çocuk muhabbeti yapıyorken müdürün çay almaya gelmesiyle ee hadi Tully sen ne zaman yapıyorsun demesiydi:(
* Asla yanınızdan ayıramadığınız 3 şey?
Telefonum, cüzdanım, anahtarım.
* Hayatınızın kitap/film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını istersiniz?
The Notebook
* En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve ilk sizi denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrenseydiniz. N'apardınız?
Geri dönebileceksem neden olmasın:)
* İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir?
Çok tehlikeli, yaşadığım tecrübelere göre birşey bilmemek en iyisi. Yine hayatıma devam ederdim herhalde.
* Kendinizi kötü hissettiğinizde yaptığınız şeyler?
Daralırım; ne kitap okuyabilirim ne de film izleyebilirim yaptığım en iyi şey çikolata ve cipse dadanmak. Çok kötü biliyorum ve aldığım bütün kilolar hep bu yüzden:(
Yani sıkıntıdan sadece yemek yemeyi becerebiliyorum:(
Ve ben bunu Eren'e, KitapDelisiGizem'e ve Mor Kalemlik'e gönderiyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













