31 Ekim 2011 Pazartesi

Yol Ayrımı


Üç sene önce bugün bir yol ayrımında buldum kendimi.
Kendimce karar verdim gideceğim yola..
Bugün geriye dönüp baktığımda,
 yine aynı yolu seçer fakat üç sene önce değil BUGÜN seçerdim!
Üç sene uzun bir zaman...
Zamanla fark ediyor insan o yola hazır olmadığını,
Daha yapmam gerekenler olduğunu, bazı şeylerin eksik kaldığını...
Ve o yola girdiğimde tahmin edemediğim birçok zorluklarla karşılaşacağımı  kim bilebilirdi ki?
Evet zorda olsa çıktım o zorluklardan.
Ama bana kim diyebilir ki hasarsız atlattığımı?
Artık ben burnunun dikine giden,
yola çıkmaya hevesli babasının küçük kızı değil;
Girdiği yoldan yara bere içinde çıkan,
yaralarını sarmaya ve hayata tutunmaya çalışan genç bir kadın oldum.

Ve bir daha o yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir..

20 Ekim 2011 Perşembe

Sessizlik...


Şimdi o gencecik şehitlerimizin ailelerine kim hesap verecek?

Bütün blog arkadaşlarıma katılarak bir süre yayın yapmıyorum.

Hepimizin başı sağ olsun...


19 Ekim 2011 Çarşamba

İzin Sorunsalı



Şimdi sabah sabah yine sinirlerim fırladı.. Giderek bu şirket daha da dayanılmaz bir hal almaya başladı.. Ah ben böyle mi hayal etmiştim mezun olmadan önce? Müdürüm olsun beni sevsin kollasın istedim, bana bütün bildiklerini aktarsın istedim. Ama öyle bir denize girdim ki giderek batıyorum. Değil mi ki yüzmeyi başaran kurtulur ve bir daha da sırtı yere gelmez ama öyle değilmiş.. Ben yüzmeyi başaramıyorum:( Ben burada mutsuzum ve giderek batıyorum. Sorun şu öyle sık sık izin alan biri değilim.. Geçen hafta bizim buraya yakın bir hastaneden öğle arasında göz doktoruna gitmek için  izin istemiştim. (Öğle arası dikkatinizi çekerim.) Evet müdürün de hoşuna gitti bu durum ama ben ne yazıkki randevu alamadım. Neyse kalsın haftaya giderim dedim. Ama bu hafta yüzüm öyle bir sivilcelendi ki en son lisede böyle bir durumla karşılaştım. Hazır ben toptan bir gün izin alayım cildiyeye de gideyim bütün işlerimi toptan halledeyim dedim. Bugün öğlen  yurtdışına çıkacakları için gittim sabahtan izin almaya. Dedim böyleyken böyle, ee sen geçen hafta gitmeyecek miydin?  Bende randevu alamadım dedim. Hımm bizim falancanın orda tanıdığı var o sana randevu alır! Ama aptallık bende şirketi ben kurtaracağım sanki öğle arasında gidip gelirmişim. Millet çok çalışır dinlenmesi gerekir kafa tatiline çıkar, yok arkadaşı gelir  gezdirmeye gider, yok mobilyacısı gelir evde olması gerekir, yokta yok bizim şirtkette.. Ama bize gelince gerçekten yok!
Ee şimdi az önce geldi müdür ben çıkıyorum diye ve izin kağıdını da imzaladı ama bu benim sinirlerimin yatışmasına yetmedi işte!!! İlk iş yerim olduğu için başka yer bilmiyorum, acaba her yer mi böyle? Yoksa ben fazla mı takıyorum herşeyi? İki sene oldu ama hala alışamadım, böyle samiyetsiz ve yüzüne gülüp arkanadan bu da ne salak diyen birilerine alışamayacağım sanırım...

17 Ekim 2011 Pazartesi

Elif/Paulo COELHO

Üzülerek söylüyorum bu kitap beni çok baydı ve daha fazla devam edemeyeceğime karar vererek kitabın sonunu getiremedim. (Ve bunu kendi adıma utanç ilan ediyorum.) Belki ilerleyen zamanlarda tekrar okuma gafletinde bulunabilirim. Bu kitap için hem çok güzel hem de çok kötü yorumlarda bulunulmuştu. Benim yorumum da ne yazıkki kötülere eklenecek. Özellikle ön yargı ile yaklaşmamaya dikkat ettim ama Paulo Coelho yine beni hayal kırıklığına uğrattı. Beğenenler mutlaka yorumuma kızacaktır fakat ben bu kitaptan kendim için bir mesaj alamadığımı söylebilirim. Ne yazıkki bir daha Paulo Coelho kitabı kütüphaneme eklenmeyecek. Sanırım mistizm ya da içsel yolculuk bana göre değil ya da ben yakın değilim bu tür konulara.. Benim gibi düşünenler varsa derim ki bu kitapla hiç boşa zaman kaybetmeyin.. Yok bi bakmış Elif olmuş yok karısını hem severmiş ama Hilal'le yaşadığı Elif'in etksinden kurtulamamış da.. Hadi be koca adam gencecik kızın büyüsünden kurtulama sonra da git adına Elif de... Kitabın içinde altı çizilesi cümleler de sizi kandırmasın. Malesef konusu ofsayt......

Not: Belki ben bu kitap için doğru zamanlama yapamadım ama çok sıkıldığım belli. O yüzden bir sonraki kitabım bana biraz heyecan katması açısından gerilim romanı olacak..

14 Ekim 2011 Cuma

Bazen..

* Bazen neden fazla konuşup boş boğazlık yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden merakıma yenik düştüğümü anlamıyorum?
* Bazen insanların da kendi içlerine kapanabileceklerini düşünemeyip düşüncesizlik yaptığımı anlamıyorum?
* Bazen neden bu sıkıcı iş yerinde çalıştığımı anlamıyorum?
* Bazen neden beni mutsuz eden bir ortamda hala kalmaya devam ettiğimi anlamıyorum?
* Bazen neden bu kadar uyuz biri olduğumu anlamıyorum?
* Bazen bu dünyanın neden bana dar geldiğini anlamıyorum?

Bazen kendimden nefret ediyorum!!!

Geçmişe Yolculuk..



Günlerden Cuma ve hava da dışarıda fink atılamayacak kadar puslu.. Böyle bir günün akşamında alın sevdiceğinizi yanınıza ve geçmişe bir yolculuk yapın... Ben dün akşam yaptım ve filmin sonunda gülümsüyordum. Evet kabul etmeliyim ki imdb'den 8.0 puan alacak kadar iyi olduğunu söyleyemem, sizi çok etkisinde kalacak kadar çarpmıyor da..
Ama kendine bağlayan farklı bir büyüsü olduğunu söyleyebilirim.

Ah! Lâcivert bir yağmur yağıyor Paris'e.
Ve lâcivert bir tango dudaklarımda.
Seine nehri, hüzünlü kızım benim.
Tül bir perde sermişler toprağa, Paris olmuş...

                                                       ''Özkan Mert''

12 Ekim 2011 Çarşamba

Herşey Bizde..



Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musun?
Çünkü kimseden birşey ummam. Beklentiler daima yaralar.
Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin..
Sadece kendiniz için yaşayın ve;
Konuşmadan önce dinleyin,
Yazmadan önce düşünün,
Harcamadan önce kazanın,
Dua etmeden önce bağışlayın,
İncitmeden önce hissedin,
Nefret etmeden önce sevin,
Vazgeçmeden önce çabalayın,
Ölmeden önce yaşayın..
                                                                                                                             
 '' Shakespeare ''

10 Ekim 2011 Pazartesi

Yağmurlu Bir Gün ve Sınav Gerçeği..


Yağmuru severim ve yağmurun yarattığı rehaveti daha çok severim ama dün nefret ettim.  İnsan pazar günü ve yağmurlu bir sabahta ne yapar? Tabii ki miskin kediler gibi uyur. Ama ben ne yaptım? Kariyer uğruna yollarda perişan oldum. Yüksek lisans uğruna girmek zorunda olduğum yabancı dil sınavına gittim. Ve Türkiye'nin hala çözülememiş eğitim ve sınav sistemiyle karşı karşıya kaldım. Bu ne rezilliktir anlatamam! Tamam telefonla girilemez anladıkta; küpe, yüzük, tel toka, bozuk para, getirdiğin kalem silgiye  ne olur? Kalemlerimle silgilerimi zaten attılar biz veriyoruz diye.. Küpeler ve yüzük çıkacak dediler.. Eee peki ben bunları nereye koyacağım?  Bizi ilgilendirmez! Cevaba bak? Sonra erkek güvenlik görevlisi emanetçi var oraya bırakabilirsiniz dedi. Herşeyi ticarete dökmüşsünüz oraya bırakmaktansa sınava girmem daha iyi dedim. Sonra telefonla az önce gönderdiğin kocanı gerisin geri ararsın, yağmur altında biraz daha ıslanırsın küpe yüzük ve bozuk paralarını vermek için ve sonra da sınava geç kalırısın. Geç girdiğin sınava yanlış yerden başlarsın yarım saat sonra fark ettiğin gerçeği düzeltmeye uğraşırken moralin bozulur ve sınavdan kalacağını fark edersin..

Teşekkürler Türkiye!!!

7 Ekim 2011 Cuma

Görünmeyen/Paul AUSTER

Paul Auster... Bu yazarla tanışmam geçen yıl Sunset Park ile oldu..Yazarın anlatım biçimini çok beğendiğimi özellikle söylemeden edemeyeceğim. Daha önce hiç bir yazarda görmediğim değişik bir tınısı var..Görünmeyen'i kurgu olarak iç içe karakterlerin anlatımı olarak beğendim. Benim tek takıldığım ve hayal krıklığına uğradığım  nokta ise kitap bittiğinde hadi ya böyle mi bitti şimdi bu kitabın sonu  oldu. Ve bence bu da kitaba ve yazara hiç yakışmadı.. Kitabın konusuna gelecek olursak Adam Walker adında bir gencin karmaşık hayat hikayesi diyebiliriz. Gerçek olup olmadığını ya da gerçekte de böyle şeylerin olup olmadığını merak ettim doğrusu. Ama kitabı okuyacak varsa özellikle on sekiz yaş üstü bir kitap diyebilirim . Ya da ensest ilişkileri kaldırabilecek karakterde kişiler okusun diye öneride bulanabilirim. Çünkü herkesin kaldırabileceği bir kitap değil. Yine ya da biz türk halkının diyebilirim.. Söylemlere göre Görünmeyen yazarın en iyi kitabı. Sadece iki kitabını okumama rağmen bence Sunset Park bundan çok daha güzeldi. Ama konu ve kurgu olarak çarpıcı olduğu için eleştirmenler tarafından böyle bir yorumda bulunulmuş olabilir. Özellikle kitap bittiğinde sizi düşündürüyor. Okursanız kitabın sonunun havada kalmasına rağmen pişman olmayacağınızı söyleyebilirim. Tek kelime ile sevdim ben bu kitabı:)

İp ucu vermeyi sevmiyorum ama altını çizdiğim bir kaç cümle ekleyebilirim:)

Hayat, oyalanmakla vakit kaybedilemeyecek kadar kısa. Syf/22
Birinin sizi  sevdiğini öğrendiğiniz zaman sizin de ilk tepkiniz onu sevmek olur. Syf/44 Acaba öyle mi?
Gerçek aşk, diyor, zevk almaktan olduğu kadar zevk vermekten de haz duymaktır... Syf/113
Ve aklı ve deliliği ve aptallığı öğrenmek için ömrü verdim...Syf/156
Dünya yıkıldı, dünya yeniden topralandı, ben de kör topal yoluma devam ettim. Syf/193

6 Ekim 2011 Perşembe

Yeni Kitaplar



Mesleki eğitim kitaplarının fiyatları genelde pahalıdır, bende de huy bunların fotokopisi yada korsanları bende olmamalı. Kitapyurdu'nda indirime girdiğini görünce ki girmese de almam gerekliydi bana çok iyi geldi.


Babalar ve Oğullar'dan sonra neden Babalar ve Kızlar yokki diye düşünürken bu kitapla karşılaştım. Bir çok kişiden babalarına yazmış oldukları mektuplardan oluşmakta kitap ve merak içindeyim ama okumam gereken kitapları düşündükçe moralim bozuluyor:(

Elif'in methini ise çok duydum , birçok blogda da olumlu yorumlar görünce dayanamadığımı itiraf etmeliyim:)


Bin Muhteşem Güneş ve Yüz Yıllık Yalnızlık benim okumakta geç kaldığım kitaplar.. Bir an önce bunları okumam gerektiğini düşünüyorum.


Ve kişisel gelişim.. Gerçi oldum olası kişisel gelişim kitaplarından hoşlanmadım. Bana tamamen yapmacık geliyor. Şöyle yaparsanız şöyle mutlu olursunuz, böyle yaparsanız şöyle zengin olursunuz.. Ama bu NLP'nin  biraz farklı bir yöntem olduğunu duyunca merakıma yenik düştüm sanırım:(





Bunlarda daha önce almış olduğum kitaplar... Şu anda Görünmeyen'i okumaktayım. Demekki bunlardan birini eksiltebiliriz:)



Ve öncekilerle yenileri birleşince de okumam gereken kitaplar bu kadar oldu.. Fotoğrafını çekemediğim ve henüz okumadığım birkaç tane annemde ve birkaç tane de arkadaşımda olan kitaplarım daha var..Ve aklımda kalan birçok kitap daha olduğunu söylemeliyim:( Peki tüm bunları acaba ben ne zaman okuyabileceğim? Neden daha çok zaman yok ki?

4 Ekim 2011 Salı

Bitirdim:)


En sonunda diyorum en sonunda bitti..O yüzden bunu kendi adıma başarı olarak ilan ediyorum.. Bu puzzle'ın sağ olsun hikayesi nihayet son buldu.. Çok gezdi zavallım.. Daha okuldayken almıştım kendilerini başladım sıkıldım bıraktım. Sonra sevgili eşim (o zamanlar sevgilim:)) ziyeretime geldiğinde tekrar başladık o gitti yine yarım kaldı. Sonra okul bitti kendileri yarım kalamayacağına göre (o zamanlar puzzle halısı yoktu) söküldü benimle eve geldi. Sonra araya başka puzzlelar girdi bunun boynu bükük kaldı, yine bitirilemedi:( Sonra evlendim, benimle birlikte yine taşındı zavallım.. En nihayetinde evlendikten iki sene sonra bitebildi kendileri:) Boş odada tozlanmaya yüz tutmaya ramak kalmışken önceki haftalarda kendilerini fark etmemle birlikte şu gördüğünüz hale gelmiştir kendileri:))) Ama çaktırmayın siz o karışıklıkta 2 taşı kaybolmuş, kenarında olduğu için onu fotoğrafa almadım ne yazıkki. Şimdi postadan eksik taşları beklemekteyiz kendisiyle birlikte daha sonraları ise kendisi bir kraliçe gibi duvarımı süsleyecek:) Şimdi sırada başka bir kraliçe var..Bakalım bunun hikayesi ne zaman son bulacak?

İlk Mim

Sevgili Darla sayesinde ilk Mim'imi almış bulunuyorum.. Madem sormuş bize de yanıtlamak düşer:) Mim konusu Lüsklerimiz olunca bir türlü karar veremedim ne yazsam diye..Malum biz bayanların birçok lüksü var:))

Öncelikle kahveye hiç hayır diyemiyorum. Sade türk kahvesini hiçbir şeye değişmem. Hatta bu konuda o kadar da katıyım sakın olaki bana biryerde yanlışlıkla şekerli kahve getirmesinler:)

Sonra da ayakkabılar.. Ayakkabı düşkünlüğüm hiç azımsanmayacak derecede. Gerçi günlük olarak giydiğim ayakkabı sayısı bellidir ama yine de alırım yeterki o güzellikler benim olsun:)

Kitaplar..Annemin bana kattığı çok güzel bir lüks. Gerçi buna lüks diyemem çünkü bu benim için artık bir alışkanlık..Çantamda mutlaka bir kitap olur. Otobüste, serviste, cafe de heryerde kitap okuyabilirim...

Çikolata..Eğer şanslıysam şöyle gerçek bitter çikolataysa isterse diyette olayım bozarım. Bu gerçek bir lüks işte:)

Ve günün yorgunluğunu atmaya bire bir gelen sıcak bir banyo.. Suyun sakinleştirici özelliği olduğuna inanırım..Saatlerce suyun altında kalabilirim, ne yazıkki zaman yetersiz olduğundan herşeye işte bu benim için tam bir lüks..

Şimdi birilerini mimlemek gerek sanırım:)

1- Aysstyle
2-Eleni'nin arka bahçesi
3-Evcilik
4-Baykuş Gözüyle

3 Ekim 2011 Pazartesi

Babalar ve Oğullar/TURGENYEV


 Ne güzeldir baba ve oğul, baba ve kız olmak olmak.. Hayatlarımızda ne de güzel yerleri vardır.. Her zaman annelerimiz ön planda olmuştur  ama babaların yeri ap ayrıdır. Turgenyev'in 1862'de kaleme aldığı Babalar ve Oğullar'ın en önemli özelliği nihilizm ve kuşaklar arası çatışmayı ele almasıdır. Kitabın bendeki versiyonu eski olmasından ve belki çevirisinden dolayı okurken zaman zaman bunaldım ama kesinlikle okunacaklar arasına girmeli bu kitap.. Belki kitap severlerin çoğu okumuşur ama ne yazıkki ben biraz geç kalmışım diyorum kendi kendime.. Baba ve oğul olmak güzel bir tablo olmuştur hep gözümde. Ama zamana yenik düşen de var bu tablo da zamana karşı duran da.. Zaman dediğimiz olay ne yazıkki bizleri kuşak çatışmasıyla tanıştırıyor.  Herkes de mi böyledir bilinmez ama Turgenyev yıllar öncesi bunu fark edip çok da güzel kaleme almış.
Ben babamın oğlu değil kızıyım, oğlu da var gerçi ama :)
 Babayla oğul olmak güzel de babayla kız olmak daha da güzel bence....

29 Eylül 2011 Perşembe

Yükselmek?

Şimdi mezun olduktan sonra kariyer hayatıma başlayalı tam tamına iki yıl altmış iki gün oluyor. Geldiğimden beri masa üstü takvimimin üstünü geçen hergün için çiziktiririm. Neden böyle yaptığımı da hala çözebilmiş değilim. Ama sanırım kendimi burada hapsolmuş gibi hissettiğimden olabilir. Tamam mesleğim güzel, geleceği  de var ama gel gör ki geçen günler, aylar, yıllar bana şimdiki bu canlılığımı hissetirebilecek mi? Geldiğimden bu yana bir çok şey değişti, gelen de oldu giden de... Çoğu kişiler geldikleri yere yağcılıkla geldiler (yani halen daha görmüş değilim bilek gücü ile gelenini..) Gidenlerin çoğu da burada kendilerine bir gelecek göremedikleri için gitti.. Şimdi bu iki yılın sonunda ben anlamış oluyorum ki ne becerebilirim birilerine yağcılık yapmayı ne de hayatıma bu kelimeyi sokabilirim.  Sizce halen daha bu şirkette bana bir gelecek var mıdır? Ben böyle düşüne dururken demekki birilerine kendimi sevdirmişim. Bahsetmek istediğim yükselmek değil de birilerinin kalbine yükselmişim diyebilirim. Aramıza katılması çokda eski olmamakla beraber yine ayrılma kararı veren kariyer hayatında çok tecrübeli birinden bugün ufak ama içimi ısıtacak kadar şeker bir hediye aldım. Bazen hediye almak, sevildiğini hissetmek ne kadar da mutlu edermiş meğerse insanı...Sanırım bu iki yılın sonunda anlamış oluyorum ki herşey kariyer değil, önemli olan adını yıllar sonra da hatırlayabilecek birilerine sahip olmakmış.. Ama yine de ben hala gün saymaya devam edeceğim sanırım.. Kariyerimde  söz sahibi olmak için biraz daha buna katlanmak gerektiği hissediliyor...

27 Eylül 2011 Salı

Sana..


Yazdıklarımı hiç okumadın ya da bana belli etmedin. Zaten hep öyle değil misin şımarırım diye bana çoğu duygunu göstermezsin.  Ama bilirim ki seversin beni değil mi? Hala şaşırım biz iki zıt karakter bunca yıldır nasıl  birlikteyiz diye.. Sen deli dolu yerinde duramayan, bense huysuz bir cadı oldum hep.. Zaten hep bu huysuzluğum yüzümden herkes hep seni daha çok sevmedi mi? Sevdi ama kimse seni benim kadar çok sevmedi, sevemezde!! Ama o liseli kızken bu kadar huysuz değildim sanırım? Hayat mı yordu da ben bu kadar huysuzlaştım?  Bilinmez.. Ama bildiğim birşey var o da karlar altında elini tuttuğum ilk gün biliryordum seninle aynı yolda yürüyeceğimi... Acı tatlı ne çok şeyi paylaştık birlikte.. Birlikte çocuk olduk, birlikte büyüdük biz.. Hayata birlikte adım attık! Sen benim hep ilklerim oldun. On yıl oldu birlikteyiz, bugün de tam iki yıl oldu aynı yastığa baş koyuyoruz.. Umarım saçlarımıza ak düştüğünde de birbimize bu denli bağlı oluruz.. Aynı bu resimdeki gibi yaşlanmak dileğiyle bitanem..

26 Eylül 2011 Pazartesi

Fazla Söze Gerek Yok:)

Havanın bu kadar iç bunaltıcı olmasının aksine bugün tüm ruhumla pozitifim dünyaya. Bunda sebep sabah eşimle birlikte kalkmış olmam olabilir mi acaba? Her sabah sinir edici bir kıskançlıkla onu hala uyurken bırakmak ve benim daha gün aydınlanmadan yollara düşmem ne büyük bir talihsizlik:) Hele onu gözleri kapalı giyinirken görmek tam bir şenlikti doğrusu.. Ne yazıkki öğrenciyken kurduğum tüm hayaller ters yüz olmuş durumda. Erkek dediğin önce çıkar bir kere evden, sen kahvaltı hazırlarsın keyifçe kahveni yudumlarsın onun arkasından. Ama bizde bırak onun önce çıkmasını koskoca apartmanda ben çıkıyorum önceden..Sokaklarda in cin top oynar.. Kahve keyfi ise pembe hayallerden morlaşmaya yüz tutmakta artık:) Ben bir yandan servise yetişme telaşı bir yandan da kendimi fazla ayıltmama gayretindeyim her sabah. Nitekim servise binince bölünmüş uykuma devam etme niyetindeyim:) Çok pozitifsem bu sabah olduğu gibi birkaç satır da okuyabilirim.. Tabii milletin sanki deli dana görmüş gibi bakışlarını yok sayarsak hala pozitifsinizdir:) Bugün kahve keyfini yine sabah yapamadım ama az önce içtiğim kahvenin telvesi hala damaklarımda:) Vesselam hayatın tüm olumsuzluklarına bugün kapalıyım..Fazla  söze gerek yok bugün çokkkk pozitifim....
İki tık tık yapalım ki nazar değmesin:)





22 Eylül 2011 Perşembe

Cariyenin Kızı Mihrimah/Demet ALTINYELEKLİOĞLU


Nihayet kitabı bitirebildim...Nihayet diyorum çünkü bu kitapta özellikle çok sıkıldım. Bunun bir önceki kitabı Moskof Cariye Hürrem'i okumuştum, onun devamı şeklinde olacağını düşünerek alıp okudum. Ama  ne yazık ki bir öncekinden çok farklı değildi..Özellikle kitaptaki gereksiz ayrıntılar beni zaman zaman sinir krizleri geçirtecek kadar sıktı. İlk kitabında yazarı sevmiştim,anlatımı uslubu, kurgusu güzeldi..Şimdi üçüncü kitabı ''Valide Sultan Nurbanu'' çıktı, bir yanım okumak istese de bir yanım acaba yine sıkıcı mıdır  diye düşünmeden edemiyorum. Gereksiz ayrıntıların dışında konu olarak sevdiğimden dolayı yine de okunabilir bir kitaptı. Bu konu ile alakalı farklı kalemlerden ele alınarak yazılmış birkaç kitap daha okumuştum. Fakat Demet Altınyeleklioğlu kitabında en azından kendi adıma diyebilirim ki bilmediğimiz farklı konulara da değinmiş. Bence bu tarz kitaplar yani roman tarzı yazılmış tarihi kitaplar daha cezbedici..Arada sıkılsanızda en azından sizi araştırmaya itiyor diyebilirim.Yine tarihimi merak ettim gerçekten öğrenmek istiyorum diyorsanız farklı yazarlardan yazılmış aynı konuları ele alan kitapları okumalısınız. Bir kaynak  gerçekleri yansıtmak adına hiçbir zaman yeterli olmaz.

Kendi adıma diyebilirm ki ne Sultan olmak isterdim ne de Prenses..Gayet zor bir hayatları olduğu kesin. Hele ki özgürlüğüme bunca düşkünken kendimi saraylar içinde hapsolmuş  ipekler içinde hayal edemiyorum:)

Son olarak;

''Al yeşil bayraklı gemilerle kanatlanmak isterim. Yelkenlerin rüzgarla dolmasını görmek...Rüzgarda saçlarımı uçurmak...Ak kuşlarla yarışmak...Küreklerin şıpırtısını duymak isterim. Sıçrayan köpükler yüzümü yıkasın isterim.''  Syf/152

diyerek böyle bir özgürlüğe herkesin sahip olmasını dilerim...



21 Eylül 2011 Çarşamba

Düşünmekteyim!!!

Hiçbir zaman sabırlı bir insan olmadım. Sanırım olamayacağım da..Herşeyi hep bir anda olsun isterim. Okula başladığımda hemen okumayı öğrenmek istemem, işe başladığımda milletin yıllarca emek verdiği şeyleri bir günde öğrenmeyi istemem, aşık  olduğumda karşılığını hemen istemem gibi..Hiçbir şeye sabrım yok hep herşey bir an önce olsun bitsin isterim. Ya olacak o iş ya da olmayacak..Bu kendimi bildim bileli hep böyle...Malesef ki sabrım olmadığı gibi birşeylere emek harcarken olması gereken biraz zaman istiyorsa sıkılıp bırakmam benim çoğu kez başarısız olmam ile sonuçlanmıştır..Ama işte bu hayat benim için  ya artı olacak ya da eksi ona göre yönümü çizmem gerekli.. Allahın sevgili kulu olduğumu hiç saklamıyorum, bunca şımarıklığa karşın halen daha bana yüzünü güldürüyor. Belki de biliyor bu kulunun huyunu, birşey olmadı mı kendi canından bile vazgeçebileceğini.. Bu aralar yine dellendim, sabırsızlığım tuttu.. Millet deli gibi aylarca iş ararken okulu bitirdiğim günün ertesi günü ilk iş görüşmemde işe kabul edildim. Okuldan geldiğim akşamında da babamdan bir sürü nasihat dinledim, kendini kaptırma bir çok aday olacak ilk iş görüşmende işe alınmayı bekleme diye..Millete alay konusu bile oldum bu sebeple..Sabırsız olsam da hayattan çok fazla  beklemediğim şeyler dışında tüm istediklerim oldu.. İstediğim şeyleri kalpten isterim çünkü. Sevdiğim adam benim olsun, okul okuyayım, işe gireyim.. Oldu ama..Okulla alakalı bir problemim vardı, sınava tabii tutulmam gerekiyordu, çok üzüldüğüm ve beni çok etkileyen bir konuydu kalpetten istedim o da oldu..200 kişilik sınavı 5 kişi kazandı ve kitap açmamama rağmen 1. oldum. Şimdi yine bir isteğim var, acaba çok şey mi isterim? Yoksa çok mu sabırsızım yaaaa....Dün tam da böyle şeyler düşünmekteydim ki garip bir e-mail aldım kim olduğunu bilmediğim birinden..Mail attım sizi çıkaramadım diye,  şahsen beni tanımazsınız ama ben sizi tanıyorum filan ve içimden geldi size atmak istedim bu maili diye bir cevap geldi..Garip çok garip.. Çünkü ben tam da bu aralar birden büyümek ve her istediğim olsun istemekteydim yine....

iki HİKÂYE - ÜÇ DERS - BİR SÖZ 
1.Hikâye-Kavak Ağacı ile Kabak
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.
Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. 
Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?-On yılda, demiş kavak.-On yılda mı? 
Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!-Doğru, demiş kavak.
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye
, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
 Sormuş endişeyle kavağa:
-Neler oluyor bana ağaç?
-Ölüyorsun, demiş kavak.
-Niçin?
-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için. 
 
1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz.
Kolay kazanılan, kolay kaybedilir.  Her işte alın teri ve emek şarttır.
 
2. Hikâye-En iyi Buğday
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. 
Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. 
Çiftçi:-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? 
Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
-Neden olmasın, dedi çiftçi.
-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. 
Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olmasıdemektir.
Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
 
2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.
  
3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.
 
'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.
Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır. 
Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.
 
'Afrika Atasözü Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. 
Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. 
 KALIN SALICAKLA

15 Eylül 2011 Perşembe

Eylül İşte..


Eylül... Fersude sonbaharların giriş kapısı... İlk yaz rüzgârından alınmış bir hızla savrulan düşüncelerin hoyrat hayallerin ve avare zamanların yorgunluğu kırgınlığı pejmürdeliği içinde yeniden derlenip toparlanması gereken hayatın rengi... Ve yeniden başlamanın yorgun ritmini hatırlatan yağmurlar... Bölük pörçük hatıralar kırık dökük sevinçler... Şiir kılığında gelen acı...

Eylül işte; nâm–ı diğer hüzün...

Eylül... Her şair için ayrı bir Leyla; kurşunî gelinlikler giyinip de gelen... Dilemmaların çıldırtıcı sükunu bir yanda; ve bir yanda sislerin ve buğuların ardından sökün edip yürümüş sancıların ilhamı... Katar katar uzaklaşan kuşların kanatlarına yüklenen son arzular kadar umutsuz ve beklenesi...

Eylül işte; nâm–ı diğer pişmanlık...

Bilmiyorum siz bu yazıyı okurken yağmur yağıyor olacak mı?.. Belki yapraklar savruluyordur şimdi bulunduğunuz şehirde; belki sular kararıyordur yavaş yavaş... Altın kızılı bir gurubun soyunmuş dalında çifte kumruları seyrediyorsunuz belki de... Bir sanatoryum bahçesinde gezinen uzun saçlı zayıf ve genç iki kaderdaştır belki ikindiler ve yağmurlar... Belki sizin kentin huzurludur akşamları belki de alaca düşmüş gecenin bir yüzünde siyah tırnaklarını ruhunuza geçirmeye çalışan ifritler dolaşır...

Eylül işte; nâm–ı diğer melal...

Tenha yollar aşınmış günler hayata dar gelen arzular ve kanadı kırık kuşlar... Tabiatın birden uyanıp gerçeği gören yüzü... Kıymeti bilinmeyen lezzetin çamurlara bulaşmış sarı bir acılık tarafından istilasına karşı şaşkınlık... Acıların beyhude sevinçlerin zavallı mutlulukların fanî olduğunu anlamanın dehşeti...

Eylül işte; nâm–ı diğer ölümün rengi...

Eylül... Yaşanmamış mevsimlerin en gerçeği... Uçuk benizli koşuşturmacalar yeniden kurulan defter–kitap pazarı... Eski okul çantasına kalem yerine ancak gözyaşını koyarak okula giden minik adımlar... Yoksul mahallelerde gitgide çamurlanacak karanlık sokaklar... Camlara mıhlanıp 70 yıllık muhteşem bir sükût ile yolları seyreden kırçıl hatıralar... Ciğer paresini okula eksik kitapla gönderen annenin yüreğindeki çizik... Para etse canını da verir ama...

Eylül işte; nâm–ı diğer acının mührü...

İskender PALA

12 Eylül 2011 Pazartesi

Sırça Fanus/Sylvıa PLATH

 Kitabı almamdaki ilk sebep çok yakın bir arkadaşımın kız arkadaşı intihar girişiminde bulundu bende düşündüm ki intihar eden yazarların kitaplarını okursam insanların neden intihar eğiliminde olduklarını algılayabilirim..Sırça Fanus tam da istediğim şekildeydi. Yazar kitabını yayınladıktan bir ay sonra intihar ediyor. Sanırım intihar eğiliminde olan insanlar çok başarılı olsalar bile özgüvenleri olmadığı için kendilerini sürekli başarısız olarak algılıyorlar. Kitapta birçok eleştirmene göre yazarın hayatından kesitler sunduğunu doğrulamakta ve okuduğunuz süre boyunca da yazarın bariz bir şekilde kendine ne kadar güvensiz olduğu irdelebiliyorsunuz. Bir çok eleştirmene göre intihar etmesindeki sebebin annesiyle arasındaki bağın neden olduğu söyleniyor fakat kitapta annesiyle ilişkilerine çok fazla değinim yapmadığı için bir şey söyleyemeyeceğim . Bence böyle durumlarda intihar girişimine sebep birçok neden olabilir. Ama bunu tetikleyen birşeyler mutlaka vardır. Ailede yaşanan travmalar, okuldaki başarı veya başarısızlıklar, arkadaş ilişkileri, ergenlik döneminde yaşanan ruhsal ikilemler..Bunlar ancak ayrı ayrı ele alındığında bir sonuca varılabilir. Tabii hastanın kapılarını size ne derece açtığıyla da çok alakalı bu sonuç.. Psikolog olmamakla bereber  bu konuyu sadece merak ettiğim için araştırma gereği duydum. Ama sanırım bir insan kafaya koymuşsa siz ne yaparasanız yapın onu kurtaramazsınız. Ancak bizler yol gösterebiliriz. Ve eğer karşımızdaki bunu kabul etmiyorsa yapabileceğimiz birşey yoktur. Onlar kandileri isterse kapılarını bize açar ve gitmek istedikleri yolu yine anca kendileri belirler..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...